Kaçırılıp oynattırılmış, büyükler için bir oyuncak olarak yetiştirilen A., çocukluğundaki sesime kulak, sesime kulak diye arandığı günleri çabucak geride bırakmış; başarılı biçimde insanları izleyerek sesiyle istediği yere gönderebilecek duruma gelmişti.

Onu odasına kapandığı gençliğinde, bedeniyle oyalanırken, kendisine sözlerle, kendisini yakalayacakmış gibi sokulurken tanıdım. Taşkınlıkları düğmelerle tutturulmuş eteğini süslüyordu. Aşırılıkları kurguluyordu. O sıralar gelişigüzel olarak yorumlanabilecek yaşamında “Tembellik Odası” diye adlandırdığı yatak odasına bağlılığa gönülsüzce boyun eğerek sohbetlerine iş saati süsü verirken; kendini dışlayarak sözsüz şakalarla misafirlerini memnun ediyordu.

Bir yazar olarak beni, başkalarının kitaplarının devamını getiriyor diyerek tanıştırdılar. İçtenlikle karıştırıldığı için dağınıklığımı gizlemeye çalıştım. Evsiz barksız görevlerini yapanların aç karınlarına deva olamayacağımı söyledi. Yaşımın saygınlığına sığındım.

A., insanın ömrünü tüketen kahkahasını atarken, neden bir tutku için alçalmayı değer gördüğümü düşünüyordum. Herkesin acıktığı belirli saatlerde ağız tadı olmasından çekinerek bıyıkaltından ona hediyeler gönderiyor, iyileşip ölmüş evcil hayvanının yerini almaya çalışıyordum. Şaşkınlık veren rahatlatıcı varlığını duyarlı bir edayla, titizlikle hissettiriyor; yansıması benlik bir sunumla odadaki boşluğu dolduruyordu.

Onunla karşılıklı iki konuk gibi oturuyor, kimsenin üstünlüğünden söz etmiyorduk. Bazen benim hakkımda ne düşündüğünü kurguluyor, yol açtığı uykusuzluğu unutuyordum. Ona olan tutkum, onunla yaşama arzusuyla şekilleniyordu. Hamsi avından domuzla dönmüştüm.

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page