[dropcap size=small]H[/dropcap]er şey şu yazıyı okumamla başladı. Başlığı da çok can alıcı “Eyvah! 30 yaş üstündeki kadınlarda evlilik histerisi var!” Ctrl+F yapıp arattırdım bunu biri mi söylemiş yoksa Ayşe Arman kendi kendine mi yazmış diye. Hasan Apartalı isimli süper sonik bir iş adamının tespitiymiş.

Evlilik histerisi nedir bir kere? Histeriyi biliyorduk da evlilik histerisini Hasan arkadaş sayesinde öğrendik. Üstelik bu tespiti  [highlight]İlişki Perisi “Yaşam Koçu ve Evlilik Danışmanı Yeşim Varol Şen[/highlight]” de bir yazıyla onaylamış.

Kendine böyle janjanlı bir unvan yaratan kişinin böyle bir terimi de onaylamaması çok kötü olurdu sahi. Ne demiş yazısında? “Evlilik histerisi yaşayan bir çok kadınla çalışan biri olarak belirtmeliyim ki, tespit çok doğru. Hatta bu teze ufak bir düzeltme önerebilirim; İlk panik dalgası 25’i az geçe başlıyor.”

Sonlara doğru kendini kurtarmak ve yeni müşteriler bulmak adına toparlamaya çalışmış: “Otuzlu yaşlarında, henüz evlilik histerisine kapılmadan evlenmiş bir kadın olarak belirtmeliyim ki evlilik güzel ama zor. Asla ‘mutlu son’ değil, ‘güzel bir başlangıç’. Önemli olan sürdürmek isteyeceğiniz bir ilişkiyi evliliğe karşılıklı istekle taşımak. Maalesef o kadar çok ‘katlanılan’ evlilik var ki. Hayatta başarılı olmanın şartı, kişinin kendi içinde mutlu ve başarılı olması. Mutluluğu evlilik şartına bağlamak ise başlı başına terapi gerektiren bir durum. Kendine değer vermeyen bir kadına, kaç erkek değer verse yetmez.”

Ben de bütün bunları okuduktan sonra kendimi sorgulamaya başladım. Öyle ya nice danışmanlar terapistler, Yaşam Koçları, İlişki Perileri, iş adamları aynı fikirdeler. Ağız birliği etmişler. Resmen düşünce gücüyle histeri sahibi olacağım.

32 yaşındayım ve evlilik histerim yok. Röportajdaki erkeklerin hepsi birbirinden başarılı mesleklere sahipler. Acaba bu titrler mi bizi histeriye sokuyor diyeceğim ama devletin belirlediği gelir seviyesinin üzerinde ortalama bir gelir ve sosyal statüye sahip kadınlarla da, ortalamanın altındakilerde de durum farklı değil. Yalnız olmamak adına bu durum biraz içimi rahatlattı tabii.

Erkekleri ATM olarak görüyormuşuz(!) Ne yapıyoruz mesela? Seviştikten sonra para mı istiyoruz? Bu durumda bu saf ve masum varlıklar acaba parayla seks yapmakla sevgili olmayı ayırt edemeyecek kadar akıllarını yitirmiş olabilirler mi?

Onlardan çocuk sahibi olmayı çok istiyormuşuz. Bak şimdi! Şimdi de onları sperm makinası olarak görüyoruz galiba? Çocuklarla iletişimim, bir saat sonra annesine babasına “Ne zaman uyuyor acaba?”’ diyerek son bulduğundan bu zavallıcıkların haline üzüntüden neredeyse ağlayacağım! Hayır ülkemizde  sprem bankasına olan saygı ve sevgi henüz kabullenilmiş değil. Evlilik dışı dünyaya getirdiğimiz bebeklerimiz ve kendimiz ailelerimizin erkek kesimi tarafından her an bir cinayete kurban gidebilme tehlikesi taşıyoruz. Malum, toplumsal ahlak normlarımız bahsedilenlere izin vermiyor. Etse, tüm samimiyetimle söylüyorum, sizi bu yüzden yoracak değiliz.

Kadınların sevgililerinin evinde unuttuğu eşyalardan da bahsedilmiş. Güya biz bir takım eşyalarımızı bile bile evlerinde bırakıyormuşuz, hay Allah bak sen! Oysa sevgilimizin evinde eşya bırakmaktansa vücudunda ısırık izleri bırakmayı tercih ettiğimiz de oluyor, bunu atlamışlar yazık. Yani şimdi benim külodum adamın başucunda çıkacak değil ya. Bıraksam ne olacak? El değmemiş erkek istediğimiz mi sanılıyor yoksa?

Oturdum tek tek “özgürlüğüne düşkün” olarak nitelendiren adamlarla birlikte olan kadınlarla konuştum. Bu adamcağızlar evlenmek istediklerinde evet cevabı alacaklarından o kadar eminler ki evde bulaşık yıkarken birden “Ama evlenince ben yıkamam bak sen yıkayacaksın” gibi üzerine atlanacak bir evlenme teklifi yapıyorlarmış.

Ayrılma kararından vazgeçirmek için evlenelim diye kadınların kapısına dayanıyormuş. Savcı Esra bile Behzat’ı terk ettikten sonra evlenme teklifi aldı, düşünün bu davranış ne kadar popüler olmuş! Dizilerimize bile konu oldu zavallıkları. Yine de pek algılayamıyorlar.

“Oysa sevgilimizin evinde eşya bırakmaktansa vücudunda ısırık izleri bırakmayı tercih ettiğimiz de oluyor, bunu atlamışlar yazık.”

İlk sevişmede evlilik hayali kurduğumuzu söyleyenlerin nasıl bir özgüvene(!) sahip olduklarını gülerek okudum. Keza ilk sevişmede bir (rakamla 1) dakika sonra boşalanların “Normalde böyle değil, ilk kez oluyor. Hiç olmaz” yalanlarına da aynı kahkahayı atan kadınların var olduklarına nedense hiç değinilmemiş.

Erken boşalma gibi seksle ilgili başarısızlıklarına olan tavırlarımızı “Bana annem gibi davranma” klişelerine bağlamaları aslında kendi acımasızlıklarını çok normal olarak kabul ettiklerinden. Çocuklar da hasta ya da sakat vs. bir insan gördüğünde acımasızca alay ederler. Durumun vahametini idrak edemezler. Onlara göre normaldir çünkü. Ancak büyüdüklerinde anlayabilirler. Kadınların onlara gösterdikleri anlayışı da bu sebeple anlayamamaları çok normal. Ama biz de sorunu kabul etmeyen insanlara uzun süre katlanamıyoruz. Esasında kendilerinin bu bahaneyle gitmeleri çok hijyenik oluyor, o açıdan güzel. Çünkü durumu doğrudan söylediğimizde, işi cinayete kadar vardırabilirler.

Erkeklerin kadınların evlenmek için her şeyi yapabileceği inancını inatla sürdürmesi, kendilerini esas oğlan sanması kendilerinin sorgulaması gereken bir saçmalık. Bunu bu kadar övünerek dile getirmeleriyse okurken onlar adına beni utandırıyor. Çünkü gerçekten bir safsataya bu kadar büyük bir inançla bağlı olmak inanılır gibi değil.

Evlenmemiş olmayı bir başarısızlık gibi algılamalarıysa evlere şenlik sanırım. Aslında yazıların genelinde aynı şeylere odaklanıp kendilerini bu kadar yüceltmeleri şaka gibi.

Bir arabaya yaslanıp arabası olduğunu belli eden Facebook vs Twitter fotoğrafları olan Türk erkeklerinin, Türkiye’de yaşayan kadınları en fazla ağızlarına dolayabilip, ne yazık ki belki de parayla bir gece geçirebildikleri Rus kadınlarıyla karşılaştırmaları (kadının gerçekten Rus olup olmadığına emin olduklarını bile sanmıyorum) ancak bir tek hücreliye yakışır bir karşılaştırma. Evet o kadınla bir gece beraber olursun ve senden “babalık, evlilik” talebi olmaz. Çünkü o da sana ancak verdiğin ücret kadar dayanabilir. Ve bunu yapmaya mecbur eden de erkek sınıfının kendisidir. Ülkesinde Dostoyevski’yle Tolstoy’la  büyüyen burada bizim ancak belirli bir kitlenin sahip olabileceği eğitimi alan bir kadın, senin gibi “bütün manitalar peşimde” algısıyla at gözlüğüyle yaşayan biriyle evlenmeyi neden hayal etsin.

Bir düşün Türk erkeği, kim hevesli evlenmeye?

Fotoğraf: Pınar İlkiz