İdeolojilerinin ellerinden kayıp gittiğini gördükçe iyice asabileşiyor bir takım resmi kurumlar. Ellerindeki sihrin söndüğünü, seslerinin kırılmaya yüz tuttuğunu fark ediyorlar. Tıkanıyorlar. Nefes borularında kocaman elmalar tıkıştırılmış sanki. Boğuluyorlar.

Kuklalarıyla poz veren 19.yy sonu, 20.yy başı insalarının verdiği garip gerginlik hissiyatı, zamane insanlarının günlük hayatlarında, dolaptan bir bardak su içerken, bir ekmeği keserken sürekli kendilerini rahatsız eden o ince, ipince, yaşama dair çekingenlik hissiyatıyla tamamen aynı.

1855 yılında, Signor Alfred Bosco isimli sihirbaz, “Doğal Sihir ve Vantrolog Tapınağı, Yüce Sihirbaz’ın Dünya Bankası” adına 50 sterlinlik banknotu bastırmıştı. Amaç rakiplerinin önüne geçmekti. Ne de olsa, hayatın her alanında olduğu gibi, sihirbazlar ve vantrologlar arasında da yoğun bir rekabet vardı. Bu kadar devlet, devlet başkanı, bu paraları boşuna bastırmıyorlar. Bu kadar devlet başkanı bu kadar banknotun üstüne en afilli portrelerini boşuna kondurmuyor. Bu kadar devlet başkanı bu kadar vatandaşıyla burun buruna, el ele, göz göze, diz dize, tıpkı bir vantrologun kuklasıyla verdiği pozlar gibi fotoğraf ve televizyon görüntülerini boşuna vermiyor.

Oysa, vantolog ve kuklası arasındaki ilişkisinin derinlerinde kuklanın, onu konuşturana hissettiği derin bir nefret vat. Vantrologlar tüm o antik fotoğraflarda alttan alta bu nefreti hisseder gibi, biraz çekingen hatta yapmacık gülümsüyorlar sanki. Sanki kendi dünyalarına buyur ediyorlar tüm o kuklaları. “Sen de bizdensin” diyorlar, “sen de bizim gibisin.” Yeter ki kızmasın kuklalar, yeter ki uyuyakalınca vantrologlar, kendi seslerini ele geçirip ellerinde kesici aletlerle sahiplerinin başına dikilmesinler kör karanlıkta.