[two_third]

Üfleye üfleye yedim o ölüyü. Kıpırtısız bir sabahtı, çok gençtim, alkol, genzimde tütün, kavruk.

Geceye ad verdim, yeni bir ad, duy beni, dedi, ad, duy beni, yoksa tanımsız kalacak bozkır. Kağıtlar uçuşuyordu, saplandım, daha yeniydim ne de olsa, başlangıçtan bu yana yeni, masumiyet.

Günahsızlık bütün kuşkularımı alıp götürdü. Koşa koşa çıktım, inleye inleye boşaldım, dar, upuzun bir geçit boyunca, deniz atlarıyla yosunlar uçuşuyordu sis içinde, pislikler!

Kin vardı, masa vardı, baş döndürücü siyah taşlar, kırılmış şemsiyeler, o karanlık mağarada, puştlar!
Kalbim duruyor, nereye gitsem bir teyze canavar memeleriyle eziyor yüzümü, gri bir odada, yengeçler ve kırık cam parçacıklarına batmış yüz. Üm üm uyy! Gözleri sertti biraz, burnu ufak, yay gibiydi kaşları, uzun bir yolculuktan dönmüş iştahım, koklaya koklaya buldu cezasını.
Kalbim parıldıyor simsiyah, küf kokusu, cesetleri almaya gelmiş analar, köyde iki çocuk kayıp.
Dağlara bakmaktan dönüyordum ben de, hissiz, karlı dağlara, insana yazgı gibi gelen. Dalgındım çok, dağınıktım, derimi yüzen putları devirmek, genzimi yakan cehennemi dudaklarından asmak için varlığımı itekliyordum.

Toplanıp eve gittik, nereye vardıysak orasıydı… evimiz. Tütsüler yakmışlardı, hoplayıp zıplayarak bir ayin tutturmuşlardı bütün odalarda.
Uyy! evren yaratılıyordu orada odalarda uyy!
Delik deşik bir yıldız koynumda delik deşik gözler, kanlı.
Resimler, mayınlar, ölüler, kan kırmızı yaratılış uyy!

Ve başladı oradan oraya savrulmalar, paslanmış ızgaralar, kızarmış sosis, pırasa kokuları arasına gizlenmiş cennet bahçeleri. Kıyıları döven dalga ne arar bir su birikintisinde! Kendi kuyruğunu kovalayan bir kedi! İşte dokunmak üzereyim, işte!
Yediğim ölüleri kusuyorum uyy!
Kıblem bir çöplüğe atılmış cenin, minik gözleri patlak
ve bir soğan halkası burnunda…

Evimiz uyy!… neresiydi evimiz?

[/two_third]
Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page