Özellikle Wikileaks’in son dönemde öne çıkmasından sonra, İngilizce konuşulan ülkelerde yıllardır tartışılan gazetecilik değişiyor teması lütfedip ülkede de ses getirdi. Bizde online gazetecilik vücut gösteren ses ve görüntü dosyalarını bir arada vermek ya da haber başlıklarını ünlemle doldurup okuru haber içine (reklam alanlarına) çekip sonra başlıkla ilgisiz ve kötü hazırlanmış içerik sunmak olduğundan, şu an için, tartışmaları ıskalıyoruz.

İnternetten önce TV en önemli iletişim nesnesiydi, ondan önce de radyo diye bilinir. Oysa ondan öncesi de vardı. “Telefon gazetesi”.

Macar Tivadar Puskas, eski filmlerde gördüğümüz, kabloların çıkarılıp başka noktalara bağlanabildiği telefon santrali denen nesnelerin mucidiydi. Üzerinde çalıştığı bu yeniliği ilk kez Paris’te kurdu. Paris’te bu işle uğraşırken bir yandan Thomas Edison’a da yardımcı oluyordu. Paris’te kurduğu bu düzeneğe teatrofon adını verdi. Çaydanlıkla semaver arasında bir nesne gibi görünen alet sayesinde dönemin oper binaları ve tiyatroları birbirine bağlanmıştı. Web’in ortaya çıkışından yüzyıl önce farklı mekanlar arası iletişim kablolarla sağlanmıştı. [Link]

Puskas, bu yeniliği geliştirmek istedi ve ismini Budapeşte’de koyduğu Telefonhírmondóyu tanıttı. “Telefon gazetesi” gibi genel bir çevrimi yapılabilecek icat sayesinde aboneler, telefon vasıtasıyla müzik, edebiyat, ekonomi ve astroloji gibi yayınlara ulaşabiliyordu. Aynı anda 50 abone yayını dinlerken, sonradan yayına bağlanan bir abone olduğunda herhangi bir ses/gürültü çıkmadığından kimse farkettmiyordu. Puskas’ın hesaplamalarına göre kurduğu sistem aynı anda 500.000 kullanıcıyı kaldırabilirdi. Basılı gazetelerden radyoya geçiş sırasında, bir proto-radyo gibi de tanımlanabilecek bu yayıncılığı, bir genel yayın yönetmeni, dört yardımcı editör ve dokuz adet muhabir gerçekleştiriyordu.

Telefonhírmondó’nun ilk yayını 15 Şubat 1893 tarihinde Puskas’ın yaklaşık 60 aboneye “Budapeşte’den  tüm dünyaya yayınımız muzaffer yolculuğuna başladı, Budapeştelileri selamlıyoruz” sözleriyle başladı. Zaman içinde abone sayısı 6200 civarına yükseldi. Yayın bu şekilde iki hafta sürdükten sonra Puskas yetkililere başvurdu ve yayının gazetecilik kapsamında değerlendirilmesini talep etti. Böylece yayın haklarını da beş yıl boyunca alabilecekti. Aslında yasada böyle bir iletişim aracına yer olmamasına rağmen, Avusturya-Macaristan hükümeti güzel bir propaganda aracı olabileceğini düşünüp hemen yayın hakkı verdi. Buna göre haberlerin örneği polis ve yerel yönetime de verilecekti.

Ancak telefon gazetesi yayına başladıktan bir ay sonra Puskas öldü. Akrabaları uzun dönem uğraşmalarına rağmen icadın haklarını alamadı. Telefonhírmondó hakları 1894’te István Popper’a satıldı. (250.000 ABD doları karşılığında). Aslında bu durum, icat için iyi oldu ve böylece, 1940’lara kadar kullanılacak olmasının yolu açıldı.

Satın alan şirket Budapeşte’de yayının yapıldığı merkez ofisten başlayıp şehri 27 kısma ayırdı. Her kısımdaki ana noktalardaki evlere kablolar döşendi. Örneğin, merkez ofisten şehrin Opera Binası’na 27 bakır kabloyla ulaşıldı. Şirketin, tıpkı bir telgraf ya da telefon şirketi gibi kablo döşeme hakkı vardı. Böylece, kablolarla yayıncıyı ve dinleyici/okur/alıcıları ulaştıran telefon gazetesi 560 kilometrelik kablo ağıyla 6200 kullanıcıya ulaşmış oldu. Her abonenin evine program şemaları asılmıştı. Tıpkı bir gazete gibi, “köşelerden” belirli saatlerde standart haberleri veriyordu. Bir başyazısı yoktu ancak editörler özgürce yayın yapabiliyordu. Sadece birkaç kez dava edildiler ancak hepsini kazandılar ve fikren de sorun yaşamadılar.

Bizim ilgimizi çeken, abonelere içeriğin üretim ve ulaşımı dahil editöryal kısmı ise şöyle işliyordu:

Her türlü haber standart bir gazete gibi, muhabir tarafından ofise getiriliyordu ve yazıya dökülen metin muhabirin bağlı olduğu editöre gidiyordu. editör, sonradan sorumlu olacağının ispatı olan imzasını o metne atıyordu. Daha sonra bir yardımcı bu metnin kopyasını alıp litografik mürekkeple uzun şeritlere dikkatlice kopyalıyordu. Bu kopyalar, taş üstüne gazetedeki gibi paralel sütunlar halinde geçirildikten sonra baskı kısmından iki kişi el baskısı araçlarıyla genel baskı kâğıdına çıktı haline getirir ve her bir sayfa yardımcı editörlerin kontrolüne gelir. Burada, genel bir okuma yapıp metni kontrol eden editörler günlük programın ve yayın saatlerinin de olduğu şekilde çoğalttırıp haberleri abonelere telefonda “okuyacak/aktaracak/iletecek” stentor’lara (serbest çeviriyle telefon spikerleri diyelim) aktarırdı.

Bu telefon spikerleri kış mevsiminde genelde altı adet olurdu. Kış döneminde abonelerin ilgisi daha fazla oluyordu. Altı spikerden dördü görev başında olurken, ikisi yedek bekliyordu. O an görevde olan spikerler mikrofon (telefon) başında hazır bekliyorlar ve her on dakikada bir değişerek yayını “okumayı” sürdürüyordu. Dönemin Macaristan Başbakanı ve kabine üyeleri de aboneler arasındaydı.

Yayından memnun olmayıp artık gazeteyi istemeyen abonelerin ise işi biraz zordu. Çünkü evlerine kablolar döşenmişti ve bu masraflar nedeniyle aboneliğini sonlandırmak isteyen bunu hemen yapamıyordu. Aboneliği aldıysanız, bu en az bir yıl abone olduğunuz anlamına geliyordu. Oteller gibi yerleşik olmayanların olduğu mekanlarda abonelik verilmiyor ancak buralarda kalanlar otelin aboneliğinden faydalanabiliyordu.

Puskas, 1892’de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu bünyesinde Telefonhírmondó’nun patentini aldığında icadı “telefon gazetesini organize eden ve düzenleyen yeni bir metod” olarak nitelemişti. Gerçekten de, 1920’lere kadar, arada Amerikalılar da bir Budapeşte ziyaretinde bu icadı görüp Yen, Kıta’da uygulamış ve 1912’ye kadar sürmüştü, Birinci Dünya Savaşı sırasında kesintiye uğrayıp, radyo yayınına sönüp 1940’lara kadar süren Telefonhírmondó, bir yanıyla modern Apple aplikasyonları, internet sitelerinden ücretli yayına geçen online gazeteler gibi, bir yandan basılı gazeteler ile radyo yayıncılığının arasındaki bağlantı olarak, modern zamanlarda ana akım dışında yer alan bir iletişim aracıydı. Steampunk gazete olarak nitelenebilir kendisi.