23 Haziran 2009, Boris Vian/Vernon Sullivan’ın 50. ölüm yıldönümüydü. “On n’est pas là pour se fair engueler” isimli albüm ile hatırlanıyor. İki cd’den oluşan albümde şarkılarının yorumları, metinlerinden okumalar ve metinleri üzerine yazılan şarkılar bulunuyor. Albümde yer alan santçılar arasında Jane Birkin, Olivia Ruiz, Arthur H, Katerine, Jeanne Moreau, Emily Loizeau, Carla Bruni, Juliette Greco, Lio, Mademoiselle K bulunuyor.

Şarkılardan örnekler:

Emily LoizeauSes baisers me grisaient
Jane BirkinBientôt

küçük iskender, kendisine zamanında bir akrostiş yazmıştı:

biçimsiz bir nisan bu; havasına, utanmadan
ocak ayından transplantasyon yaptırmış!
rehin kalmış açık alanda
ısrarlara rağmen soyunmamış portakal
sihirbazlar kralını devirip cumhuriyet ilan etmiş!

velhasıl, kafiye bulamamış kimse
ıslak ile su kelimeleri arasında!
acımasızlık, sevgili ile âşık meselesinde:
nasıl, yüzsüz ile suratsız’ın manaları farklıysa

Boris Vian nam-ı diğer Vernon Sullivan, ısrarlara karşın soyunmamış bir portakal, kendi cumhuriyetini ilan etmiş bir yazardır. Romancı, şair, oyun yazarı, şarkı yazarı ve caz müzisyeni olan bu garip yarı sürreal yarı anarşist adam, 1946 yılında Paris’ten sıkılıp, bir denizaltıyla New York’a gider, evet, bir denizaltıyla…

Amerikan kızlarını sevmemişti, koca popolulardı. O sıralarda Harlem’de bir siyah olarak yaşayan Andre Breton’un otelinin önünde sabahlar, Ernest Hemingway’i görörür de selam vermez, kendisini caz çalan sokaklara atar.

Gerçekte Amerika’ya gitmemiştir tabi, hiperaktif hayalgücünde yazdıklarıyla dolaşmıştır, Amerikalıları değilse de cazını ve müzisyenlerini çok sevmiştir.

Grev nedeniyle kapalı olan bir doğumevinin kapısında doğmuştur. Kalp rahatsızlığı “sayesinde” savaşa gitmemiş, onun yerine caz grubu kurma fırsatı bulmuştur. “İçerim” isimli şarkısında şöyle diyordu: “En ucuz en berbat şarabı içerim / Belki tadı iğrençtir ama / En azından vakit geçiririm“.

Aslında yazmaya niyeti yoktu. 21 yaşında evleneceği Michelle Léglise’i tavlamak için şiir yazmaya başlar ve iki roman bitirir. Ünlü romanı Günlerin Köpüğü’nü de Michelle’e adar: “Küçük Bibi’m için…”

Günlerin Köpüğü’nde karakterlerden biri Jean Sol Partre olur, mahallemizin abisi Vernon Sullivan, malum Sartre’ı bir kelime oyunuyla Paris entelektüelizminin prototipi haline getirmiştir.

Günlerin Köpüğü’nde bir kısım Jean Sol Partre:

– Valla… dedi Chick, ona Jean-Sol Partre’ı sevip sevmediğini sordum, o da bana kitaplarının koleksiyonunu yaptığını söyledi… Ben de ona: «Ben de» dedim. – Bundan sonra ona ne söylediysem o her keresinde bana: «Ben de» diye cevap veriyordu… Ben de öyle yapmaya başladım… Sonra, sonunda, varoluşçu bir deney yapmak için ona: «Sizi çok seviyorum» dedim, – o da: «Nee?!!»…
dedi.

– Böylece deney de suya düştü, dedi Colin.

– Evet, dedi Chick.

– Harika bir şey bu, diye niteledi Colin.

– O zaman da ben: «Ben de» dedim. Bundan sonra o nereye gitse ben de oraya…

– Peki nasıl bitti bu hikaye? dedi Colin.

– Valla… dedi Chick.

XXVIII

Sokağın başından beri, halk, Jean-Sol’un konferans vereceği salona girebilmek için itişip kakışıyordu.

Herkes, basılan binlerce sahte davetiye yüzünden sıkı bir kontrol yapmak üzere dizilmiş görevliler kordonunu aşabilmek için akla gelen bütün kurnazlıkları uygulamaya çalışıyordu.

Bazıları cenaze arabasıyla geliyordu, ama polisler uzun çelik mızraklarını tabuta daldırıyor ve içindekini bir daha çıkmamacasına tahtaya mıhlayıveriyorlardı. Böylece ölüyü tabuttan çıkarma gereği ortadan kalkıyor ve bu da cenaze törenlerini bir hayli kolaylaştırmaya yarıyordu; fakat bu arada, olan mezarlığa giderken yanlışlıkla yolları oraya düşüp delik deşik edilen sahici ölülere oluyordu. Başkaları özel uçaklardan paraşütle atlıyorlardı (ve hava alanında uçağa binmek için kavgalar olmaktaydı). Böyle yapanları, bir yangın söndürme mangası hortumlarından çıkan suyla daha havada nişanlayarak, yollarını değiştirip Sen nehrine düşürüyorlar ve zavallılar orada boğuluveriyorlardı. Daha başkaları da lağımlardan gelmeyi deniyordu. Onları da, tam çıkacakları anda, polisler altı demir pençeli ayakkabılarla ellerine basarak itiyor ve işin geri kalan kısmını lağım farelerine bırakıyorlardı. Fakat hiçbir şey bu taraftarları önlemeye yetmiyordu. Açıklamamız gerekir ki boğularanlar ve hala inatla uğraşanlar aynı kişiler değildi elbette, ve uğultu, bulutların üstünde boğuk bir şekilde yuvarlanarak taa gökucuna kadar yükseliyordu.

LVI

İçeri girdi. Jean-Sol Partre her zamanki yerindeydi, yazıyordu, içerisi çok kalabalıktı ve sessizce konuşuluyordu. Olağan olduğu için olağanüstü bir rastlantı sonucu Alise, Jean-Sol’un yanında boş bir iskemle gördü ve oturdu. Ağır çantasını dizlerinin üstüne koydu ve fermuarını açtı. Jean-Sol’un omuzunun üstünden sayfanın başlığını görüyordu. Ansiklopedi, cilt on dokuz. Jean-Sol’un koluna çekinerek koydu elini; adam yazmayı bıraktı.

– Buraya kadar geldiniz demek, dedi Alise.
– Evet, diye cevap verdi Jean-Sol. Bana bir şey mi söylemek istiyordunuz?
– Sizden bunu yayınlamamanızı isteyecektim, dedi Alise.
– Güç bir istek, dedi Jean-Sol. Bekliyorlar bunu.

Gözlüklerini çıkardı, camlarını üfledi ve gene taktı; gözleri görünmüyordu artık.

– Orası öyle, dedi Alise. Ama benim demek istediğim, biraz geciktirmeniz gerekecek.
– Haa, dedi Jean-Sol, eğer hepsi buysa icabına bakarız.
– On yıl kadar geciktirmeniz gerekecek, dedi Alise.
– Öyle mi?
– Öyle, dedi Alise. On yıl, ya da daha fazla tabii. Biliyor musunuz, insanlara bunu satın alacak kadar parayı biriktirecek zaman bırakmak çok daha iyi olur.
– Okuması çok sıkıcı olacak, dedi Jean-Sol Partre, çünkü yazmak bile bana sıkıntı veriyor. Kağıdı tutmaktan sol bileğime kramp girdi.
– Sizin adınıza çok üzgünüm, dedi Alise.
– Kramp girdi diye mi?
– Hayır, dedi Alise, yayınlanmasını ertelemiyorsunuz diye.
– Neden?
– Bakın anlatayım: Chick bütün parasını sizin yapıtlarınıza harcıyor, şimdi parası bitti artık.
– Başka bir şeye harcasa daha iyi eder, dedi Jean-Sol, ben hiçbir zaman almam kitaplarımı.
– Ne yaparsanız beğeniyor.
– Bu da onun hakkı, dedi Jean-Sol. Seçimini yapmış.
– Biraz fazla bağımlı bana kalırsa, dedi Alise. Ben de yaptım seçimimi, ama ben özgürüm, kendisiyle yaşamamı istemediği için ve siz de yayını ertelemediğinizden sizi öldüreceğim.
– Varlığımı tehlikeye sokuyorsunuz ama, dedi Jean-Sol. Ölünce nasıl alacağım yayın haklarımı?
– Bu sizin bileceğiniz iş, dedi Alise, herşeyi gözönüne alamam. Çünkü herşeyden önce sizi öldürmek istiyorum.
– Böyle bir düşünceye kendimi teslim etmeyeceğimi de kabul edersiniz herhalde? diye sordu Jean-Sol Partre.
– Kabul ediyorum, dedi Alise. Çantasını açtı ve içinden, birkaç gün önce Chick’in masa gözünden almış olduğu yürek-oyucağı’nı çıkardı.
– Yakanızı açar mısınız?
– Dinleyin, dedi Jean-Sol gözlüklerini çıkartarak, bu masalı aptalca buluyorum.

Vernon Sullivan/Boris Vian, güzel kızlarla yaşanan her türlü aşk ve New Orleans/Duke Ellington dışındaki her şeyin anlamsız olduğunu, yok olabileceğini söyledi. Geri kalan her şey çirkindi.

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page