Bu sabah bunu bir kez daha yaptım. Uyandığımda tavanı seyrettim gıcırdayan ranzamın ikinci katından. Avuçlarımı sürmeye çalıştım pürtüklerine. Hızlı hızlı sürtmeye çalıştığımda parmaklarımdan içime doğru garip bir ürpertinin dolaştığını fark ettim. Uzunca bir süreden sonra bunu ilk kez yaşıyordum. Farklı bir şeydi ama sanki hep bunu yaşamış gibiydim. İşaret parmağımı bir süre sonra hissetmedim. Alüminyum pencerenin üzerinden apartmanları, iri iri dizilmiş apartmanları kamuflaj yaparak sadece gökyüzüne odaklandım. Hava bulutsuzdu bugün. Ama kapalıydı. Hamletvari avucumu iyice gerdim, kaldırıp hemen başımın üstündeki ışığa yönlendirdim. Bir süre kafamı da yastığın yardımıyla geriye doğru büktüm. Pencereden gökyüzüne doğru uçacağımı düşündüm bir an için. Ama yüksekten çok kötü korkuyordum. Ayaklarımın ucunu Guernica’ nın bit pazarından aldığım sararmış kopyasına değdirirken kağıdın ucunu ayak parmağımla kaldırmaya çalıştım. Doğruldum sonra. İçimle birlikte ranzada sallanıp gıcırdamaya başladı. Dirseklerimi dizlerime yapıştıracak kadar çok esnedim. Göğsümün tam ortasındaki sesi pencereye doğru salar gibi -ters bir hareketle- ayaklarımı ranzadan sarkıtarak mutlu olmayı denedim. Tam karşımdaki masanın üstüne atlasam diye düşündüm. Ama yok, bu kadar heyecana gerek yok. Ayaklarımı serin gri seramiklerin üstüne bıraktım, şiddetliydi yer.

Kan dolaşımını vücudumun bütün eklemlerimde hissederken masamla kapatmaya çalıştığım turuncu duvardaki devasal çiçekleri gördüm. Suluboya. Bunu annem yapmıştı benden habersiz. Kızmıştım anneme ama o günkü sinirimi sindirmemi başarmıştı bu özensiz çiçekler. Sanki masanın ortasından fışkıran cüretkar bir tablo gibiydi. Görüntüyü hantal masamla kapatmakla bir an için hata ettiğimi sandım. Ama böyle daha güzel görünüyordu. Kapıya doğru yöneldim. Ev bir hayli sessizdi. Ürkütücüydü hol.

Üzerimde bir şey yoktu. Göğsümün garip bir şekilde fazlaca tüylendiğini fark ettim. Mutfağa doğru ilerlerken göğsümü kaşıdım. Duvardaki gibi pürtükler yaratmıştı kıllar. Balkon pencereleri tellerle kapalıydı; bunu hiçbir zaman sevemedim. Pencereyi yanlamasına itip açtım. Apartman bahçesini seyrettim bir süre. Balkon demirleri soğuktu. Bağırıyordu çıplak duvarlar. Uzakta kargalar da aynı hareketi yapıyordu havada, bir bütün gibi. İçimde sıkışan tablodan ayrıldım.