Vaat edilenler diyarına hoşgeldiniz…

“Sadece bir dağ bir dağın merkezini bilebilir.”
Frida Kaldo

Güzel gözlü kadın, kendi kadar güzel kızlar dünyaya getirmişti. Ama güzel göz dünyada güzel günler göstermeyecekti. Güzel gözlü kadın gördüklerine inanamayarak gözlerinin sonsuza yumacaktı. Belki de pek çok insana göre güzel günler var olsa da, o gözler görmemeleri gereken o kadar çok şeyi görecekti ki, sonunda bozulacaklardı.

Acıdan bozulacaklardı.

Ama içlerinden en “güçlü” (Acaba umursamaz mı, akıllı mı demeli?) olanı istemediği şeyleri görmemeyi öğrenmişti. Bunu beceremeyen geride kalan güzel gözlü kızlar, ömür boyu acı çekmeye mahkum edilmişlerdi. Büyüdüler, kadın oldular, hüzünleri acı oldu.

Bir de yanlarında mavi güzel gözlü adam vardı. Ama onun gözleri güzel gözlü kadınların tarafına bakmayı hiç istemedi, ta ki güzel gözlü kadın ona bakmayı da reddederek gözlerini yumana dek.

Ondan sonra mavi güzel gözlü adamın gözlerine öyle bir acı oturdu, istese de hiçbir tarafa bakamaz oldu. Sonra gözleri hiçbir zaman göremeyen, sadece yaşadığını sanan insanların yanında yaşamayı seçti, gözlerine daha fazla acı oturmasın diye. Dünyası sadece ihtiyacı olduğunda aydınlığı görebilecek kadar kararmıştı. Ama kimseye söylemedi. Güzel gözlü kadın acıdan gözlerini sonsuza kadar yumduktan sonra, güzel gözlü kızların acı çekmemeleri, kötü şeyleri görmesini engellemek için gözlerini kapatmaya çalıştı. Ama güzel gözlü kızlar, tam tersine gözlerini dört açarak yaşamaya başlamışlardı.

Güzel gözlü küçük kız, kimse ona kendi gördüklerinin ne kadar kötü olduğunu anlatmadığı, anlatamadığı için, her şeye kendi kendine baktı, acıdan gözleri kamaştı. Hala da neye bakıp neye bakmaması, neleri görmesi neleri görmemesi gerektiğini anlayamamıştı. Ne zaman karar verse, emin olsa tam tersi çıkıyordu. İçini yansıtan güzel gözlü insanlara güvendi ve o gözlerin aslında ona ne kadar kötü baktığını hep çok geç olduğunda farketti. Özellikle güzel gözlü erkeklere çok kanmıştı. “Her seferinde daha büyük bir kötülük göremem.” diye düşündü, ama yanıldı, acı çekti. Ona ihtiyacı olduğunu söyleyen gözlere inandı, acı çekti. Gözlerin yalan söyleyip söylemediğini anlayamadı, inandı. Gözlerinin ne kadar güzel olduğunu söyleyenlere inandı, gerçekten ona bakmak istediklerini düşündü.

Tanıdığı mavi güzel gözlü adamdan yardım istemeye karar verdi. Bir baktı ki, mavi güzel gözlü adam onun tarafına bakmıyordu. Güzel gözlü kızın gözlerine daha da acı oturdu. Herkesin ona kötü gözle baktığına karar verdi. Gözleri kan çanağı olana kadar ağlıyordu. Ama hemen eski haline döndüğü, kimsenin onun gözlerine oturmuş acıyı görmesini istemediği için, herkese hiç acı hissetmiyormuş gibi bakıyordu.

Bazen rüyalarında güzel gözlü kadının gözlerini görüyordu. “Acaba onun gözlerine sahip olsaydım bu kadar yanlış gözle görür müydüm dünyayı?” diye düşündü hep. Halbuki, unutmuştu güzel gözlü kadının da gördüklerinin acısına dayanamyıp gözlerini yumduğunu. Güzel gözlü kız bazen karar vermeye çalışırken, “Acaba güzel gözlü kadın olsaydı neler görürdü?” diye düşünürdü. Nedense onun güzel gözlü kötü kalpli erkekleri tanıyabildiğini düşünüyordu.

Onca göz arasından mavi güzel gözleri o seçmişti ne de olsa.

Acı çekti, okudu. Yanıldı, okudu. Gözlerine oturan acıyı sadece okuyarak dindirdi.

Hiç geçmez mi gözlerinden bu sonbahar?

*İllüstrasyon: Nida Kireççi