2007’den bu yana, Seydi Murat Koç içinde yaşadığımız dünyayı eleştirel bir biçimde analiz eden bir sanat anlayışı geliştiriyor ve doğayı taklit etmekten, gerçekliğin yeniden üretilmesine ve ütopik veya distopik dünya görüşlerini yansıtan alternatif imgelerin yaratımına kadar çeşitlilik gösteren çağdaş figüratif resim anlayışındaki güncel tartışmalara olumlu katkıda bulunuyor. Bugün, Koç, çeşitli estetik kaygıları, teknikleri ve şehir hayatının kavramlarını bir araya getirerek, kentsel yapıları sökerek ve yaşadığımız bu beton felaketten kaynaklanan sosyal altyapıyı eleştirerek gerçekliğimize resimsel yorumlar getiriyor.

Seydi Murat Koç, Yüzleşme, Hades ve Teğet serilerinden beri obje ve figürlerin mimari öğelerle kurdukları tuhaf ilişkilerin şu anki varlık durumumuzu sorguladığı kentsel sorunlara odaklanıyor. Yüzleşme serisindeki Beyaz Galata (2006) veya Tabular Önünde (2006) gibi erken dönem ve Hades serisindeki Hades III (2010) ve benzeri yeni dönem işlerinde, sanatçı birbirinden farklı mimari anıtları birbiri üzerine bindiriyor ve bu mücadele, şaşırtıcı ve gizemli olaylara zemin oluyor. Bu serilerde, kendine has baskı teknikleri, fotoğraf kolajları, güçlü ve aceleci fırça darbelerinden kaynaklanan dışavurumcu bir karakter ağır bassa da, Teğet serisindeki işlerde daha sakin bir atmosfer gözlemleniyor. Haydarpaşa (2011), Galata (2011) veya AKM (2011) gibi resimlerde, dokusal olmayan siyah beyaz renk alanları ve nispeten minimal estetik anlayışı gibi kolaja benzer bir karakter görülmesi sebebiyle, grafik sanattan güçlü bir etkilenim gözlemlenmekte. Ancak, eserin sükuneti, resmedilmiş binalara saldıracak gibi görünen davetsiz bir misafirin ani tehdidinin görsel ve entelektüel gerilimi ile bozulmakta. Grafik sanat ve tasarım, sanatçının eserlerinde etki ve güç kazanmaya Sıçrama serisinde başlamış. O zamandan beri, eserlerinin grafik karakteri, günlük olarak kullandığımız her şeyin tasarımcılar tarafından geliştirilip, makineler tarafından üretildiği metropollerde yaşanan sanayi sonrası yaşam durumuyla ilişkileniyor. Kendine has baskı tekniklerinden seri dijital baskı tekniklerine bir geçiş gösterdiği için, Teğet, Koç’un çalışma metodunda önemli bir değişimi işaret ediyor. Bu değişim, resimlerinde kullandığı imajların endüstriyel çağrışımlarıyla mükemmel bir uyumluluk sağlıyor. Bunun dışında, Teğet, Seydi Murat Koç’un sosyo-politik yönlerini gözler önüne seriyor, çünkü eserleri, AKM, İMÇ gibi mimari eserler ve diğer önemli binaların yıkılmasıyla İstanbul’un kentsel dokusunu tehdit eden, şehirde süregelen vahşi seçkinleştirme sürecini eleştiriyor. Serinin her parçası var olan popülist siyasete karşı bir mücadele oluşturuyor ve sanatçıyı, resmi formalist kaygılardan arınmış bir protesto ve eleştiri eylemi olarak gören bir aktivist olarak konumlandırıyor.

Sanatçı, son serisi Yerden Yüksek ile insan figürünün eserlerine geri dönüşünü gözler önüne seriyor. Bu seride, genellikle yalnız ve genç kadınlar, yapısökümcü ve deforme olmuş mimari bir dekorda görülüyor. Binanın tepesinde olmaları ve şehrin derinliğine bakarken, bu figürler, kalesinin en yüksek burcunda ayakta duran bir kral gibi dokunulmaz görünüyorlar. Bazen, tıpkı bir peri masalındaki gibi dünyanın en tepesinde duran ve genelde kanatlı olan kadınlar, beton zemin üzerinde yaşanan bu kaostan kaçabilmek için şehri terk edecek gibi görünüyorlar. Diğer çalışmalar, klasik dönem heykelleri ve gövdelerini şehir manzarasına yerleştiriyor ve farklı kaynaklardan gelen kodların arasında tuhaf bir çatışma yaratıyor. Yeni serideki resimlerde, kompozisyon ve kavramsal yapı dikkate alındığında, genellikle tuhaf ve Teğet serisinden daha karmaşık bir yabancılaşma etkisi gözlemleniyor. Seydi Murat Koç, kentsel ve sosyal altyapımızın daha pozitif ve daha insancıl bir yapı kazanması için mimarinin önemine dair bilinci artırmayı hedefliyor. Sanatçı, Frank Gehry ve Norman Forster gibi tanınmış mimarların, önemli yapılarından örnekler kullanarak, İstanbul’un kentsel çehresinin yoksulluğunu açığa çıkarıyor. Bu bakımdan, çalışmalar metropolün genel mimari çirkinliği üzerine bir eleştiri haline geliyor. Koç, son çalışmalarında binaları, arka planı silmek ve tamamen mimari karaktere odaklanabilmek amacıyla tuvalin dörtgen sınırlarından kurtarıyor. Aynı zamanda bu eserler, düz tuvali Frank Stella tarzında bir mimari resme dönüştürerek obje benzeri bir karakter ediniyorlar. Eserlerdeki binalar gerçekte yok, sanatçı tarafından, kendi imaj arşivinden seçtiği binaların parçaları kullanılarak kolaja benzer bir tarzda yaratılıyorlar. Koç, örnekleme ve kopyalama-yapıştırma tekniklerini kullanarak, mimariyi, işlevi ve rasyonelliği, estetik ve görsel dışavurum adına yok sayan, birbirinden bağımsız ve çoğulcu bir estetikle kesiyor, düzenliyor, ayrıştırıyor ve tekrar birleştiriyor. Resmin kolaja benzer radikal estetiği, resmi kayda değer bir yardımcı olmaktan çıkarıp, salt bir görsel öğe haline getiren biçimsel karakteri ve betimleyici olmayan renk kullanımı, resmi, gerçekliğin yalnızca basit bir yansıması olmaktan çıkarıyor ve kendi biçimlerini oluşturmasını sağlıyor. Aynı zamanda, özellikle bu parçalar soyut bir estetiğe ulaşmaya gayret ediyor ve sanatçının artistik gelişimi veya yapıtlarının gidiş yönü hakkında bir ipucu olduğu şeklinde bir okumaya izin veriyor.

Bundan sonraki işleri onu nereye götürürse götürsün, şu ana kadarki sanat yolculuğuyla, Seydi Murat Koç, çağdaş Türk resminde önemli ve etkin bir rol oynuyor. Genç sanatçıların ve sanat öğrencilerinin, çarpıcı görüntüsü ve teknik avantajları nedeniyle, genelde düşüncesizce ve kavramsal ve biçimsel tutarlılık ve bağlayıcılığı hiçe sayarak kullandığı transfer ve kopyalama yöntemlerinin ağırlıkta olduğu, zamanımızın figüratif ve gerçekçi resim sahnesinde, Koç, malzemesini yansıtan ressamlara bir örnek oluşturuyor, figüratif resmin dilini yeniliyor, yeni estetik ufuklar açıyor ve resim, grafik tasarım, yeni medya ve mimari arasında disiplinler ötesi tartışmalar oluşturuyor. Seydi Murat Koç, aynı zamanda, basitçe gerçekliği kopyalayarak ya da yansıtarak değil, gerçekliği, bilinenin ötesine geçmek üzere yıkarak, formalist yaklaşımın da ötesine geçiyor. İşte bu yüzden gerçekçi resmin şu andaki durumunu sorgulayan eserler yaratıyor, görsel kültürümüzün imgelerini inceliyor ve kentsel yaşamımızın halihazırdaki durumu üzerine bir eleştiri geliştiriyor. Koç, bu bakımdan, gerçekçi resmin ve her gün mücadele ettiğimiz sosyal gerçekliğin statükocu durumunu tartışıyor.

Marcus Graf: Yeditepe Üniversitesi, Sanat Yönetimi Bölümü ve Daimi Küratör, Plato Sanat

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page