Herkesin bir su bardağı olmalı. Özellikle de tek başına yaşayanların. Bu onların tek kişilik hayatlarıyla aralarındaki gizli anlaşmanın nişanesi olmalı hatta. Bir başkasının bardağı ile karışma tehlikesi olmasa da, istedikleri bütün bardakları kullanabilecek olsalar da.

Salonda uyuyabilen onbinlercesi adına üşenmeden kalkıp yatağa kadar o yolu yürümek gibi biraz da. Yalnızların onur yürüyüşü de diyebiliriz buna. Bu da onların kimseye anlatmayacağı gizli anlaşmalardan biridir belki.

Geçen gün karşıdan karşıya geçmek için ışıklarda beklerken, yayalara kırmızı yanmasına rağmen onca kişi umarsızca yola attı kendini. Ben durdum, bekledim. O sırada karşı tarafta ışıklarda bekleyen bir kadın gördüm. İş çıkış saati olduğu içindi sanırım, yorgundu. Saçları hafifçe dağılmıştı. Ya uzun süren bir toplantının rehavetini parmağına doladığı saçıyla üzerinden atmaya çalışmıştı ya da metrodan çıkarken beklenmeyen bir hava akımı bütün edasını bertaraf etmişti.

O da ben de yayalara yeşil yanana kadar bekledik. Bir ara göz göze geldi. Kadın bakışıyla sevdi beni ya da bana öyle geldi. “Aferim, yeşil yanana kadar bekle” dedi sanki gözleriyle. Sonra yeşil yandı. Yola adım attım, her adımda kadına yaklaşıyordum, kadın da bana.

Aramızda üç adımlık mesafe kalınca kadının bana baktığını, hatta başının hafifçe onaylarcasına, sırtımı sıvazlarcasına, eğdiğini gördüm ya da sandım. Sanki bu da bizim gizli anlaşmamızdı, sanki biz de yayalara kırmızı yanarken geçmeyen insanlar topluluğuyduk, ki aslında geçebilirdik.

Sahi, kadın da mı yalnızdı acaba?

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page