Tom Robbins’in Mitik Dünyası: Parfümün Dansı 1

Ölümsüzlük üzerine çok düşünülmüş olacak ki, bir tema olarak; “ölümsüzlük” dünya edebiyatında özellikle mitik ve gotik edebiyat alanlarında sıkça karşımıza çıkmakta, günümüzde de halen daha var olan popülaritesini korumaya devam ettirmektedir. Ölümsüzlüğün yolunun mucitlik ve günümüz zamanı ile kesiştiği noktada sahneye çıkan mistisizm çoğu zaman aynı eseri tekrar tekrar okuma hissiyatı uyandırıyor. Bu eserlerden bir tanesi de Amerikalı yazar Tom Robbins’in 1984 yılında yazmış olduğu, dilimize Parfümün Dansı olarak çevrilmiş olan Jitterburg Perfume isimli romanı.

Dümdüz anlatıların postmodern dönem ile birlikte yerle bir edildiği noktada sahneye bol geçişli, bol zaman kargaşalı ama bir o kadar da ahenk için de olan, düzlüğün aksine inadına iniş çıkışlı bir anlatı stili ortaya çıkıyor. Parfümün Dansı bu bağlamada okuyucuyu ilkönce 8.yüzyıla götürüyor. Güçlü bir kral olan Alobar’ın aşık olduğu kadın Kudra ile ölümsüzlük arayışı için çıktığı yolda, mitolojiden yakinen tanıdığımız Pan adlı tanrı ile karşılaşmaları romanın başladığı nokta oluyor. Rüyalar ülkesi Amerika’yı rota için kendilerine seçerlerken, Pan’ın orada kendine inanan insanlar bulabileceği umudunu besliyorlar. İnsanoğlunun körü körüne inanmakta artık zorluk çektiği, sorgulamaktan kaçınmadığı ve yavaştan da kanmamaya başlaması Pan’ın ait olduğu yerde işlevsizleşmesine yol açarken bir yandan da okuyucuda varolan “tanrı” figürü yerle bir ediliyor. Alışılagelmiş, kafalarda devamlı olarak “Adonis” vari, estetik ve güç timsali formda bir tablo uyandıran “tanrı” betimlemelerinin aksine, yarı keçi olan Pan ve kendisinin sahip olduğu kötü kokusu romana başlığını veren önemli bir unsur. Kudra’nın sahip olduğu ölümsüzlük ile yüz yıllardır süren hayatı boyunca edindiği bütün bilgileri kullanarak Pan’ın kokusunu gizleyecek bir parfüm üretmesi de bir diğer önemli nokta. 8.yüzyıldan günümüze geçişler içeren roman tek bir mekana sabit kalmayarak Fransa’dan, New Orleans’dan ve Seattle’dan da kesitler sunuyor, burada bulunan önemli parfüm üreticilerinin mükemmel parfümü yapma yolunda yaşadıkları olaylar 8.yüzyılda ikamet eden Alobar, Pan ve Kudra ile kesişiyor.

Parfümün Dansı’nda tarihsel üst kurmaca ve tarihsel fantezi türlerinin görülmesinin yanında mitolojik kişi ve olayların kullanıldığı ve bunların günümüz insanları ve atmosferi kesiştirilip okuyucuya sunulduğu bir roman. Anlatı, geçmişi ve günümüzü bir araya getirerek tarihsel olayları çağımıza şimdi yaşanmaktaymışçasına sunmakta, bu unsur da böylece romanın türünü postmodern olarak adlandırabileceğimizin de bir göstergesi olmaktadır. Tüm bunların yanında, romanda, aşk, şehvet ve kokunun insana ve insanın dürtülerine etkisi üzerine Freudyan bir takım çıkarımlar yapmakta mümkün.

Aşk, ölümsüzlük, hayatta kalmak, kendisine inananları azaldığı için kudretini kaybeden Pan adlı tanrı ve onun kötü kokusu, bu koku için üretilen ve mükemmel olduğu söylenen bir parfüm, Amerika’da ve Fransa’da bulunan parfüm üreticilerine bırakılan “pancarlı” esrarengiz notlar, tutkulu bir aşk ve onu besleyen unsurlar, maddesel çözülme, Pan’ın İsa’ya yenilişi, farklı zaman diliminde yaşamakta olan, farklı kültürlere ait karakterlerin yollarının kesişmesi ve bu karakterler arasında bulunan organik bağ üzerine yazılmış fantastik unsurları bol, mitik, ve üzerine uzun zaman düşünmek istenecek bir roman Parfümün Dansı.

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page