Nisan ayının sona erdiği günlerde, Türkiye’nin ve dahi İstanbul’un pek farkına varmadığı özel bir sanatçının yolu Peyote’ye düştü. Kanada’lı müzisyen Sam McKinlay‘ın “harsh noise” olarak adlandırılan ses sanatı projesi The Rita, yanına Amerikalı müzisyen Gordon Ashworth‘un solo projesi Concern’i de alarak, Analog Suicide ile birlikte –sigara içme isteğine göre- değişen sayıya bağlı olarak 11-16 kişiye konser verdi. Konserin bir önemli özelliği ise, bize göre, bu noise performansını kaçırmamak için içeriye girmenin yolunu babasıyla gelmekte bulan 17 yaşında takdire şayan bir dinleyicinin de olmasıydı.

Sam Mckinlay, çeşitli analog ses kaynaklarını, distortion pedalı ve büyük amplifikatörleri kullanarak oluşturduğu harsh noise ile akademik deneysel ses ve performans çalışmaları gerçekleştiriyor. Resim, heykel, yerleştirme gibi analog medya sanatları arasındaki paralellikleri dikkate alan Mckinlay, ses üzerine araştırmalarını sürdürüyor. Sanatçı Avrupa turnesine Türkiye’den başladı, arada fırsat bulup türe ve çalışmalara dair birkaç soruya da cevap verdi. Bizim açımızdan önemi, mevzunun, gürültünün sadece sesleri ve frekansları dinlenebilirlik sınırlarının dışına çıkarmanın ötesinde, bir sanatsal bakış açısı ve birikim/üretim sürecinden gelmesi gerektiğini vurgulaması oldu.

Barış Yarsel/Futuristika!: Sizi gürültü yapmaya teşvik eden aslında ne oldu? 

Sam Mckinlay / The Rita: Çok küçük yaştan, çocukluk arkadaşımın bir okul radyosunda DJ olduğu dönemden itibaren punk rock’la ilgiliydim. Küçük yaşta The Clash, Skinny Puppy, FEAR gibi grupları dinliyorduk. Liseye girince, boğazıma kadar punk/hardcore/skateboard yaşam biçimine gömülmüştüm. Sürekli çiğ ve sağlam hardcore gruplarının peşindeydik.

Thrasher dergisinin bir sayısında Big Black hakkında, kendilerinin etraftaki en şiddetli ve kanırtıcı grup oldukları hakkında bir yazı okudum. Oldukça ilgimi çekti ve elimden geldiğince çabucak Atomizer kasetlerini edindim. Dergideki yazı Big Black1 konusunda mevzunun tam üstüne basmıştı ve müziğin ne olması gerektiğine dair bu “yön” için ilgi kafamda oluşmaya başladı. Aynı anda Steve Albini’nin (Big Black, Rapeman) Zeni Geva2, KK Null 3 gibi yan projeleriyle de ilgilenmeye başladım.

Atılan bu adım beni doğrudan Merzbow4’a yönlendirdi. Tamamlanmıştı. Hep aradığım ses buydu: saf, kulak tırmalayan gürültü; harsh noise.  Oradan itibaren, gidişat Skin Crime, Macronympha5, Taint gibi tanınmış Americanoise projelerine gitti. Sonra, özellikle “Low-Fi Power Carnage” isimli kasetleriyle İtalyan Dead Body Love projesinden haberdar oldum. O çalışma hatır hutur, kütür kütür bir harsh noise mükemmeliyetiydi. Bana nihayet kendi seslerimi yaratmam için ilham kaynağı oldu.

Her zaman sanat ile iç içe oldum. Şu sıralar güzel sanatlar lisans eğitimindeyim, ayrıca Vote Robot6’dan Kevin Rivard başta olmak üzere dostlarımla ses sanatı üzerine çalışıyorum. Kevin bana temel kayıt tekniklerini ve ekipmanları gösteren kişidir.

The Rita Retrospective DVD Promo

Çağdaş gürültüyapıcılardan önce, dada, fluxus ve hatta futurist sanatçılar vardı. Çağdaş sanat performansları ve sizin gürültünüz ile ilişkisini nasıl tanımlarsınız?

Özellikle de bazen konseptlerle şekillenmiş şartlardaki performanslarıyla Marina Abramovic7, Chris Burden8, Joseph Beuys9 gibi sanatçıların performans yanlarını, The Rita’nın motorsiklet motoruyla, yine canlı şnorkel dalış tüpüyle gerçekleşen Decima MAS gibi performanslarını karşılaştırmamak zor olur tabii.

Ancak işin aslında, ben kendi harsh ses çalışmalarımı yine de enstalasyon/yerleştirme, peyzaj ve minimalist resimle iç içe değerlendiriyorum. Ses çalışmalarımın ardındaki asıl etkinin bir kısmında hep Richars Serra10 bağlantısıyla devasa çelik çalışmalarını, Michael Heizer11’in büyük ölçekli açıkhava çalışmalarını ya da Ad Reinhardt12’in siyah resimlerini görüyorum. Resim, yapılar ya da toprak ile karşılıklı ilişki benim aşındırıcı ses çalışmam ile bilinçli olarak etkileşime geçiyor, çünkü genellikle çeşitli parçalar halindeki dokularla kesilip temizlenmiş değişken sesle de hareket edilebilir.

Futurist L’Arte dei Rumori13 manifestosunda, sanayi devriminin yaratıcılığa ve gürültü yapmak için tasarlanmış teçhizata etkisini görebiliriz. O zaman size iki soru: Noise sahnesinin özellikle gelişmiş ülkelerde güçlü olduğunu düşünüyor musunuz? Ayrıca gürültü yaparken kullandığınız alet edevat, yazılımlar, araçlar, nesneler nelerdir? 

21. yüzyılda ve temel çağdaş şartlarda sürükleyen takıntıları ve çalışmaları, biraz daha adanmış, kafaya takmış, kuytudaki, daha ufak şehirlerden gelen sanatçılarda görüyorum. Sanayi devrimi bir bütün olarak dünyadaki sanat çalışmalarını genel bir kapasiteyle değiş tokuş ve araçlar vasıtasıyla bir bütün olarak yaratıcı gelişme için etkiliyor. Ancak yine de tekrarlıyorum, sadece çağdaş sanat dünyasını bilen belirli sanatçıların daha sürükleyici ve güçlü çalışmalarını gördüm; fakat “daha az gelişmiş” kişisel kaynaklardan yararlanıyor ve kendi materyallerini sunmak için analog ekipmanları kullanıyorlardı.

Kuşkusuz, birçok istisna vardır. Ancak bazen daha büyük ve sanayileşmiş kentler ve onların “gelişmiş” sanat toplulukları bir boşvermişlik kısır döngüsüne veya kapalı, neredeyse gizemli, sadece belirli bir kısım seçilmiş kişilere yönelen yapıya döner. Çoğu zaman bu yaratıcı diziliş dış çemberlere bile açılmaz. Oysa “daha az sanayileşmiş” bölgedeki sanatçıdan çıkan oldukça dikkat çekici samimiyette bir çalışma, eğer yeterince güçlü ve doğru bçimde oluşturulursa, kendi şiddetli çarpıntısı ve kişisel olarak da harlanmış estetiği sayesinde nesillere yayılabilir.

Bana gelince, gürültü üreticilerini, mikrofonlarını ve distorsiyonlarını, ortaya çıkması için uğraştığım belirli ve kesin ses parçalarını oluşturmam için yardım eden yeterince arkadaşa sahip olmak gibi bir şansım var.  Asıl ekipmanlar olarak, filtrelenmiş beyaz parazit üreticilerini Ryan Bloomer ve Damion Romero’dan, Lake Shark fuzz efektini Ryan Bloomer’dan ve kapalı/bias temelli fuzz pedallarını çeşitli üreticilerden edindim. Ayrıca kaydedilmiş kaynak malzeme de ses yapısını oluşturmak için çok önemli. Çünkü çalışmalarınızın kişisel yanlarını sürükleyen ana etken.

Gürültü/ses duvarı yaratmak birçok açıdan tıpkı resim gibi yaratıcı bir süreci andırıyor diye değerlendirme yapılabilir. Öte yandan, dada, nihilizm  ya da devrimci politik hareketler de yıkıma ve yeniden yapmaya dair benzer ruh halini paylaşır. Politika ile gürültü arasında, size göre böyle bir iletişim varsa tabii, nasıl bir ilişki görüyorsunuz? Bunu sormamızın nedeni ise bir dergide tarafınızdan yazılmış HNW’nin Politikası isimli makalede belirttiğiniz bazı görüşlerinizdir.

As Loud As Possible isimli dergide yayımlanan HNW’nin Politiği isimli makale/manifesto, sürekli devam eden ve hiç bitmeyecek gibi duran, harsh noise alt türlerine odaklanan öfkeli bir tartışmaya dair aslında. Bir açıdan,  çağdaş “gürültü duvarı”nın erken dönem saflığındaki dizelerde, katılımcıların ilk yazılarda çıkan başlangıç temizliği ve harekete geçiş manifestolarında yapıbozumcu fikirlerle oynanmıştır. Özllikle  statükoyu alaşağı etmek üzere şiddetli ve keskin belirli politik hareketler harsh noise’da değişmiştir. Belki de yanlış yönde ilerlemiştir çünkü arılık açıklamaları (kişisel olarak) daha çok ilk katılımcılara, Incapacitants14, OVMN (Optimum Volume Maximum Noise), MXM daha klasik “gürültü duvarı” çalışmalarını için görsel bir rehber olma amacındaydı. Bütünü yapıbozuma uğratan ve devasa bir çatırdayan, çuturdayan dokusal parçalara tutulan dev aynalarının ışığındaydı. Böylece benim, The Cherry Point, Killing for…, Paranoid Time, Knives, Werewolf Jerusalem gibi erken dönem “gürültü duvarı” ya da Harsh Noise Wall katılımcılarının çalışmalarında çağdaş bir ilham oldu. Tüm bu sanatçıların gayet açık değişmez devasa kulak tırmalayan ses duvarları, arkaplanı ve hemen dikkat çekmeyen kaydırmaları öne çıkarıp harsh noise’un bunaltıcı kütlelerine çeviriyor. Hatta eninde sonunda, hemen farkedilmeyen çatırdama ve arkaplan çalışmalarına evriliyor. Politika ve manifesto kişisel olarak “harsh noise nesnesinin yapıbozumu” etrafındaki temel dayanağın altını çizmek için kişisel bir güdüydü.

The Rita – Wolf Pack

THE RITA “THE ENGINE AS FUZZ PEDAL”

Röportajda geçen müzisyenler ve sanatçılar hakkında, bir mini harsh noise ve etkileşimleri notlar derlemesi:

  1. Amerikan punk rock grubu. Atomizer ve Songs About Fucking albümleriyle ırkçılık ve homofobi karşıtı sözleriyle, gerçek bir yeraltı projesiydi.
  2. Japon noise rock grubu. KK Null namlı özgün adamın projesi. Death metalden progressive rock’a kadar çeşitli türlerde çalışmaları var.
  3. Link
  4. Dada’dan yoğun etkilenen Japon noise müzisyeni Masami Akita’nın kayıtlarında kullandığı isim. Avangard ve postmodern kültür konularında da çeşitli dergilerde yazı yazan müzisyenin 350’den fazla albümü ve 17 kitabı var. Akita ayrıca Japon bondage -bağlayarak seks- ve porno konularında sıklıkla yazıyor. Yeraltı ve ekstrem kültürlerde önemli katkıları bulunan yazarın hiçbir çalışması ingilizceye çevrilmedi.
  5. Özellikle ABD’de bilinen bir noise grubu. Çoğunlukla kaset formatında üretim yaptılar. ABD’lilerin aslında Japon noise sahnesinden etkilenen ve bir nevi onların devamı olan müzisyenlerinden. Japon Yasutoshi Yoshida ile ortak çalışmalar da yaptılar.
  6. Elektronik ikili. Analog aletlerle üretilen seslerle çalıştılar. Kevin Rivard ve Scott August’dan oluşan ikili, Rivard, August’un bebek bakıcılığını yaparken tanıştı.
  7. Link
  8. Kendisini bir Volkswagen Beetle’a çarmıha germiş olan sanatçı. 1970li yıllarda henüz öğrenciyken, bir galeride kendisine 22 kalibrelik tüfekle kolundan vurdurduğu Shoot isimli performansıyla biliniyor.
  9. Link
  10. Büyük ölçekli çelik sac çalışmalar yapan Amerikalı heykeltraş ve video sanatçısı.
  11. Büyük ölçekli heykelleri ile tanınan Amerikalı heykeltraş ve ressam.
  12. Link
  13. Gürültü Sanatı: Luigi Russolo 1913 yılında futurist besteci Francesco Balilla Pratella için yazdı. Manifestoda, gürültü kavramının 19. yy makineleri sonucunda ortaya çıktığı savunulur. Manifestoda, hışırtılar, cızırtılar, çarpmalar, patlamalar, sızıntı sesleri gibi ana etmenlerle yeni bir tür orkestra önerilir.
  14. Toshiji Mikawa ve Fumio Kosakai’den kurulu japon noise grubu.
Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page