Dave Eggers, çağdaş edebiyatın en takip edilesi kişiliklerinden biri. Dergi ve kitap yayıncılığı, yazarlık ve editörlük çalışmalarının yanında modern rock gruplarına şarkı sözü yazmışlığı da var. Son dönemde Spike Jonze’nin sinemaya uyarladığı Maurice Sendak klasiği Where The Wild Things Are’ın senaryosu ve senaryoya dayalı romanı ile dikkat çekmiş olan Eggers, en büyük online dergilerden olan Salon.com’da yazı dizileri, The New Yorker’da yazılar yayımlarken, Sam Mendes filmi Away We Go’nun senaryosunu eşiyle birlikte yazmıştır. Bunlar yetmezmiş gibi, kurucusu olduğu bağımsız yayınevi McSweeney’s bünyesinde çıkardığı edebiyat dergisi Timothy McSweeney’s Quarterly Concern, 2003 yılından itibaren çıkardığı bir başka dergi The Believer (muhteşem bir yayındır) ve Wholphin isimli DVD formatında çıkan derginin de arkasındaki kişidir. En önemli çalışmalarından birisi ise, yaşları 6-18 arasında değişen çocuklara edebiyat/yazın eğitimi veren 826 Valencia vakfıdır.

Dave Eggers - Valentino Achak Deng
Dave Eggers - Valentino Achak Deng

Dave Eggers’ın orijinal adı What Is the What: The Autobiography of Valentino Achak Deng olan 2006 tarihli romanı, Siren Yayınları tarafından Ne Nedir ismiyle Algan Sezgintüredi çevirisiyle yayımlandı. Kitap, Sudanlı Valentino Achak Deng’in ülkesinin güneyindeki köyünden iç savaş nedeniyle kaçıp, Etiyopya ve Kenya’daki mülteci kamplarındaki yıllarına, oradan da, onun gibi olan diğer çocukların peşinde ABD’de Atlanta’nın işçi sınıfı banliyösündeki yaşamına uzanıyor. Yarı yaşam öyküsü, yarı kurgu olan roman, İngilizlerin afrika politikasından başlayıp, Sudan’daki iç savaşı, Darfur soykırımını, Arapların güneydeki Sudan halkına uyguladığı etnik temizlik hareketini, Sudan direnişindeki çarpıkları barındırırken, aslında politik olarak kendini belirli bir tarafa, özellikle de mağduriyete konumlandırmıyor. İki milyondan fazla insanın katledildiği iç savaş sırasında yerlerinden edilen, yetim kalan ve Sudan’ın Kayıp Çocukları olarak adlandırılan 27.000 çocuktan biri olan romanın kahramanı Valentino, daha çok büyüme çağında yaşadıklarına odaklanıyor ve etrafındaki herkesin öldüğü ya da sakat kaldığı dünyaya, yaşadığı akıl almaz sıkıntılara rağmen “Bunlar özellikle benim başıma mı geliyor?” diye, normal bir hayat mücadelesinde her insanda rastlanabilecek naif bir sorgulama içinde yer alıyor. Bu yanıyla, bir ezilen olmasına rağmen, isyancılara katılmamaktaki ısrarını, öte yandan mülteci kamplarına yürüyüşleri sırasında kaybettiklerini anlatırken, inatla yürüyüşünü nasıl sürdürdüğünü aktarıyor okuyucuya.

Dave Eggers’ın kitabı az da olsa olumsuz eleştiri de aldı. Daha çok, öykünün kahramanı Valentino hayattayken, romanı onun adına bir yazardan okumanın tipik bir Amerikan bakış açısı olduğuna dair eleştiri yazıları çıktı. Bu mantıkla, sadece yarı özyaşamöyküsü bile olsa, tüm filmleri ya da belgeselleri de olayları yaşayanların kendileri çekmeli. Zaten kitabın, Sudan’da yaşananları ham bir belgesel havasında dile getirmek gibi bir derdi yok. Gözümüzün önünde yaşanan ama ıskalanan bir yaşam mücadelesini, derli toplu bir kurgusal anlatımla yansıtıyor. Okuyucuya belirli bir yargılama alanı vermiyor roman. Yaşananlara karşı değerlendirmeyi, bizzat hayatta olan ve bugünlerde otuzuncu yaşını sürüp, Sudan’a yardım için mücadele veren Valentino Achak Deng yapıyor zaten. Romanda belirli yerlerde acı bir gerçeği fısıldıyor, yaşananlar onun başından geçti, aynısını yaşamayan anlayamaz. Bu tartışmaların ne kadar gereksiz olduğu aslında kitabı okuyunca daha iyi anlaşılabilir. Bir sayfada gülümserken, diğer sayfada dünyanın sonu gelmiş gibi hissettiren bu roman, diliyle ve öykü anlatımıyla oldukça başarılı. Tipik bir Dave Eggers çalışması, zaman zaman ince mizah ve duygu yoğunluğunun yanında, yaşananların ön plana çıkması.

Didaktik bir doğru/yanlış, iyi/kötü söylemi yerine , ABD’de yaşadığı bir soygundan yola çıkıp zihninde Afrika’da yaşananlara dönen Valentino’nun hikayesi postmodern bir Huckleberry Finn hikayesi sayılabilir aslında. Mississippi Nehri boyunca özgürlüğüne kavuşmak için yola çıkan köle Jim’in yerine, gayet mutlu bir yaşam sürebileceği Sudan’daki köyünden soykırım nedeniyle oradan oraya sürüklenip, kocaman bir düş algısıyla yansıtılan ABD’deki yaşam mücadelesinin, yalnızlığın ve zalimliğin de farklı olmadığını tecrübe eden iyi niyetli insanlardan birinin öyküsü bu. Yaşadığımız zamanda yolculuğa soykırımlar, din savaşları, etnik temizlik ve sosyal adaletsizlik eşlik ediyorsa ve kurtuluş yolu bir Afrikalı için sadece ABD’ye yöneliyorsa, Valentino ne yapsın? Siz hiç iyi niyetinize rağmen hayal kırıklığına uğramadınız mı?

Not: Bu yazının kısa versiyonu 5 ekim tarihli Taraf gazetesinde yayımlanmıştır. [Link]

Not II: Kitabın belirli kısımları Datça’da yazılmıştır.