1963 yılında yazar Yukio Mishima ve fotoğrafçı Eikoh Hosoe, Mishima’nın kitabı “Güllerin Öldürdüğü” için birlikte çalışırlar. Kısmen fotoğraf performansı, kısmen gerçeküstü biyografik bir çalışma olan kitap hakkında Hosoe bir kısım detay anlatmıştır:

Ba-ra-kei, Güllerin Öldürdüğü, 1961 yılında bir eylül gününde başladı. Japon yayıncı Kodansha, Mishima’nın fotoğraflarını çekmemi istedi. Kendisini ismen tanısam da, yüzyüze hiç görüşmemiştik. Bu işe neden seçildiğimi de anlamış değildim. Mishima’nın evine taksiyle gittik. Tokyo merkezden yarım saat sürdü. Taksi bir halk hamamının önünden ufacık bir yola girdi, aniden keskin bir dönüş yapıp Mishima’nın etkileyici evinin önünde durdu. Demir bir kapı, kapının ardında birkaç basamak, oradan da kapıya doğru kırk elli metre yol vardı. Sol tarafa doğru geleneksel Japon evi, sağ tarafta ise düz bir çimenlik vardı. Çimenliğin ortasında siyah beyaz mermerden bir zodyak heykeli dikilmişti, beş metre civarında çapı vardı. Verandada Mishima bekliyordu. Yarı çıplaktı ve kara gözlükler takmıştı. Beyaz bir sandalyeye oturmuş, güneşleniyordu. Masasında çay fincanı ve yarısı içilmiş greyfurt suyu vardı. Öğleden sonra saat iki civarında olmalı, demek ancak kahvaltı etmişti. Resmi bir selamlaşam sonrasında Mishima’nın ilk sözleri, sanki merakımı anlamış da cevaplamak için konuşmaya başlamış gibi geldi: “Tatsumi Hijikata ile çalışmanızı çok sevdim, bu nedenle editörümü arayıp sizinle çalışmak istediğimi söyledim.”

İnancıma göre, insan ruhu varlığını sürdürür. Özellikle de sanat nesnelerinde, sanatçının ruhlarıyla yaşarlar. Bu nedenle Mishima ile çalıştığım altı ay boyunca onu çok sevdiği rönesans portrelerinde resimledim, bunun sorumluluğu bana aittir. Altı ay boyunca hiç bir edebiyat devi gibi hareket etmedi. Küçük bir seyahat çantasıyla geldi, içine neye ihtiyacı varsa koyuyordu. Bir kez bile kibirli bir tavrını görmedim. Her zaman sevimli ve cana yakın davrandı.

Mishima evinde yazarların, editörlerin ve sanatçıların toplandığı kapalı partiler verirdi. Ben de davet edildim. 1965 ya da 66 baharı olmalı. Yirmi kişi vardı. Aralarında ünlü bir solcu yazar ve Mishima’nın da sevdiği popüler bir yazar da vardı. Herkes kafayı bulunca, sohbet koyulaştı. Bahsettiğim romancı Mishima’ya geldi ve “Bay Mishima, bana roman yazmayı öğretin,” dedi. Herkes şaka sanıp güldü. Romancı ciddiydi oysa, Mishima da zaten soruyu ciddiye almıştı. “Ben de yaşadım aynısı,” dedi Mishima, “Bir gazete için roman yazmam istendiğinde, tecrübeli bir romancıya gidip yardım istedim. Beni yok saydı. Şaka yapma dedi.” Mishima sonra popüler romancıya dönüp, “Gel köşeye çekilip konuşalım,”dedi. Uzaktan gördüğüm kadarıyla uzun uzun konuştular ve romancı da sürekli kafasını sallayıp, dinlediklerini onayladı.

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page