Yapacak bir şeyiniz kalmadıysa, devrim yapın.

Bu alıntı bir yerden mi aklımızda kaldı, yoksa bu gösterim için mi uyduruldu, belirsiz. İşgal etmenin, aslında işgal edilmiş alanların geri alınmasının diyelim, güzide bir örneğinden kotarılmış, 1975 yılından, aynı tazelikle, aynı şiddetle kendini gösteren, gösterecek bir yapım. Bu kez, devrim kameralara alınmış, kamera, doğrultanın elinde, aktarıcı bir göz görevini eylemin başlangıcında dahi üstlenmemiş, bunun yerine, toprak sahibinin (biz bundan sonra Ağa diyeceğiz), üzerine yürüyüp, aslında işlenmeye hazır ama zorla çoraklaştırılmış tarlaları işgal eden köylülerin, çiftçilerin, işsizlerin, gençlerin, ayyaşların, yeni salıverilmiş, bölgesini örgütlemeye dönmüş politik tutsakların üzerlerine çevrili kameranın ajitasyonuyla ileriye, işgale, kendisinin olanı almaya doğru ilk adımı atmasına omuz veren bir gereç olmuş. Müsebbibi Thomas Harlan. Almanya’da eski bir Nazi’nin oğlu olarak doğmuş. Portekiz’e, devrimin kokusunu alıp (devrim bir koku salgılar çünkü, yaklaşan sarsıntının salgısı havada ağırlaşır ve heyecanı yükselen bedenlerin vücut salgısıyla birleşip, gergin bir neşe yayar, olacaklar arasında iyinin yanında acı verici yanlarını da hatırlatır) gitmeden önce, ülkesindeki (Batı Almanya) Nazileri ifşa eden yapımlar üretir, skandal yaratır. Paris’e yerleşir ve Gilles Deleuze ve Michel Tournier ile arkadaş olur. (Yakın zamanda kaybettiğimiz Tournier’i anmaya –henüz- maçamız sıkmadığından, bu iki yazıncının etkisiyle Harlan’ın roman yazmaya başladığını, buraya umarsızca sıkıştıralım), belgesellerini edebiyat ile, yazdıklarını ve çektiklerini eylem ile birleştirir. Sovyetler Birliği’ne, İsrail’e ziyaretlerde bulunur. Köylü işgalinin gerçekleşeceği Torre Bela, bölgenin Ağa’sının elinde, giderek çürüyen, kullanılmayan geniş bir arazidir. Köylüler, işsizlikten kırılmaktadır, ayyaşlık, vazgeçmişlik, yaşamın günlerinin ölümü beklemekten ibaret olduğu bir düzlemde, günler geçerken, Ağa’yı birkaç kez ziyaret edip iş isterler. İstekleri Ağa tarafından reddedilip, uzaklaştırılınca, araziyi ele geçirip komünal kooperatif kurmak üzere harekete geçerler. Harlan’ın kamerası tam bu anda devreye giriyor. Köylüler, kendilerine çevrilmiş kameranın o büyüleyici, politik düzlemde iblis ile kol kola, baştan çıkarıcı etkisiyle, düzeni bozmaya hareketleniyor.

Harlan filmlerinin politik öyküleri olmadığına dikkat çekiyor, yanlış izleğin ardına düşmekten perdeye sığınırız, daha çok, politik bir farkındalığın belirişini belgelemeye yöneliyor. Babacığı ve anneciği ile Hitler ile akşam yemeği masasını paylaşmış Harlan, travmaları o günlerden geliyor, babası antisemitik propaganda filmlerinden Jud Süß’ün yapımcısı, “Ebeveynlerimin oğluyum. Bu bir felaket,” biliyoruz, kendimizle hesaplaştıkça (ağladıkça, ah), işgalden kooperatif yaratan işçiler arasına karışacağız.

Saat 18:00,Avam Kahvesi Kadıköy’de.

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page