Pınar İlkiz’in “Saatleri Ayarlama Gerilları” yazısı hakkında konuşulanlar arasında Vaclav Havel, kalp ve Ztohoven kelimeleri aynı cümle içinde geçince, daha sonralara sakladığım bu yazıyı bir an önce hazırlamak kaçınılmaz oldu.

Şehir gerilları Prag ayağı olarak küçük bir parantez halinde gördüğüm Ztohoven, tarih boyunca toprakları işgal edilmiş Çeklerin yeni dünyaya sesleri arasında ince bir cızırtı aslında. Biz, geçmişi anlı şanlı bu ülkenin çocukları olarak sesimizi ne kadar duyurabiliyoruz, o ayrı. Bir konu başlığı olarak değil de yaşam boyu izlemek zorunda olduğumuz bir parodi. Kime, ne duyurduğumuz ise ilahi komedya!

7 kişiden oluşan Ztohoven, hepsi değilse bile çoğu güzel sanatlar akademisi mezunu afacan, muzip ve hepimiz kadar hayat mücadelesinde kişilikler. Grubun elebaşı Roman Tyc, dışındaki sokak sanatçılığı ve içindeki benlik savaşı arasında kısılmış, ilerleyen günlerde adını daha da çok duyacağımız bir sanatçı. Fikirlerin çoğu ondan çıkıyor. Önce 6 kişilik bir çember içinde işleniyor sonra olayın çapı genişledikçe gerekirse yakın çevrelere yayılıyor.

Kim bunlar?Diğer 6 üye arasında tek kadın Mira Slava. O da güzel sanatlar mezunu bir sanatçı. Sisteme, daha doğrusu genele karşı bakış açısında konuşlanmış pek çok Çek genci de grubun aktivitelerine katılıyor, sayılarının yüzü bulduğu rivayet ediliyor.

Bu gibi aktiviteler için anlaşılamayacak bir hızda ve gizli bir şekilde örgütlenebilen Çek gençleri için Ztohoven projeleri seslerini duyurabilmek için bulunmaz fırsatlar olarak görülüyor. Ses derken hala kısık bir ton kastediyorum, nitekim anlatmak için bağırmaya gerek yok, Çekler en çok bunun farkındalar diye düşünüyorum.

Grubun adı Çekçe’de 2 farklı şekilde algılanabilir. Ya kelimeleri bölerek “z toho ven/bunun dışında” ya da telaffuzu aynı ama yazılışı tek harf farkı ile “sto hoven/yüz .ok”. Sayıyla 100 adet olarak açıklık getirmeliyim. Algılamada tercih kişiye bağlı sanırım. Soru işareti şeklindeki logoları belki de “dışında” oldukları “bu”‘ya nedir sorusuyla ilintili, bilemiyorum.

Posterlerde yazan www.ztohoven.com adresine ilk fırsatta girip bakmak notu düşülmüştü akıllara.

Etki-tepki dönüşümlü bir “sanat harekatı” başlattı Ztohoven. 2003 yılı ortalarıydı Prag’da. Tüm metro durakları reklam panoları, bir gecede şeffaf arka plan üstüne siyah bir soru işareti (S/Ş) olan posterlerle kaplanmıştı. İlk bakışta büyük şirketlerin reklam bombardımanlarına bir tepki olduğu anlaşılıyordu, acaba altından neler çıkacaktı?

Yine aynı dönemde, Prag’ın bazı bölgelerinde 800 kadar trafik ışığı artık ezbere bildiğimiz “yürüyen insan”, “duran insan” şekillerinden arınmış, “kafasına silah dayamış insan”, “kendini asmış insan”, “bir bacağı kopmuş insan”, “içki içen insan”, “genç bir kadın” gibi şekillere bürünmüştü. Roman Tyc ve arkadaşları için trafik ışıklarının kopyalarını tek tek yerleştirmek oldukça zahmetli bir işti ve kendi kendilerini finanse etmişlerdi. Belediye tüm bu zahmete değsin diyerek yeni trafik ışıklarının yayaları meraklandırmasına 4-5 gün süreyle izin verdi, yeni ışıkların iyi yerleştirilmemesinden kaynaklanabilecek olası yaya kazalarından hayıflanmayı ihmal etmeden.

Havel’in kalbi

Havel, ülkesinde gerektiğinde eleştirilen, bazen yerilen ama hep sevilen, şükran duyulan bir liderdi. Gelmiş geçmiş sanata, insana ve halkına en yakın duruşa sahip ender devlet adamlarından biri olan Havel, ülkesine her yönden katkısı esas alınarak kıyaslama yapılırsa, kriterlere ivme etkisi yapar, ibre yüksektir. Örnek verilmemeli, özenilmeli ama üzülmemeli. Halimize kimse gülmemeli!

Aynı yıl, 2 dönem üst üste ülkesine hizmet vermiş Vaclav Havel için artık görevden ayrılma zamanı gelmişti. Vaclav Havel cumhurbaşkanlığa veda ederken sanatçı Jiri David, Prag Kalesi’nin şehirin pek çok noktasından görülebilir bir noktasına, pembe neondan bir kalp yerleştirdi. Sanırım güz mevsimiydi, yeni yılla beraber Havel görevine veda edecek ve neon kalp de birkaç ay gökyüzünde asılı kaldıktan sonra indirilecekti. Şehirde NATO zirvesi vardı ve Çeklerin AB üyeliği için düşünmeye ihtiyacı.

Gazeteler, dergiler, tramvaylarda insanlar, birahanelerde sarhoşlar, bahçedeki çocuklar, şehrin yarım milyona yakın yabancı sakini ve onların uzak şehirlerdeki tanıdıkları ve yüzlerce gezgin ve milyonlarca turist ve kuşlar ve kediler ve köpekler, herkes ama herkes “Avrupa’nın kalbinin attığı şehir” (Pazarlama geçmişi ne şaibeli bir sanat dalıdır!) Prag’da neon kalbi konuşuyordu. Kalp asılı olduğu konum dolayısıyla, hemen her gün geçilen alelade sokaklardan birinden mutlaka parıldıyor, kendini hatırlatıyor, rengi biraz da can sıkıyordu.

Kalp, “Pek rüküş, pek sakil!” diye çok eleştirilir. Ama zaten amaç da en derinlerde budur. Tarihin her döneminden yapılarıyla adeta bir açık hava müzesi Prag’da, Aziz Vitus Katedrali’nin göğü delip geçen kulelerine asılı gibi duran pembe neon bir kalp. Süslenerek maskelenen gerçekler gibi. Temeli olmayan bir estetik anlayışına yerden bir bakış. Kulelerin çörtenleri gargoylların yüzyılımıza bıyıkaltı gülüşleri.

Atıf, Havel’in imzasınaydı aslında; sanırım devrim sonrasında imzasına eklemeye başlamıştı küçük bir kalp. Masumane. Orta yaşın baharında ülkesine aşık bir adamın çekinmeden hala çocuk kalabilen yanının yansıması. Jiri David, Vaclav Havel’e saygısını belirtmek amacıyla değil de kendisini tümüyle kabullenişini vurgulamak istediğini belirtir, dikkatlice eseri hakkında verdiği röportajlarında. Projeye 1 yıldan uzun bir süredir hazırlandığını, sponsorların tümüyle halktan kişiler olduğunu, devletten sadece elektrik parasını ödemesini istediğini vurgulayarak.

Ztohovone üyelerinin akademiden hocaları olan Jiri David’e -ki kendisi de 80’li yıllarda oluşumlardan, olaylardan geri kalmayan bir sanatçı idi ve hala Çek sanat camiasının hala bir vazgeçilmezi- mezuniyet sonrası bir hediye olarak sundukları, “bir gece ansızın neon kalbin yarısını örterek Ztohone sembolünü ortaya çıkarmak ve varlıklarını Prag’a ışıl ışıl ilan etmek eylemi”‘nin nedeni, hocalarının belki de çoğu kişiden daha iyi görebildikleri mesajını vurgulamaktı. Belki de eserin, bitmek bilmeyen tartışmalara malzeme olmasına dayanamadıkları için. Ya da pek çok Çek’in düşündüğü gibi, şehre asılı bir soru işareti. ?. Dalga geçer gibi. Bak, kalp! Bak, acaba? Bak, hala!

Krkonose dağlarında nükleer patlama?

Haziran 2007’de son eylemini gerçekleştiren grup şu sıralar yargı önüne çıkmaya hazırlanıyor. Devlet kanalı CT2’nin stüdyolarını bir gün ansızın basıp yayınını 40 dakikalığına ele geçiren 15-20 kadar eylemci, hava durumu yerine ülkenin dağlık bir bölgesinde nükleer bir patlama olduğunu gösteren bir video yayınladı.

Ztohoven çetesiZtohoven’in sonradan üstlendiği olay çok büyük yankı uyandırdı. Önce paniğe düşen Çekler sonra gülümsediler ve hayatlarına devam ettiler. Fakat devlet kanalı intikam peşinde, eylemcilerin kimliklerini açıklayıp Ztohoven’i Taliban’nın askerleri gibi görüntülerle yayınladı. Akabinde bir hata olduğunu söyleyip özür dilediler.

Yine devlete ait bir kurum olan Ulusal Galeri ise, yılın sanat olayı olarak kabul etti eylemi ve grubu geçen ay ödüllendirdi. Ödüllerini avukatları adlarına aldı. Grup, halkı birkaç saatliğine bile olsa paniğe sürükleyen eylemlerinin sebebi olarak serbest bir çeviri ile “Bardak taşmıştı!’ dediler.

2005 yılında Avrupa’nın en özgür festivali olarak bilinen CzechTek (Giriş bedava!) sırasında çıkan olaylarda, polis kuvvetlerinin şiddet uygulaması ve dönemin başbakanının festival katılımcılarını “Sarılık ve AIDS bulaştıran tehlikeli bağımlılar topluluğu” diye adlandırması halkı/grubu tedirgin eden şeyler arasındaydı. 80’li yıllarda komünist basında çıkan “Çekoslovak punk” karşıtı propagandaları küçükler duymuşlardı ya da büyükler hatırlıyordu. CT2’ye son dönemde işe alınan bir yöneticinin eski Çekoslovak Komünist Partisi’nin askeri bir kolunda görev yapmış olduğunun ortaya çıkması da etkenler arasındaydı. 18 yıl sonra bile totaliter rejimin etkileri devam etmekteydi.

Amerikalıların Çek topraklarına kurmak istedikleri radar istasyonu ise sanırım bardağı taşıran son damla olmuştur. Gün geçtikçe her adımda karşılaşılan reklam panoları, dizilerle uyutulan halk, kendini bilmez ünlülerin magazin programlarındaki rezillikleri, vs. Ne kadar tanıdık, değil mi?

Roman Tyc, bir röportajında içinde birisini öldürebilecek kadar nefret biriktiğini, “vicdan”ının artık öldüğünü ve mezarını da hazırlamaya başladığını söylemişti. Tıpkı şarkı sözleri gibi, çeviriyle etkisi kayboluyor. Ne hazin, değil mi?