Alasdair Gray

gray

 

 

1934 doğumlu İskoç roman yazarı, oyun ve hiciv yazarı, şair, illustratör, gravür sanatçısı. 20. yüzyılın William Blake’i, yaptığı gravür çalışmaları ile de Glasgow’un Piranesi’si olarak adlandırılıyor.  Anthony Burgess tarafından “Walter Scott’tan bu yana en büyük İskoç romancı” diye tanıtılan yazarın,  savaş öncesi İskoçya etrafında şekillenen ve 40’ların, 50’lerin genç bir sanatçısının portresi etrafında tasarlanmış Kafkaesk-Orwell tarzı distopya olan ve 1981’de yayınlanan ilk romanı Lanark, Türkiye’de Metis Yayınları tarafından yayımlandı. Yine iyi bilinen Viktoryen Frankenstein kurgulu bir diğer romanı Poor Things ise Türkçe Zavallılar olarak Ocak 2012’de Sel Yayıncılık tarafından yayınlandı. Tarzı, akıcılığı, üslubu ve kitaplarında verdiği notlarla gerçekten özgün bir yazar olan Gray, aynı zamanda “Why Scots Should Rule Scotland” kitabı ile de keskin bir İskoç bağımsızlığı savunucusudur. Blogunda yazmaya devam eden yazarın 2012 yılında kısa hikayelerinden oluşan kitabı ” Every Short Story from 1951 to 2012″ basıldı. 

[sws_divider_line]

 “Yıldızı aldı. Sıcaktı. Avcunu yakut rengi bir parlaklık kapladı”

[U]fuğun ötesine bir yıldız düştü, belki Kanada’ya. Kanada’da teyzesi vardı. İkincisi daha yakına, çelik fabrikasının arkasına düştü. Bu yüzden üçüncüsü bahçeye düştüğünde çok da şaşırmadı. Altın renkli ışığın parıltısı apartmanların dış duvarlarını aydınlattı ve alçak bir nağme işitti. Işık koyu kırmızıya dönüp söndü. Aşağılarda bir yerde yıldızın gece havasında solduğunu biliyordu. Pencereden dönerken hiç kimsenin farketmediğini anladı. Babası masada, dalgın şekilde somurtup, futbol kuponu dolduruyor, annesi ise iç çamaşırı yığınının altında ütü yapmaya devam ediyordu. Kısık bir sesle “Ben dışarı çığıyom” dedi.

Annesi “Geç kalma” dedi.

Antreden geçip sahanlığa girdi, kapıyı ardından kapadı.

Merdivenler soğuktu ve ampul her bir basamağı soğuk ışığıyla aydınlatıyordu. Siyah, sessiz bahçeye üç adımda fırlayıp, ön ve arka tarafı araştırmaya başladı. Elleriyle bahçedeki kıyafet askısı  yığının etrafında uzun ve ince otları taradı. Aradığını dağılmış lahana yapraklarının üzerindeki gübrenin içinde buldu. Pürüzsüz ve yuvarlak, cam bir misket büyüklüğündeydi ve değerli bir parça yeşil sarı kadifenin üzerindeymiş gibi gösteren bir ışıkla parlıyordu. Yıldızı aldı. Sıcaktı. Avcunu yakut rengi bir parlaklık kapladı. Cebine koyup yukarı, geri çıktı.

Akşam, yatağında yıldıza daha yakından baktı. Kolay uyanmayan erkek kardeşiyle uyuyordu. Yorganın altında yavaşça kıpırdandı, avcunu açtı ve dikkatlice baktı. Yıldız beyaz ve mavi  parladı, etrafındaki boşluğu tıpkı bir buzdağının tepesindeki mağaraya çevirdi. Gözüne yaklaştırdı. Derinliklerinde bir kar tanesi vardı, gördüğü en muhteşem şeydi. Kar tanesinin arasından büyük galaksilerle dolu gökyüzü altında, parıltılı mavi-siyah dalgaların okyanusuna doğru baktı. Uzaktan, deniz kabuğundaymışçasına sakinleştirici bir ses işitti ve avucunun içinde güvenle sakladığı yıldızıyla uykuya daldı.

Aşağı yukarı iki hafta yıldızla oynadı. Her gece yorganın altından ona baktı. Bazen kar tanesi, bazen çiçek; bazen de mücevher, ay ya da bir manzara gördü. İlk başta gün evde boyunca saklıyordu fakat sonra yanında taşımaya başladı. Cüzdanındaki pürüzsüz yuvarlağın hafif ısı kendisini aşağılık ya da ihmal edilmiş hissettiği zaman onu teselli ediyordu.

Bir öğlen okulda hızlıca bakmaya karar verdi. Sınıfın arkasındaki sırada tek başınaydı. Öğretmen öndeki çocukların arasındaydı ve bütün kafalar kitapların üzerine eğilmişti. Çabucak yıldızı çıkarttı ve baktı. İçinde sudaymışçasına soluk ve titreşen yeşil gözbebeği olan soğuk bir göz vardı.

“Ne var orada, Cameron?”

İrkildi ve elini kapadı.

“Misketler bahçede oynamak içindir, sınıfta değil. Onu bana versen iyi olur.”

“VÜremem efendim.”

“Karşı gelmene müsamaha gösteremem, Cameron. O şeyi bana ver.”

Çocuk, üzerinde öğretmenin suratını gördü. Ağzı, kesik bir bıyığın altında açılıp kapanıyordu. Aniden ne yapacağını anladı ve yıldızı ağzına atıp yuttu. Isısı kalbine gömülmüş gibi rahat hissetti ve gevşedi. Öğretmenin yüzü uzağa gitti. Öğretmen, sınıf, dünya, ateşlenmiş bir roket gibi uzaklaştı. Karanlık, ardında muhteşem yıldızların izini bıraktı ve o da yıldızlardan biriydi.

Türkçesi: Eda Gündüz