The Revolters

Post-punk, indie’nin ülkemizdeki en enerjik ve başarılı gruplarından The Revolters ile konuştuk. Onlar aslında tam bir sahne grubu. Son yıllarda ülkeden müzik namına çıkan en güzel hareketlerden biri.

The Revolters:
Serhat Erman (vokal, gitar) Berkan Tomay (synth, gitar) İbrahim Kent (bas) Murat Şahin (Davul) info@therevolters.com

Futuristika: İstanbul post-punk’ın güzide grubuna selamlar! Bildiğimiz kadarıyla The Revolters 2006 yılında kuruldu. Tarihinizden bahseder misiniz?

The Revolters:

Serhat : 2006 yılında ben, Berkan ve İbrahim’in tanışıp ardından müzik yapmaya karar vermesiyle kurulmuş olduk. Birçok davulcu değişiminden sonra Murat aramıza katıldı. O gün bugündür bu kadroyla devam ediyoruz.

Berkan: Davulcu haricinde pek uğraşmadık yani.

Asya ve Avrupa arasında bu garip ve muhteşem şehirde, İngiliz ruhlu müzik yapmanın güzellikleri, dezavantajları neler?

Serhat : İngiliz ruhlu demekten çok İngiliz üsluplu demeyi daha doğru buluyoruz. Ruh olayı müziğine bağlı dinamiklere göre değişiyor. Bu aşk, nefret, hırs -para hırsı da buna dahil, yaşadığın şehir, korkuların vs.ye bağlı olabilir. Yaşadıkları şehir Joy Division’ı, nefretleri Sex Pistols’ı, korkuları The Clash’i, günümüzün tüm boktan müziklerini de genelde para hırsı yarattıysa; bizim de müziğimizi yaratan tekil ya da karma etkenler var tabii.

Berkan: Dezavantajı bu tarzda henüz oluşmayan, yani yeni yeni oluşan bir kitleye çalmamız. Sonuçta onlara Brit diye yutturulan çok gereksiz gruplar var piyasada.

Serhat : Senelerce sırf brit tarzı coverlar yapmış diye dinleyicinin brit grup diye yuttuğu gruplar vardı mesela. Şu an ortada gözükmüyorlar işin iyi tarafı. Zaten seyirci şu an daha bilinçli bir kaç sene önceye göre. Kendi müziğini yapan sanatçılara daha çok saygı var yine eskiye göre. Artık o gruplara pek bakacaklarını zannetmiyorum.

Murat: Ya da müziği brit olmasa da sırf o dinleyiciyi çekebilmek için müziğine brit, indie vs diyen gruplar var. Komik şeyler tabii bunlar.

Serhat : Bir de taklit edilmek var daha komiği. İlk zamanlarımızda internetten gördükleri cover listemizi bire bir çalıp aralarına Duman, Mor ve Ötesi vs yerleştirip bar programı, festival peşinde koşan zekiler de oldu. Onlar da iş güç peşinde şimdi. Olmayınca olmuyor tabii.

İbrahim: Bu adamlar şu tarzla, şu söylemle çıktı tuttular; biz de yapalım aynısını, demek ki şimdi bu tutuyomuş piyasada tarzı yaklaşımı olan müzisyenler var ortada dolaşan şimdi. Verdiğimiz röportajlarda cevaplarımızın bir ay sonra başka bir grup tarafından aynısının aynı dergide verildiğini görmek şaşırtıyor bizi açıkçası.

Berkan: Adamlar bu damardan girmiş tutturmuş, biz de aynısını söyleyelim gelsin primler yaklaşımı var. Hayretle takip ediyoruz.

Ağustos ayı başında, Step By Step isimli şarkınız Britanya ve İrlanda’da yayınlanacak toplama bir albümde yer almak üzere seçilmişti. Olayda daha önce Velvet Underground ve Lou Reed gibi isimlerle çalışmış Allan Robinson ve daha da önemlisi, Madchester’ın efsane adamlarından Andy MacPherson bulunuyor. Bizce süper bir olay! Tebrik ederiz. Ayrıntıları alalım?

İbrahim: The White Records’un bir temsilcisi internet sitemiz aracılığıyla iletişime geçerek Step by Step şarkımızı bir compilation albüme dahil etmek istediklerini söyledi. Daha sonra sözleşme vs gibi ayrıntılar fakslandı. Biz de gerekeni yapıp şarkının ham kayıtlarıyla geri yolladık.

Murat: Bu albümün Ekim ayı sonunda piyasada olması bekleniyor. CD formatının yanında plak olarak da basılacak olması da ayrı bir heyecan verici unsur.

Serhat : Sonuçta Batı piyasasına yönelik adımlar atan bir grubuz. Daha bu adımların başında bile böyle isimlerle çalışmak gerçekten gurur verici. İngiltere’de olsaydık herşey daha önce, daha hızlı olurdu diye bir kanımız vardı her zaman. Ama ne olursa olsun iyi müzik yapıyorsan karşılığını eninde sonunda alıyorsun. En azından niye bu ülkedeyiz, İngiltere’de olsak çoktan yapmıştık tarzı yakınmaların biraz da bahane olduğunu görüyoruz. Yapan her yerde yapar.

“İyi müzik yapıyorsan karşılığını eninde sonunda alıyorsun.”

2008’de Masstival ve Olympos Müzik festivaline katıldınız, bir yandan Peyote konserlerinde takip ettik sizi. Atladık Olympos’a gittik, eğlenceliydi. Sahnede gayet başarılı olduğunuz biliniyor. Punk ruhu mudur bu? Yoksa özel antrenman mı yapıyorsunuz?

Berkan : Sonuçta kendi bestelerimizi çalıyoruz, kendi hissetiklerimizi döküyoruz. Üzülürken, sevinirken verdiğimiz reaksiyonlar ne kadar içtense sahnede yaptıklarımızda bir o kadar içten. Herşeyden önce müziğimizi hissediyoruz. Sahnede gerisi geliyor zaten.

İbrahim: Bugün geldiğimiz noktaya, şarkılarımız ve tavrımız kadar sahne performansının da etkili olduğunu düşünüyoruz.

İnternet ve yeni medya, yakından takip ettiğimiz ve üreten, yaratıcı insanları heyecanlandıran gelişmelerle dolu. Siz de Myspace olsun, EP’nizin tanıtımı olsun, internetten başarıyla yararlanan bir grup olarak dikkati çekiyorsunuz. Sonunda önemli olan müziği ortaya çıkaranların yeteneği, şarkıları ve ruhudur. Ancak içinde bulunduğumuz dönemin de etkileri olmuştur üzerinizde. Siz interneti grup olarak nasıl kullanıyorsunuz? İnternetin The Revolters’a yararı nedir?

Murat : İnternet’in müziğimizi paylaşma, dinletme açısından hayati bir önemi var bizim için. Aslında sırf bizim için değil tüm bağımsız müzisyenler için. Yaptığımız farklı birşey değil diğer gruplara göre. Özel bir tanıtım, CD basma vs gibi bir olaya girişmedik. Sadece müziğimizi koyduk. Müziğimiz kendi reklamını zaten yeterince yaptı .

“It’s Gonna Hurt A Little” isimli EP’nizi internet sitenizden ve Myspace sayfanızdan ücretsiz olarak dağıttınız. Öncelikle, hem sound hem de beste anlamında, bu güzel çalışma için tebrik ederiz. Siz bu çalışmadan memnun oldunuz mu? Kayıt aşaması nasıldı?

Serhat : Öncelikle teşekkürler. Aslında EP’de başta olan ama sonradan kayıt kalitesi nedeniyle çıkardığımız birkaç şarkımız oldu. Zaten onlar da Myspace’e koyup çok az insan indirdikten sonra ordan çektiğimiz şarkılar. Hem de malum Myspace’in şarkı sayısına koyduğu kota sebebiyle bir kaç şarkıyı elememiz gerekliydi. Kayıtları ev stüdyosunda yaptık tamamıyla, mixlerlerde kendimiz uğraştık, sadece vokal kayıtları Fabrika Müzik’te oldu.

Berkan : Kısa süren bir kayıt süreciydi. Albüm kaydımızın da pek uzun süreceğini düşünmüyorum açıkçası. Step by Step hariç bir mastering eksiği hissedilse de, debut albümde haliyle bu problem ortadan kalkmış olacak.

Nation Under Illumination’da Filistinlilerden bahsediyorsunuz. Daha yakına geldiğinizde, Türkiye için de politik öncelikli olmasa da, müzisyen ve insan olarak sizleri rahatsız eden ve bu konuda söyleceyecek sözümüz, yapacak bir şeyimiz olmalı dediğiniz konular var mı?

“Bağımsızsa iyidir anlayışı çok fazla kötü müziğe gereksiz saygı gösterilmesinin önünü açmış durumda.”

İbrahim : Kendimizi dolu hissettiğimiz konularda şarkılar yapıyoruz. Filistinlilerden bahseden bir şarkı yapmamız politik bir grup olduğumuzu kanıtlamaz tabii ki. Zaten böyle bir çabamız yok.

Serhat : Müzik gibi sözlerde hissetmekle alakalı. Hatta bir şarkıda ikisi %50-50. İlk Ep’deki iki siyasi şarkının sözlerini yazdığımda 17 yaşındaydım. Afganistan ve Filistin- İsrail haberlerinin televizyonlardan ve gazetelerden pek eksik olmadığı ve benim de o olaylara çok duyarlı olduğum zamanlardı. Şimdi giderek daha bireye yönelik şarkılar yazıyoruz. İlerde Animal Collective gibi kuşlara böceklere şarkı yapacak kadar sıyırmadığımız sürece bir sorun olduğunu sanmıyorum.

EP’nizdeki Morning Light, klasik post punk’a yakın bir şarkı olması nedeniyle sanırım, bizim favorimiz. EP’den bu yana, konserlerinizi de düşündüğünüzde, şarkı yazım ve beste şekliniz size göre hangi yöne doğru evriliyor? Grup nasıl bir ruh halinde değişim içinde?

Berkan : Pek kalıplara bağlı değiliz o konuda. Ne zaman nasıl bir şarkı yapacağımız hiç belli olmuyor. Beste sürecimiz emprovize yürüyor. Beste tamamlandıktan sonra üstüne sözler geliyor.

Serhat: İlk zamanlarımızda biraz daha agresiftik, söz ve müzik açısından da. Liriksel olarak daha açıktık. Şimdi şarkı sözlerini bazı şarkılar haricinde biraz daha ucu açık bırakıyoruz . Bu ucu açıklık kafaları bayağı kurcalayan sorulara kadar gidiyor lirikler içinde.

Murat : Ruh halimizdeki değişimi objektif biçimde irdelemek çok zor kendi açımızdan. Dışardan bakan birinin görüşü daha sağlıklı olur bence.

-Müziğimiz kendi reklamını yeterince yaptı-

2009 kışında debut albüm yapacaksınız gibi görünüyor. Yine Fabrika Müzik’te mi kayıt yapacaksınız?

Serhat: Aslında Ağustos ayında albüm kayıtlarına başlamayı düşünüyorduk. Daha sonra toplama albüm olayı ve o isimlerle çalışma telaşı, biraz daha önümüzü görelim bakalım compilation’dan sonra neler olacak merakı, en azından kayıtlar açısından bizi Kasım-Aralık aylarına kadar beklemeye itti. Kısa sürede kayıt yapan bir grup olmamıza rağmen debut albümde zaman olarak kayıt sürecini herşeyiyle yaşayarak ve hazmederek geride bırakmayı planlıyoruz.

Punk’ın en azından resmi olarak, 30. yılı dolmak üzere. The Clash’siz bir dünya bize göre tatsız. Siz kendinizi nasıl görüyorsunuz. Keşke yetmişli yıllara doğru Velvet Underground ile beraber Andy Warhol ile takılsaydık diyor musunuz, yoksa müziğiniz için doğru yer ve doğru zamanda mısınız? Başarınız aslında bunun cevabıdır, ancak öğrenmek istediğimiz asıl nokta, müzik akımlarının tavan yaptığı dönemler mi yoksa zamanımız mı fırsatlara daha açık?

Serhat: Aslında değişik dönemlerin müziğine her zaman bir alternatif müzik türü olmuştur. 60’ların sonunda dünya rock’n roll’la sallanırken New York’ta punk müziğin ilk örnekleri veriliyordu. 80’li yıllarda glam -heavy metal furyasına da, önce Washington daha sonra Seattle arenasından öldürücü darbe geldi. Daha sonrasını da hepimiz yaşadık zaten, post grunge dönemi ardından Brit Pop furyası ve The Strokes’la gelen retro rock devrimi. Bir akımın doğuşu hep öncekinin ölümüyle son buluyor. Artık bu değişimler daha kısa zaman dilimleri içinde yaşanmaya başladı. İnternetin müzik paylaşımında acımasız bir tüketim ortamı sunması, heryerde müzik dinleyebilmeniz yani kısacası müziğin çabuk tüketilmesi. En azından istediğin müziği dinlemek eskiye oranla daha az lüks.

Her dönemin kendine göre Andy Warhol’ları, Factory’leri, Velvet Underground’ları oluyor. Tarzlar, akımlar, müzikler, isimler değişse de görevler hiçbir zaman değişmiyor. İçinde bulundukları döneme verebildikleri dinamiklik ve ilham verebilme, etkileyebilme gücü onları belli bir isim, hatta efsane yapan olgular. Bunlar zamanında değil de aradan belli bir zaman geçince geriye bakınca anlaşılan şeyler. Günümüzde gruplar açısından herşey daha zor. İnternet ve globalizm sayesinde çok yakın zamanda gruplar fırsat olarak da eşit hale gelecekler. Gruplar arasında rekabet artacak, müzik piyasası içinde bir doğal seleksiyon başlamasının vaktinin geldiği kanısındayım. Çünkü bağımsızsa iyidir anlayışı çok fazla kötü müziğe gereksiz saygı gösterilmesinin önünü açmış durumda şu an.

Geleceğe baktığınızda, The Revolters için ne görüyorsunuz? Planlar, amaçlar, istekler…?

Berkan : Grup kurulduğundan beri hep planlar ve amaçlar oldu. Kısa vaadede ulaştıklarımız uzun vaadede gerçekleştireceklerimizin yolunu açtı her zaman. Şu an albüm hazırlığı sürecindeyiz, yine bu sene içinde yurtdışında konserler vermeyi düşünüyoruz. Önümüzdeki yaz İngiltere’de bir festivalle şimdiden anlaşmış durumdayız.

Murat: Klip için de hazırlıklara başladık. Önümüzdeki günlerde birkaç toplantımız olacak bu konuda.

İbrahim : Planlarımız hep çok büyük bir grup olmak üzere kurulu. İki senelik geçmişimize baktığımızda kısa bir zamana çok fazla şey sığdırdığımızın farkındayız Türkiye şartlarına rağmen.

Serhat : The Revolters yaptığı herşeyle geleceğini daha sağlam temellere oturtan bir grup. Bekleyip görmek daha iyidir her zaman.

Adım adım (Step by Step:)) güzel müzik yaparak, kaliteli yaratımda bulunmak çabasıyla ortaya çıkardığınız çalışmalarınız için sizi tebrik ederiz. Umarız daha büyük başarılarda da sizi takip ederiz, Kadıköy’den The Revolters’a bol şans!

Biz de röportaj için çok teşekkür ederiz!

[The Revolters Myspace] [The Revolters Last.fm]

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page