Pop-Mahrem alana hoş geldiniz!

Son birkaç yıldır tırmanan bir trend var televizyonda; kadın programları. Programı sunanlar, programa katılanlar, o programda konuşulanlar. 2004′te Kadir Çöpdemir NTV’de “Gerçeğin Ta Kendisi” adlı bir program yapıyordu. O zamanlar tabi ortada bu kadar çok kadın programı yoktu ama Yasemin Bozkurt’un sunduğu “Kadının Sesi” vardı. Çöpdemir, izleyicilere birkaç soru soruyordu. Programda şöyle bir diyalog yaşandı:

Kadir Çöpdemir: … bazı özel sırların böyle çok kamuya açık yerde konuşulması sizi rahatsız etmiyor mu?
Seyirci: Yok ben konuşmam, ben çok mutlu bir evlilik yaptım 27 yıllık ama konuşulanı dinliyoruz ne yapalım.
Kadir Çöpdemir: Allah korusun böyle şeyler yaşasanız çıkıp programda anlatır mıydınız?
Seyirci: Bu programda değil ama her şeyin bir yolu yordamı var, avukatı mı da tutardım, hakkımı da arardım.”

Bu girişten sonra konunun nereye gideceği biraz rengini belli etti sanırım. Susan Sontag’ın “Başkalarının Acısına Bakmak” diye bir kitabı vardı, böylesi durumlarda hep aklıma gelir. Yaşanan felaket bir başkasının başına geldiği zaman sirk maymunu gibi izlemeye değer bir hal alır. Bu gündüz kuşağı talk showları aslında ‘hizmet talk showu’ olarak da anılıyor. Çünkü ortada bir sorun, bir konuk ve konu üzerine fikir beyan edecek bir uzman vardır.

Hatta sağolsun çeşitli akademik araştırmalar, dilimize Livingstone, S. ve Lunt, P.’nin “Talk on Television: Audience Participation and Public Debate” adlı bir kitabı kazandırıldı parça parça. Kitaba göre roman ve bu programlar arasında bir benzerlik var. Şöyle ki, romanın merkezindeki kahraman; ev sahibi, krallığı; kamuyu, etkileyen bir sorunu çözecek ve tavsiyelerle hayat deneyimlerini anlayarak, toplumsal düzeni yeniden inşa edecektir. Bu kahraman, mitik bir kraliyet olan stüdyoya girer ve kılıç gibi kullandığı mikrofon ile stüdyodaki insanlardan bilgi ve önerileri alır. Böylece toplumsal düzen yeniden inşa edilir.

Böylece de programın konuğundan seyircisine kadar herkes derdine derman bulur; gözünden ameliyat olmak isteyen, bilmem ne hastanesinde tedavi hakkı kazanır hatta frijit olan kadınlar bile canlı yayına katılarak sağlıklı bir cinsel hayata kavuşur.

Sonuncu örnek biraz uçuk gelmiş olabilir size ama bu oldu. Frijit olduğunu söyleyen bir kadın eşiyle sahneye çıktı ve Haydar Dümen onu haftasonu süresince tedavi etti. Sonra çift yeniden canlı yayına çıkıp artık çok mutlu bir cinsel hayatları olduğunu açıkladı. Bu sırada da programa katıldığı için vurulan kadınların haberleri gazetelerden okunuyordu.

18 Mayıs 2005 Sabah Gazetesi:

“Elazığlı Birgül Işık (30) geçen cuma İstanbul’a kaçıp Yasemin Bozkurt’un “Kadının Sesi” programına katıldı, canlı yayında “Hayatımdan endişe ediyorum” dedi. Genç kadın kente dönüşte eşi ile tartıştı. 14 yaşındaki oğlu R.I. de annesine beş kurşun sıktı. Olay gözlerinin önünde gerçekleşen Mehmet Emin Işık, iki kızını eve bıraktıktan sonra işyerine gitti. Polis ise olay yerinden 14 yaşındaki R.I.’yı gözaltına aldı. Daha sonra oğluna, “Annen televizyona çıktı bizi rezil etti” dediği öne sürülen baba Mehmet Emin Işık da çalıştığı yerde gözaltına alındı. R.I.’nın cuma günü annesini “Kadının Sesi” programında izlediğini, annesinin programda ailesi hakkında kötü şeyler sarf ettiği ve daha önce de evden kaçtığı için annesini vurduğunu söylediği belirtildi.”

Ahlaksızca ya da mahrem kalması gereken şeyler kendi kamusal alanını oluşturan medyada paylaşıldığı zaman iyi bir amaca (birilerinin derdine çare bulmak mesela) hizmet ettiği gerekçesiyle meşrulaştırılıyor. O zaman da mahrem ile kamusalın arasındaki sınır gittikçe muğlaklaşıyor.

Mutlu Binark ve Peyami Çelikcan’nin “Mahremin Müzakereye Çağrılması ve Yıldo Örneği: Mahrem Alandan Pop-Mahrem Alana” adlı bir makalesinde aslında bu durum çok güzel özetlenir. Artık bizim bir “pop-mahrem” alanımız vardır: Mahrem alan ile ilgili konular olarak sayılan cinsellik, aşk ve erotizme ilişkin duyguların, arzuların ve düşlemlerin medya aracılığıyla kamusal alana taşınması sonucu yeni bir alan oluşur, bu alanı da “pop-mahrem” olarak adlandırabilmekteyiz.

Mahrem alanın popülarize edilmiş bir formu olan bu yeni alan, kamusal ve özel alan karşıtlığının yeniden düşünülmesini de gerektirir. Yeni bir alanın varlığının kabulü demek, bu iki alan arasındaki sınırın kaybolduğunu kabul etmek demektir. Pop-mahrem alan bir nevi kesişim kümesi gibidir, aslında mahremin özelliklerini taşımamaktadır. Kamusaldır ama içerdiği konulara bakıldığı zaman mahrem sorunlar üzerinde durduğu göze çarpmaktadır.

Bir önceki yazıda bahsettiğim gibi Türkiye’de çok güçlü olan aile kodunun yanına bir de özdeşleşmeyi eklerseniz eğer “Ah, kızım…” diye başlayan cümleleri daha iyi anlamış olursunuz. Kocası terketmiştir, çocuğuyla ortada kalmıştır ve bir anda bütün stüdyo gözyaşı seli olur. (Bu durumları asla hafife almıyorum, yanlış anlaşılmasın hatta bin beterleri de var biliyorum. Ben sadece işin analiz kısmındayım.)

İşin bir sonraki boyutu ise daha zorlayıcıdır. Stüdyodaki seyirci hiç tanımadığı bir kadına ya da adama yaptıkları yüzünden bağırmaya başlar. Hesap sorar, azarlar. Bu hakkı nereden bulduğu ise aşikardır, o an sadece orada o saniye için yaratılmıştır. O kadın o stüdyodan çıktığında normal hayatına devam edecektir. Belki o bağırdığı adamın yanına bile yaklaşamayacaktır günlük hayatta.

Toplu histeri denildiğinde çok uç anlamlara gideceği için anlık-sanal cemaatler diye yinelemek sanırım daha yerinde olacaktır. Tabi sunucuların, stüdyoya gelen izleyicilerin eline düdük, zil ya da benzeri cisimler vererek onları karar mercii haline getirmesi de olaya başka bir boyut katmaktadır.

1 Görüş

  • Numan Dinçer

    Televizyon’ daki kadın programlarının hatta akşama kadar yayınlanan tüm programlarıda katabiliriz ne kadar eleştiriye değip değmediğini bilmiyorum ,gerçekten bunları ciddiye almalımıyız yada bunlar düzenin düzmecesimi .Bu programlar içinde bana göre en gerçekçisi yada doğruya en yakın olanı HAVA DURUMU,yada iyi akşamlar sayın seyirciler saat 7 tarih şu şimdi haberler cümlesi (istisnalar hariç).Yakında televizyonlar bakkal yada onun abisi market hizmetide verirse şaşırmam ,düşünsenize evlere yiyicek içicek servisi kendine ait gurubun gazetisini falan gönderiyolar,çünkü yapmadıkları bir bu kaldı.Televizyoncular  asli görevlerini yapmak yerine abuk subuk işleri kendilerine görev edinmişler. Bu programları hazırlayan insanların yada o kuruluşun sahibi olan insanın tv programcılığı hakkında ne kadar yetkin olduğuda  belli diğil ahpap çavuş ilşkisi içersindemi geldi ,hanedanlık düzenin devamındamı .Halkın hangi tür program istediğine karar verirken hangi değerleri gözden geçiriliyor belli diğil ,sadece dayanakları efsane kelime RAİTİNG,gerisi önemli diğil içerik ,ahlak,doğru habercilik,kişilik haklarını koruma tam bir saldım çayıra mevlam kayıra durumu,birde şöyle bir gerçek durum var bu kadar seviyenin düştüğü ortamda çoğu insan televizyondan uzaklaşması yerine daha bağımlı halde ,ailenin bir ferdi olmuş gibi herkes tarafından kabul görmüş .Kaç çocuğunuz var ? üç …
    biri kız biri erkek bide televizyon yada misafir gelmiş tv bozuk neyi var diye sorar sormayınn sesinde bir problem var renkleride birbirine  karıştırıyo amcası yarın televizyon hastanesine götüreceğiz …. öylemi benim tanıdığım çok iyi bir hastane var oraya götürün alın bu telefonu buda adres vaziyeti ahval aynen bu.Son bir şey daha bildiğim kadarıyla televizyonlarda yayınlanan bu tür proglamların formetlarının çoğu yurt dışı kaynaklı dünyada bu ahval ve şerait üzere yani TELEVİZYON GRİBİ HER YERDE :))) sıkıldımmmm yeter .

Görüş bildirin

gerekli

gerekli

şart değil