Wilfrid Michael Voynich, 1912 yılında Roma’ya 20 km. uzaklıkta, dönemin zengin ailelerine yazlık ev olmuş Mondragone malikanesinde bulduğu el yazmalarının belki de ömrünün kalan yıllarında kendisini merakta bırakacağını ve bu merak içinde de ölmesine neden olacaklarını henüz bilmiyordu. Ama kendisinden uzun uzun yıllar önce George Sand’in malikanenin bahçesinde aynı ağaçları seyre daldığını biliyordu tahminimce.

Yazar Ivan Turgenev’in hakkında “Ne cesur bir adamdı ve ne iyi bir kadın!” dediği edebiyatın bıyık altı kahkahası George Sand bir başka yazıya ayrıntılı konu(k) olsun, şimdilik George’un sadece hiç yaz(a)madığı kadar huzur bulduğu bu yörede kaldığı sürece “La Daniella” adlı romanını tamamladığını belirtelim ve “tercümesi” henüz tamamlanmamış Voynich yazmalarına dönelim.

“Geçmiş artık yok, yeni bir çağ başlamakta ve özgürlük boşa sarf edilen bir kelime değil!”
La Daniella

1450 ile 1520 yılları arasında yazıldığı tahmin edilen Voynich yazmaları, bugüne kadar tercüme edilemeyen bir dille yazılmış yazılar ve ilginç resimler içeriyor. Metinlerin, yazıldığı dil her ne kadar kullanılagelmiş hiçbir dil sistemine uymasa da, belirli bir mantık çerçevesinde kodlanarak yazıldığı biliniyor.

Yazmalara örneklerYazıların rastgele yazılmış bir işaretler yumağı değil de doğal bir dilin yazıya geçirilmiş hali olduğunu belirten uzmanlar, bu dilin 19 ya da 28 harfli olduğunu düşünüyorlar. Muğlak bir dilin belirsizlik hali harf sayısından başlıyor, hepimiz çok tedirginiz!

Dilbilimciler, matematikçiler, şifreciler (özellikle 2. Dünya Savaşı sırasında ünlenen şifreciler), tarihçiler, göstergebilimciler, bilimadamları ve çok meraklılarca ortaya çıktığı ilk zamanlardan beri incelenen Voynich el yazmaları, ikibinlerde bilgisayar ortamında da çözülmeye çalışıldı ve sonuç yine alınamadı.

Başta Wilfrid Michael Voynich olmak üzere, kitabın izlerine rastlanan, daha doğrusu rastlanıldığı düşünülen geçmiş dönemlerde bazı kişiler sahtekarlıkla suçlandı. Bilim adamı ve felsefeci Roger Bacon, okültist ve simyacı Edward Kelly, astrolog, simyacı ve matematikçi John Dee bu kişiler arasındaydı.

Ama yazmaların sahtekarlık olamayacak kadar doğal hazırlanmış olmaları, kimsenin onları satmaya çalışmaması, olay-zaman-mekan üçlüsünün tutarsızlıkları gibi sebeplerden suçlamalar kayboldu kısa zamanda. Aslında yazmalara ilgi duymak, sanki lanetlenmiş gibi meraktan kısa ya da uzun dönemde gayet huzursuz günler geçirmeye dönüşüyordu; suçlamalara bir açıklamaya ihtiyaç duyulduğu için ortaya atılan zırvalıklar gözüyle bakıldı.

Ne kadar yakın, o kadar uzak?

El yazmalarının en ilginç yanı stil ve fikir olarak bizim dünyamıza benzerliği kadar bir türlü çözülemeyen dili dışında içerdiği resimlerde tasvir edilenlerin bir o kadar farklı olması. Pek çok sayfası eksik olduğu ortak fikrine varılan kitabın, birbirinden farklı stillerde hazırlanmış en az 6 ana bölümden oluştuğu görülüyor. Bunlar; bitkibilim, gökbilim, dirimbilim, evrenbilim, ilaçbilim ve tarifler.

Metinlerde -tahminen- tanıtılan bitkiler, renkli çizimlerle beslenmiş ama ilginç olan bitkilerden sadece bir iki tanesi yeryüzünde yetişen bitkilerle benzerlik gösteriyor, sadece yetersiz bir benzerlik ve diğerleri henüz keşfedilmemiş bitkiler ya da hiç keşfedilemeyecek belki bu dünyadan öte bitkiler.

Güneş, ay, yıldızlardan oluşan çizelgeler, aynı gökyüzüne baktığımızın bir kanıtı. 12 burç sisteminde burç sayısı aynı, semboller benzer. İlginç detaylar da var; mesela çoğu burcun sembolüne eşlik eden minyatür kadın figürleri. Bu kadınlar genellikle yarı çıplak haldeler ve bir elleriyle bir yıldızı tutuyorlar.

Kadın figürleri dirimbilim bölümünde de görülüyor. Çıplak ve bazen başlarında bir taçla tasvir edilmiş kadınlar, çok karmaşık, yer yer vücut organlarına benzeyen şekillere bürünmüş bir boru ağ sistemiyle birbirine bağlı havuzlarda ya da küvetlerde yıkanıyorlar.

Evrenbilim bölümü yine çizelgelerden oluşuyor ama tasvir edilen doğa tanıdık değil. Bu bölümde, birbirine menfezlerle bağlı 9 adet ada, şatolar ve bir yanardağ içeren bir harita da bulunmakta.

İlaç yapmak için kullanıldığı tahmin edilen köklerin, yaprakların, çok çok eskiden eczanelerde görmeye alışkın olduğumuz kavanozların çizimlerine ve genç bir kızın günlüğü gibi çiçek ve yıldızlarla imlenmiş kısa yemek tariflerini andıran paragraflara ise diğer bölümlerde rastlanıyor.

Resimlerin çizgi karakteristikleri, kadınların kıyafetleri ve haritadaki şatoların şekillerinden ortaçağ Avrupa’sına ait olduğu belirlenen yazmalar, bir teoriye göre birkaç kişilik bir grubun ürünü, belirli konulara odaklanmış toplama bir kitap.

Kim ya da kimler tarafından, tam olarak ne zaman ve nerede yazılmış olursa olsun Voynich yazmaları bize çok yakın ama bizimkinden çok farklı bir dünyayı tanıtıyor. Belki de sadece iç(ler)inde bir dünya kurmuş olan herhangi birisinin ya da birilerinin dünyası çözülmeye çalışılan. Belki de hiç çözülmemesi gerekiyor çünkü gerçeğe bir kere açılan kapılar bir daha asla kapatılamıyor.

Elden ele yazmaların serüveni

Polonya asıllı Amerikalı Wilfrid M. Voynich, ünlü matematikçi George Boole’un kızı Ethel Lilian ile evliydi. Wilfrid sahaf ve antikacı, Lilian yazar, müzisyen ve özellikle Rus göçmenlerle yakından ilgili bir aktivist idi. Ailecek yazmaların dilini çözmeye çalıştıkları aşikar. Wilfrid 1930 yılında öldüğünde, Lilian eşinden kendisine miras kalan yazmaları satmadı, sakladı. 1960 yılında öldüğünde yazmaları yakın arkadaşı Anne Nill’e bıraktı.

Wilfrid M. Voynich
Anne ise ertesi yıl yazmaları bir sahafa sattı. Sahaf bir süre sakladığı yazmaları, alıcı bulamayınca Yale Üniversitesi’nin kütüphanesine bağışladı. Halen Yale’in nadir kitaplar koleksiyonunda yer alan Voynich yazmalarının geçmişinde ise kitabın üzerindeki damgalardan ve adının geçtiği yazışmalardan ilginç kişiler ve yerler karşımıza çıkıyor.

Yazmaların bilinen ilk sahibi 17. yüzyıl Prag’ından Georg Baresch adında bir simyacı. Roma’daki Collegio Romano’da papazlığının yanı sıra felsefe, haritacılık, dilbilim ve eskilbilim alanlarında da yetkin, dönemin tanınmış ismi olan Alman Athanasius Kircher’a yazmalardan kopyalar yollayan Baresch’in, Kircher’dan yazmaların orjinallerini göndermesini bildiren bir haberden başka bir cevap alamadığı tahmin ediliyor. Yazmaları göndermeyen Baresch kısa bir süre sonra ölüyor ve yakın arkadaşı Jan Marek Marci’ye geçiyor yazmalar. Marci, Charles Üniversitesi rektörü olduğu o yıllarda, yakın arkadaşı Kircher’a yazmaların bu sefer orijinallerini yolluyor.

Yazmalar, önce Kricher’in evrakları arasında sonra Pontifical Gregorian Üniversitesi adını alan Collegio Romano’nun kütüphanesinde 200 yıl kadar kalıyorlar. Binsekizyüzlü yılların ortalarından sonlarına doğru, İtalya Krallığı’nın kurulmasıyla Roma başkent oluyor ve pek de hazzedilmeyen kiliseye ait ne varsa istimlak edilmesine karar veriliyor.

Voynich alfabesinin günümüz seslerine uyarlanmış hali

Karara üniversitenin kütüphanesinin de dahil edilmesi üzerine, kütüphanedeki kitapları kendi özel kütüphanelerine taşıyan akademisyenlerden Petrus Beckx yazmaların yeni sahibi oluyor. O dönemde rektör olan Beckx, kitaplarını kendisinin ve üniversitesinin bağlı bulunduğu “Society of Jesus” oluşumunun almış olduğu Villa Mondragone’a taşıyor. Başka bir üniversitenin yönetim binası olarak kullanılan malikanede Wilfrid Voynich’i bekleyen yazmaların parasızlık nedeniyle satışa sunulduğu tahmin ediliyor.

Sonradan aristokrat ailelerin çocuklarına kolej olacak Mondragone malikanesi, seksenlerden bu yana üniversite öğrencilerine kampüs olarak hizmet veriyor. Geçmişten gelen bir gizeme ışık tutma oyununda sahne almış olarak anılmaya doğru ilerlerken, gençleri de aydınlatmaya kapılarını açıyor belli ki.

[simpleviewer=27,500,600]