1983 doğumluyum. Yeditepe üniversitesi tiyatro bölümü mezunuyum, 1988’den beri yaklaşık 26 senedir kaykay kayıyorum. Türkiye’deki dört büyük şov takımından birinin kurucusuyum. X4’tune adında bir kaykay mağazam var. Yaklaşık 15- 16 farklı Amerikan kaykay markasının Türkiye distribütörlüğünü yapıyorum. Kaykayı geliştirmek için elimden gelen her şeyi yapıyorum.

Kaykayın gelişimini şöyle özetleyebiliriz: 1970’lerde Kaliforniya’daki sörfçülerin dalga olmayan günlerde karada da kayabilmeleri / kayma istekleri üzerine keşfedilmiş bir spor. Ülkemize gelmesi 1980’leri buluyor. Yurtdışına gidip gelen gençlerden tek tük kaykay getirenler oluyormuş. Yavaş yavaş da gelişerek 90’larda çeşitli mağazalar açılmaya başlandı Türkiye’de. 90’lı yıllarda kaykaya ulaşmak biraz daha zordu, bir iki mağaza vardı elbette burada ama bir kaykay alabilmek için, bilhassa istediğiniz kaykayı alabilmek için üç ay beklemeniz gerekiyordu. Günümüzle karşılaştırınca: Kadıköy’de belli merkezlerde, Türkiye genelinde ise yaklaşık 20 tane kaykay mağazası var. Bunlara “Skate shop” deniyor, işi gücü sadece kaykay olan mağazalar. Geçmişle kıyaslayınca: Geçen seneye kadar 2 tane kaykay parkı vardı İstanbul’da. Türkiye genelinde de yaklaşık 9-10 tane vardı. Şu anda İstanbul’da 11 tane park var ve Türkiye genelinde ise 30-35 tane kaykay parkı var. Bunların hepsi profesyonel kaykay parkları.

Tuncay Koçal kaykayı anlatıyor: Sürekli düşüyorsunuz, düşüyorsunuz, düşüyorsunuz 2
Sürekli bir yükseklikten aşağı düşüyorsunuz, düşüyorsunuz, düşüyorsunuz… Ve sonra oradan kaykay ile beraber düzgün bir şekilde inmeyi öğrendiğinizde büyük bir haz yaşıyorsunuz ve daha yüksekten atlamak için kendinizi zorluyorsunuz. Daha da yüksekten atlamaya çalışıyorsunuz.

“Neden bir çocuk kaymak ister?” bir kere kaykay zaten öncelikle bir spor, ikincisi bir kültür, diğer ekstrem sporlardan ayıran ve onu bir kültür haline getiren şey de bunun bir yaşam tarzı olması. Yani kaykaycı gibi yaşıyorsunuz, sizi daha çok motive eden müzikler dinlemeye başlıyorsunuz,  o müziklere göre ya da kayma stilinize göre kıyafetler giyiyorsunuz. Kaykay: Kendini ifade etme biçimi. Egomuzla da paralel biçimde yürüyor, sonuçta bir şey yapıyorsunuz, bir hareketi öğreniyorsunuz. Bunu da diğer insanlarla paylaşmak istiyorsunuz. Ya da öğreneceğiniz zaman birilerine ihtiyaç duyuyorsunuz. Basılı ya da görsel değil, bire bir konuşup “ben nerede yanlış yapıyorum?” diyebilecek birilerini arıyorsunuz. Anlatmak istediğim bir önemli detayda öğrenme sürecinde sürekli bir yerden atlarsınız, tabi bunlar zıplatmayı “ollie” öğrendikten sonra. Sürekli bir yükseklikten aşağı düşüyorsunuz, düşüyorsunuz, düşüyorsunuz… Ve sonra oradan kaykay ile beraber düzgün bir şekilde inmeyi öğrendiğinizde büyük bir haz yaşıyorsunuz ve daha yüksekten atlamak için kendinizi zorluyorsunuz. Daha da yüksekten atlamaya çalışıyorsunuz. Daha da yüksekten atladıkça daha farklı teknikler öğreniyorsunuz ve o ‘bir şeyi başarmanın verdiği haz’ ile bu yaptığınız şeyi arkadaşlarınızla paylaşma arzusu duyuyorsunuz.

Bunun dışında, yüksekten düşme korkusunu da şuna benzetiyorum: Mesela işinizde başarılı olmak nasılsa iflas da edebilirsiniz fakat tekrar ayağa kalkıp yola devam edersiniz.  Sonuçta bir şekilde yaşamak gerekir. Kaykayda da böyle bir durum söz konusu, düşersiniz ama gidip tekrar, tekrar denersiniz. Başarabileceğinizi biliyorsunuz çünkü pratik yaparak. Yani şöyle, birazcık farklı olup kendinizi ifade etmek istiyorsanız, kaykay iyi bir spor. Bir kere bu bahsettiğim “başarma hazzı”, “kendini geliştirme duygusu” yanında bir yandan da şöyle bir şey var, kaykay şehri keşfetmenizi de sağlayan bir olay.  Yani, bir üç basamaktan atlarsınız, dört basamaktan atlarsınız  sonra beş basamaklı bir yer aramaya başlarsınız. Yeni insanlar keşfetmek için, yeni yerler keşfetmek için de kaykaycılar sürekli hareket halindedir. Belli merkezlerimiz vardır ama şehrin içinde her yere gideriz. Ben 12-13 yaşındayken çok yakın bir kaykaycı arkadaşımla otobüslere rastgele atlar, nereye olursa, son durak oraya gidip etrafı keşfetmeye başlardık. Bu sayede, büyüdüğümde şunu farkettim ki ben baya şehri biliyorum. Suadiye’de yaşıyorum, ta gidip Beylikdüzü’nden falan çıktığımı hatırlıyorum ki şimdiki gibi metrobüs falan da yoktu yani. Baya yurtdışına çıkmış gibi oluyorduk o yaşlarda. Serseri işi gibi gözükse de bizler bu işin spor kısmını, kültürel kısmını ve sosyolojik boyutunu göz önünde bulunduruyor “Neden olmasın?” diye düşünüyoruz ve bence Türkiye’den de çok yetenekli kaykaycılar çıkıyor, çıkmaya da devam edecek, bilhassa bu parklar sayesinde, bu ulaşılabilirlik sayesinde daha da gelişecek. Zaman içinde nereye kadar gideceğini göreceğiz.

x4tune.com

Tuncay Koçal kaykayı anlatıyor: Sürekli düşüyorsunuz, düşüyorsunuz, düşüyorsunuz 3Bu elimde gördüğünüz Türkiye’nin ilk kaykayı, ilk kaykay markası. Yerli bir kaykay markası, Tekno Play. 1979 yılında verilmiş ilanı var bunun. 79’da yerli bir kaykay yapılmış olması da beni ayrıca mutlu ediyor. Buna da çok sevdiğim bir arkadaşım benim için bir yerlerden bulup getirdi. Bildiğim kadarıyla şu an bu şekilde sağlam olan 3 tane var. Çok ilginç bir şey, kaykayın altında mesela kullanım kılavuzu koymuşlar. Diyor ki mesela: “Sporunuzu parklarda, düzgün ve meyilli sahalarda ve trafiğe kapalı olan yerlerde yapınız.” Böyle beş maddelik, altında açıklaması var. Bu bakımdan da özel bir kaykaya sahip olduğum için ayrıca mutluyum. Herkese nasip olmaz, size de göstereyim, Türkiye’nin ilk kaykayı. Tekno Play kaykay. Benim için paha biçilmez!

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page