[Türkiye’nin ruhu]

Bu ülkenin insanları sahiplenir evladım, dedi. Sahiplendiğine bir esnaf tutkusuyla bağlanırken, kimsenin zarar vermesine izin vermeyeceğine dair sessiz bir yemini fısıldamıştır kendine. Olur da bir tehdit hissettiğinde önce kendisinden başlayarak tehlikeyi geri püskürtmek için çıldırır. Piknik tüplerini kucaklayıp duvarlara vurur. Kendini doğrar. Önce kendini hafifçe keser, ince çizgili yarasından kanı gösterip kendinden, ailesinden, sevdiklerinden en zayıf, en savunmasız kim varsa ona zarar vermekle tehdit eder. Tam da o anda bir akıllı davranış, sakinlik beklemek öylesine berbat bir gereksizlik halidir ki, anlamak için en azından bir kez yaz sıcağı altında böyle bir mahallede tam o kesiş anında bulunmanız gereklidir. Bir nefes aldı, önündeki bardaktan biraz su içip, oturduğu hasır tabureden kollarını iki yana sarkıtırken devam etti.

Sevdiklerini sahiplenmesinde sinsi bir öfke de vardır aslında. Madem ki seviyorlardır ve madem ki sahiplenmişlerdir, sevgiyle dövebilirler, kızgınlıkla öldürebilir, şehvetle iğfal edebilirler. Sahiplendikleri başkasına gideceğine kendi cesetleri olacaklarına dair inançları güçlüdür bu insanların. Bazı akşamüstleri dükkanların önünde oturduklarında, ne kadar az giderle ne kadar çok kazanabileceklerinin keyfiyle beklerken, yoldan geçerken başkalarının sahiplenmesi nedeniyle kaçırdıklarına bakıp iç geçirirler. Cesaretli olanları şansını dener. Korkakları ise arka tarafa geçip ufacık tuvalette kendi organını sıvazlayıp donuna boşalır. Kıllı bacaklarından aşağı son anda damlayan meninin ıslaklığını görmemezden gelir kemerini bağlarken. Sadece ibneler meniye odaklanır çünkü. Onlar erkekliği sahiplenmişlerdir. İbnelik etraflarında çok arttığından, içlerine sinen korkunun da etkisiyle ailevi değerlerine de daha bir istekle sahip çıkarlar. Yeminlerindeki semantik değişir, “kızım orospu olsun ki” derler dükkanlarına gelen stokçuya hemen ödeme yapamamasının nedenlerini sıralarken, birlikte rakı içtikleri arkadaşlarıyla şakalaşırken “yalanım varsa oğlum ibne olsun lan ibne” derler.

Bu ülkenin insanının birçok duyarlı olduğu konu vardır diye devam etti. Biraz yılgın, rakı ve sigaradan çatlamış sesiyle arada boğazına takılan balgamı yerinden sökerek rahatlattığı nefesi ter kokusuna karışırken. Ailelerinden kadınların iffetini henüz sünnet olmamış oğlan oldukları dönemde sahiplenirler. İffet öylesine önemlidir ki, diğerine saldıracakları ilk zayıflıkları da budur. İffetlerinin sınırları kendi kadınlarında sona erer ve sınırı o kadar kolay, o kadar rahat ve hızlı geçerler ki, dini eğitimlerinde bilinçaltlarına yerleşmiş ve duraksamalara neden olan o korkutucu tehditleri hızla unutup, yaptıkları sonrasında kendilerini temize çıkaran nedenleri hızla sıralamakta üstlerine yoktur. Duyarlı oldukları konularda, mesela bir başkasının ne yapması, ne söylemesi ya da söylememesi, ne giymesi ve aslında ne giymemesi hakkında isteklerini söylerken, hep duyarlılıkları yönlendirir bu insanları. Diğer kadınların sokakta yürürken titreyen kalçalarına gülerek bakarken, görüldüklerini farkettiklerinde yüzlerine daha da yayılan o gülümsemeye, nasıl sikebilecekleri ya da domaltabileceklerini açıklayan kelimeler eşlik eder. Çünkü kendilerinin iffet sınırları dışında kalan tüm kadınlar, hatta kimi zaman oğlanlar ve çoğunlukla hayvanlar, sikiş sınırlarına girer.

Onların sevişmesi mala vurma, duyarlılıkları kendilerinin hoşlanmadığı davranışları yapanları engelleme, en büyük korkuları ise ibnelik ve vatanlarının bölünmesidir. Böyle bir toprakseverliği olmasına rağmen, şehirlerini çirkin kurmaktan geri durmazlar. Sahillerini gürültü, meni  ve bedenlerinden artık sümük kıvamına gelmiş terle bezerken, tarla yapmak için ormanı, denize girmek için kıyıları yok etmek gayet normaldir onlara. Çünkü yol ortasına bir büfe açıp tost, hamburger ve patates kızartmasına donattıkları büyük şehirlerle, doğaya karşı hepsi eşittir onlar zihinlerinde. Onlar gündüzde ve gecede, her an ve her yerde her şeyden önce esnaflardır. Dünya onların ekmek teknesidir kardeşim. Devlet büyükleri sağolsun, doluştukları bu mini Nuh’un Gemileri’nde korunduklarının farkındadırlar. Dolayısıyla eti biraz karışık, ayranı ekşi, tavuğu istedikleri gibi satabilirler. Çünkü önemli olan esnafın ferahıdır. Esnaf ülkelerinin temelidir. Devlet yöneticileri halkım dediklerinde bu geniş esnaf yığınını kasteder. Ne bir işçi sınıfı ne de bir burjuvazi çatışması yoktur memlekette. İkisinin kucaklaşmasıyla ortaya çıkmış olan esnaf sınıfır aslolan. Bu dev cerahat sınıf kimi zaman anacaddelerinde elinde bayrağıyla ülkenin onuncu yılının marşını söyler, kimi zaman müzik konserlerine karşı hassasiyetlerini dile getirip içki içirmemek için sesini yükseltir. Kimi zaman yolu kapatan, gideceğin mesafeyi beğenmediğinden yolcu almayan taksicidir, kimi zaman bekarsan fahiş fiyata ev gösteren emlakçıdır. Kimi zaman mahallenin hacısı olarak dini vecibelerini hatırlatan ihtiyardır. Kimi zaman otoriteye karşı sesini çıkarmamanı öğütleyen babandır.

Esnaf devletini sever, devlet adamlarına karşı içinde hatırı sayılır cinsel dürtü de beslediği bir sevgi vardır. Devleti izin verirse önünde takla atabilir. Devleti isterse hemen sınıra gitmek üzere asker olarak hazırdır. Hemen hazır değildir gerçi, önce yanındaki gitse daha iyi olacaktır. Büfesini yeni açmıştır, işini yeni kurmuştur, özel üniversiteden yeni mezun olmuştur, şimdi işleri vardır. Ama bu vatan bölünmesindir, bu depremler bu seller, bu orman yangınları bu arazi peşkeşleri, bu ihaleler bu gıda yolsuzlukları önemli değildir. Çünkü devletin başındaki adamın boyu uzundur, sırma gibidir. Yakışıklıdır da. Bıyıklarıyla ve bakışlarıyla ne de etkileyicidir. Her esnafın rüyasıdır o. Öyle güçlü bir erkek kimi zaman çoğunluğun erkeği, olmak istediği, gücü, sevgisi, şehvetidir. Varsın depremlerde ölümlerle azalalım. Yeter ki devletimizin temeline karşı konuşanları ezmek için esnaf odalarında birleşelim. Tek ve yıkılmaz bir güç olarak dinlenme anlarında can düşmanımız Rus kızlarını sikmeye devam edelim. Olur da biz düzemiyorsak, gençleri de seviştirmeyelim. Olur da biz içmiyorsak, diğerlerini de içirmeyelim. Olur da depremlerde ölüyorsak bunu öne çıkaran şerefsizlerin defterini dürmeye az kaldı zaten. Bunu da kutlayalım.

Alın bu resmi mesela. Devletimize sevgimizi daha iyi hiçbir şey gösteremez. Ne vergiler, ne aşağılanmalar, ne ölümler, ne dayaklar devletin gücünün belirtisi değil bu resim kadar. Esnaf devletini tam da bu kadar seviyor işte. Bu resimdeki kadar çok seviyor evlat, dedi. Tık nefes kalmıştı, duraksadı. “Bunlar aramızda kalsın ama,” dedi, “halkın hassasiyetine saygı duyalım.”