Werner Herzog, BBC ile röportaj yaparken bir hayranı tarafından vurulmuştu. Grizzly Man isimli belgesele anlatırken, sniper ateş açmıştı. Bu türden durumlar her an yaşanabilirmiş gibi soğuk biçimde, “Biri bize ateş ediyor, gitsek iyi olur,” dediği aktarılır. Röportaja üzerinde kanlı şortuyla devam eden Herzog, “Önemli bir mermi değildi, korkmuyorum” der.

Biz burada, Herzog’un günlüğünden bir bölümü, TMN’den çeviriyle aktarmaya yelteniyoruz.

Sevgili günlük: Jimnastik, duş ve kahvaltı. Sonra bahçeyi sularım çünkü kupkuru. Suladıktan sonra toprağa suni gübre katarım. Çiçeklerin ben onlarla ne kadar çok konuşursam o kadar güçlendiklerini hissediyorum. Yanlışlıkla havlum marifetiyle çiçeklerden birini öldürdüm. Dünya kaosta. Ağlamayı da beceremedim.


Sevgili günlük: Bugün karayolunda arabam çalındı. Şaşırmadım.


Sevgili günlük: Tüm gün çalış, kısa bir ara, sonra yemek. Rutinler beni mutlu ediyor çünkü günü düzene koyuyorlar; düzen olmazsa, kaos ve şiddet olur. Fakat yemek için peynirli sandviç yaptım ve nefret ettim. Üzerine tükürüp ne olacağını göreyim dedim. Yine de yedim. Herkes ölecektir, fakat şimdilik yaşamalıyım.


Sevgili günlük: Yeni filmim yakında sinemalarda olacağı için, bu akşam yemekte bir sinema yöneticisi ile birlikteyim. Restoranın dışında dallarında ışıkların olduğu bir ağaç var Bu durum Los Angeles’ta pek popüler. Sanırım birçok kişi bunları güzel buluyor. Benimse tüm yaptığım bakmak, tek düşünebildiğim, bir ağaç evde yaşayan Sri Lankalı ailenin yanışını izlediğim gece oluyor. Tam bir ağlama anıydı ama bana göre değil. Bebekleri yanarken izleyip hiç ağlamadığımı hatırlıyorum. Paltoyu teslim ediyorum.


Yemekte fistolar var. “Fistolar alayım,” diyorum garsona, iyiler, bana zarar vermiyorlar. Yönetici, yeni filmin seksten hoşlanan kadınların anlatıldığı bir TV yapımı olan Umutsuz Ev Kadınları’na benzeyip benzemediğini soruyor. Sanırım garson bunu duyduğunda şoka girdi.


Sevgili günlük: Klaus Kinski ile birlikte Fitzcarraldo’yu yaptık. Kendime hakim olmakta zorlandım. Bir an geldi ki Kinski’ye uyumlu çalışmazsa kendisini vuracağımı söyledim.

Bu aklıma bu akşamı getirdi, akşam yemeği için ıspanak aldım. Ispanak pişerken çekiyor, böylece sadece bir kişiye verilecek hale geliyor. Fakat yemekte dört misafirim var. Şaşırmamalıyım, ama şaşırıyorum.


Sevgili günlük: Sabahları süratle giyiniyorum. Bugün iç çamaşırımda yüz dolarlık banknot buldum. Çöpe attım.


Sevgili günlük: Zaman geçsin diye, eski günlüklerime bakıyorum. Bu günlük metni, sekizinci yaşımdan:

“Sınıf beni hayal kırıklığına uğratıyor. Oğlanların hiçbiri bana iyi davranmıyor. Bir tanesi yüzüme vurdu Ona ‘Bana vuruyorsun, gitmeliyim,’ dedim ve eve yürüdüm. Yine de kendime acımıyorum. Onlar da ölüp gidecekler.”


Sevgili günlük: İçinde “kullanılabilir dakikalar” olan bir cep telefonum var. Buna gülüyorum çünkü hiçbir dakika “kullanılabilir” değildir – Tam olarak şu anda mevcuttur ve işin aslı, geçip gitmişlerdir.


Sevgili günlük: Kızkardeşim Hedda, evime yakın bir yerde anaokulu öğretmenliği yapıyor. Grip nedeniyle yorgan döşek olduğundan beni aradı – fakat henüz ölmeyecek, o kadar da kötü durumda değil- onun yerine öğretmenlik yapmamı istedi.

Razı oldum. Etrafımda çocukların olmasını severim. Çocuklar oldukları gibiler. Çok mutlu bir gün geçirdik. Bir yandan konuşurken, bir yandan bir şeyler atıştırırdık. Umarım onların yüzünü kara çıkarmam.

ÇOCUK: Kağıt neden yapılır?

HERZOG (Ben): Bilmiyorum.

 

ÇOCUK: Bir köpeğim ve Sabrina isimli bir kedim var, kızkardeşimin de adı Sabrina ama kendisi bir kedi değil.

HERZOG: Kedinin ismi kızkardeşinden dolayı mı verildi.

ÇOCUK: Hayır.

HERZOG: Kızkardeşinin ismi kediden dolayı mı verildi?

ÇOCUK: Hayır.

HERZOG: Kızkardeşin kaç yaşında?

ÇCOUK: Ben beş yaşındayım.

HERZOG: Herhangi bir yaşta ölebilirsin.

ÇOCUK: Köpeğim Pickles.

HERZOG: Pickles adı kimin için verildi?

ÇOCUK: Peynir bisküviye gidiyooor!

HERZOG: Benim adım herhangi birinden gelmiyor.

ÇOCUK: Peynir bisküviye gidiyooor!

 

ÇOCUK: Bir uçağa kaç araba sığar?

HERZOG: Hiç.

ÇOCUK: Neden?

HERZOG: Hileli bir soru bu. Beni kandırmaya çalışıyorsun.

 

ÇOCUK: Michael’a şapkasını neden geri vermek zorundayım?

HERZOG: Çünkü ona ait. Geri ver.

ÇOCUK: Ama şapka benim.

HERZOG: O zaman verme. Kendine sakla. Kimse umursamaz.

ÇOCUK: Öğretmen nerede?

HERZOG: Tanrı olsaydı o da umursamazdı. Fakat tanrı yok.

 

ÇOCUK: Neden kraker yemek zorundayım?

HERZOG: Yemek zorunda değilsin.

ÇOCUK: Öğretmen yediriyor ama.

HERZOG: Ben öğretmen değilim. Ben Herzog’um.

ÇOCUK: Krakerden nefret ediyorum.

HERZOG: Herzog da nefret ediyor.


 

Sevgili günlük: Bu da üniversite yıllarından bir başka günlük yazısı:

Yeni kız arkadaşımın adı Elvsted. Soyadı bu. İlk adını bilmiyorum. Birlikte tatlı yiyeceğimiz bir yere gitmeyi teklif ettim. Benimle buluşmadı. Ben de çikolata sipariş ettim. Onu yerine sandviç getirdiler. Her şey iyi.


 

Sevgili günlük: Alışveriş merkezinde bir kıyafet dükkanından geçtim. Vitrinde bir renkli bir tişört bir mankenin üzerindeydi. Tişörtün üzerinde “Korku yok (No Fear)” yazıyordu. Vitrin camını ellerimle kırdım ve tişörtü paramparça ettim. Bir giysi benimle alay etmeyecek.


 

 

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page