Şerafettin sokağın sonunda, sağ köşede simitlerini satarken Gündüz Vassaf okuyan Mesut’un etrafa saçtığı susamları yiyen güvercinler bu yazının konusu olamayacak kadar hareketliler, serçeler daha da zor.

Zamanı yavaş ve temkinli kullanan yumuşakçalar şubesine üye, kabuklu bir hayvan üzerine düşünmek istiyoruz.

Düşünelim.

Arkamızda simitçi, Şerafettin sokak boyunca yürüyoruz, tabii ki yağmurlu bir gün, ahmak ıslatan bile yeterli olabilir. Sokağın sol tarafında olduğu yerde güçlü, kuvvetli ve kendinden emin duran, bahçesindeki çam ağaçlarının her daim rüzgar altında kalmaktan savruk bir şekilde büyümüş olan dallarına bakakalsak da, Erenköy Palas apartmanı yan duvarları üzerindeki hafif kıpırdanmaları da fark etmiyor değiliz.

Biz kimiz?

Biz belki de Asya yakasına yeni dönmüş, Aki Onda’nın “Fish don’t know it’s raining” parçasını loop halinde yaklaşık 2 saattir dinleyen ve yavaşlığın gerekliliği üzerine düşünen birisiyiz. Salyangozlar ile karşılaşmamız büyükçe bir mısır koçanının duvar kenarındaki anlamsız duruşu ile birleşiyor.

Salyangozlar hassas hayvanlar, çok soğukta vücutlarında bol miktarda su bulunduğundan donabiliyorlar, çok sıcak havalarda da tam tersi. Yağmur yağar ve salyangozlar belirir diyebilir miyiz? Salyangozlar yağmur tanelerinin yavaşlamış düşünce ile buluşmasından oluşur diyebilir miyiz?

Bir salyangoz ile yaşamak için nemli bir evimiz olmalı galiba. Neyse salyangoz işte yavaş yavaş düşündüren animalia aleminden, mollusca şubesinin, gastropoda sınıfının utangaç üyesi.

Peki son soru, salyangoz yağmur yağdığını bilir mi?

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page