[alert type=white ]Black metal’in bir akım ve bir düşünce biçimi olarak modern zamanların hayata etkisi olan, toplumu sarsıp teoriyi pratiğe katan en önemli (anlamı bozulmamış haliyle) alt kültür tavırlarından biri olduğunu düşünüyoruz. Özellikle muhafazakar kapitalist Avrupa’nın yönetici kitlesinin AB fikrini hayata geçirmek üzere son düzeltmeleri yaptığı yıllarda, Hristiyanlık öncesi çağa ve inançlara, kimliklerine sahip çıkma tavrıyla harlanan bir müzik akımının mevcut sosyal düzenin karşısında, Niçeci bir tavırla, insanlık karşıtı (insaniyet değil) bireyci düşünce yapısıyla görüşlerini eyleme döküp, kilise yakarak, üst sınıftan insanları öldürmeye dek giden sosyo politik bir tavır olarak önemsenmelidir. Black metal gruplarının karnavalesk yönünü de es geçmeyelim. Sahnedeki alevler, müzisyenlerin makyajları, fotoğraflardaki duruşlarında görünen beden dili dikkat çekicidir. Yine Niçeci bir tavırla Hristiyan çileciliğine, yokluğun ve zayıflığın kutsanmasına karşı tepkinin ve aşağılamanın, çoğunluğunun alt sınıf, işsiz ya da işçi sınıfından gelen Black Metal müzisyenlerinden gelmesinin ve hemen hepsinin iki ana yol üzerinden, karnavalesk, Niçeci ve Anton LaVavey etkilenimli satanist ya da yeryüzünü, tarihi ve kimliği savunma güdülü neo-pagan teoloji üzerinden fikirlerini yazılı metinlerle de desteklemeleri önemlidir.

Black metalin anti semitik yönünde de yine sermayeye sahip olan, Hristiyanlığın ve birleşik Avrupa’nın temeli olduğunu düşündükleri üst sınıfın mensuplarına öfke vardır. Black metal ve topluma karşı öfkenin sağdaki yansımasında daha kelam etmeyi düşünüyoruz. Stacy Kranitz’in Black Metal gruplarından görüşlere ve fotoğraflara yer verdiği kitabın Arthur Magazine’de çıkmış versiyonuna geçelim.

[/alert]

daha-olmedi

[intense_hr type=”dotted” size=”medium” /]

nattefrost

“Kitap filmden daha iyidir.”

O zaman yaşayan Norveç black metal totemi, tarifsizce aptal hayat-yok edicilerinin dünyasına savaş açmış yürüyen gazi, Darkthrone’dan Fenriz’in ayinini okuyun. Sizlere, bana ve kendisine karşı savaşmaktan çok yorgun, basit bilgeliğini tekrar ediyor: black metal kişisel kan davasıdır. Onun büyüsünün her bir parçası müzikle iç içedir. Canlı şovlar, röportajlar -onu izleyen fotoğraflar- gerçekleri görmek için basit birer imkandır.

Kuzey semalarındaki ilk yangından on beş yıl sonra, black metal ateşi Norveç’te azalmaktadır. Hatta Norveçlilerin anlattığı kilise yakma esprileri bile. Lakin kuzeyin karanlık alayını takip eden evlatları, kutsal savaş boyaları içinde, kameralar önünde esir edilmiş yerli Amerikan reisleri gibi korkunç klişe ve şaklabanlık arasında kapana kısılmaktan rahatsız. Geronimo’nun torunları olarak, black metal mirasçıları kendi topraklarının ruhlarına -yani Wotan, Bathory ve Mayhem- bağlanmak için mücadele ediyor. Savaş silahlarını kavrıyor ve 1993’ün ruhları altında -basit heavy metal çılgınlığı bastırılmış milli fantezileri tekrar açığa çıkardığında- tehlikeyle sallıyorlar. Bu nedenle bu çılgın çocuklar kana susamış istilacı Hristiyan hazine avcılarının 1000 yılı aşkın zaman önce yaptığı pagan, Norveç katliamının intikamını almak için kiliseleri yaktı ve bıçakları ile yola koyuldular.

“Oslo’da Darkthrone’dan Fenriz’i kalan tek kişi olarak pubda oturmuş bira içerken görürüz” diye yazar, fırsatı bir hücrede donmakta olan, 1993 yılının trajik figürü Varg Vikernes. Geriye kalan diğerleri için yazılmış sözlerin ve kaydedilmiş şarkıların saflığı bir ticari eşyaya döndü. Saflık satılabilir. Saflık mükemmel t-shirt yapar. Saflık neşelidir. Saflık neredeyse güvenlidir -Gaahl’in son şiddet hükümleri aksini söylese de. Fakat dış izlenimler ve solundan kalkılmış günler/kötü günler kahrolsun; en düşük kurtlardan en yüksek kuzgunlara kadar, black metal ruhani varlıklar içinde beslenir. Kamuya açılıp vücuda gelen her şey artık aksaktır ve öznellikle doludur. Yüksek ihtimalle Norveç’ten size daha yakın ve kişisel olarak, sayfalar çevrilmeye devam ediyor.

Ian Christe – Mayıs 2005

 

[intense_hr type=”dotted” size=”medium” /]

 

blasphemer

 

 

Blasphemer (Rune Erickson), Mayhem gitaristi

Oslo, Norveç

Bir gruptaymış gibi hissetmiyorum. Mayhem’i bir grup olarak değerlendiremem. Daha çok, yaşamak için bir yol ya da bir yaşam tarzı olduğunu hissediyorum. Bir gruptan çok daha fazlası. Bu, bizim ve diğer black metal grupları arasındaki fark. Black metal hiçbir zaman spot ışıklarına ait olmamıştır.

Medya, kilise yangınları ve cinayetlere odaklandığında black metal trend oldu.  İnsanlar black metalin diğer stillerini benimsemeye başladılar, böylece büyüdü. Tüm bu gruplar geldi, bir şeyleri mikslemeye başladılar ve aniden melodi anlaşılır oldu, böylece daha çok insan black metal dinlemeye dayanabilir oldu. Fakat bir zamanlar olduğu gibi black metale ve onun değerlerine gerçekten inanan çok fazla grup olduğuna inanmıyorum. 90’ların ilk dönemleri, satanik bakış açısına daha çok sahipti. Şimdi ise bu büyük bir medya, para makinesi. İnsanlar giderek büyüyor ve listelere oynuyor. Müziğin arkasındaki ideoloji şimdilerde önemli değil. Black metal bir zamanlar toplum için tehditti ama artık öyle değil.

Biz çok para kazanmıyoruz. Esasında hiç para kazanmıyoruz. Önemli olan şey bunu yaşamak. Bu yolda idealistim: Toplumun bir parçası olmayacağım, kendi değerlerim için yaşayacağım ve bunu son haddine kadar yapacağım. Sanırım, bu şekilde davrandığım, hareket ettiğim ve düşündüğüm bu yolda bana “Blasphemer/Kafir” diyebilirsiniz.

[intense_hr type=”dotted” size=”medium” /]

mortiis

Mortiis

Notodden, Norveç

Uzun zamandır etraftayım ve çok şeyin gelip geçtiğini gördüm. İkinci dalga black metal, 91’de İskandinavya ve Norveç’te çıktı. Çok primitif, ilkeldi. Fakat çabucak, çok çabuk biçimde işin içine klavyeler katıldı. Biz bu elementi çok hızlı yakaladık ve bir ya da iki yıl sonra sizler dev sükseli kadın vokaller gruplarına sahip oldunuz. Cradle of Filth bunu fazlaca yaptı ve diğer topluluklar da bu trendi takip etmeye başladı. Sonra tüm şu Viking saçmalıklarını edindiniz. Cradle birdenbire vampir gotik harmanını yaptı. Ardından artık neyin ne olduğunu bile bilemez oldunuz. Ve son dört yıldır herkes death metale tekrar dönüş yaptı.

Emperor’dan ayrılmam istendi çünkü öfkeliydim. Hala öyleyim fakat çok fazla açığa vurmuyorum. Emperor’dayken çok fazla öfke nöbetine tutulurdum. Onların bununla başa çıkmak istediklerini sanmıyorum. Kim ister ki? Bu nedenle grubu 92 sonlarında tek ettim. Ondan beri camiadan uzaklaştım. Mortiis’e ve tüm bu ambient zırvalığına başladım.

Frost
Frost

Frost ve Satyr – Satyricon

City, Norveç

Frost:  Müziğimizde ortaçağ konuları kullanılırdı. O zamanların dehşetiydi. Vücudun her hücresine sızan, insanlardan geçen hastalıklar ve cezayla bu daimi tehdit ve dehşet hissi gündelik yaşamın bir parçasıydı. Tarih kitaplarından alınmış, belgelenmiş gerçekler var. Bir yanda da kolektif bilincin sizlere sürekli tekrar ettiği yalanlar var. İşte tüm bunlar fazlasıyla black metalin ilgi alanında.

Satyr: Black metalin kendi tekeli üzerinde ilerlemesine ihtiyacımız var. Başka birinin tekelinde değil. Bu çok önemli. Black metal ekstrem olmalı. Vampir, peri masalı değil.

[intense_hr type=”dotted” size=”medium” /]

nebelhexe(andrea_haugen)

Nebelhexe (Andrea Haugen) – Hagalaz Runedance

Oslo, Norway

1994’de kuzey büyüsü ve Şamanizm’iyle alakalı kült bir majikoluşuma sahip olma fikrim vardı. Bu müziği icra ettiğimden beri, gitgide müzik mahiyetine büründü. Sonunda benim için kendimi, görüşlerimi ve hissiyatımı ifade ettiğim bir yol oldu. Antik kuzey Avrupa ruhuna adandı. Esas itibarıyla görüşlerimi anlatmak ve manevi diyarları, tanrı ve tanrıçaları, kuzey ve kelt dünyasını keşfetmek için bir yol.

Birçok metal grubunun “Oh karizmatik Vikingler, savaşçılar ve kılıçları, Viking gemileri” gibi konuları işlediğini düşünüyorum. Benim yaklaşımım daha mistik ve büyülü çünkü bunu uyguluyorum. Kılıç kullanmama rağmen Vikingler hakkında söylemiyorum. Daha çok mitin arkasındaki bilgelik ile ilgileniyorum.

jyri_vahvanen

Jyri Vahvanen, Battlelore kurucu gitaristi

Lappeenranta, Finland

Başta beş kişiydik, şimdi ise yedi kişiyiz fakat tüm bu görüntü için bize yardımcı olan bir düzine insan var: Makyaj, giyim, silahlarımız ve bunun gibi şeyler. Bizim gibi “Epic Metal” grupları oldukça büyüktür çünkü her şey canlı çalınır. Herhangi bir arka plan kaydı kullanmıyoruz. Tabii ki kayıttaki sounda erişemiyoruz fakat sahnedeki atmosfer albümdekine göre daha enerjik. Albüm daha fazla duygu ve ruh halindedir, canlı şov saf enerji. Battlelore için şahsi hayalim bir senfoni orkestrası ile çalmak.

Daima karanlıktan, ölümden bahseden tipik bir metal grubu olmamaya çalışıyoruz. Üçüncü albümümüzde biraz hobbitler ile alakalı metal olacak, bu bayağı zorlu bir şey, çünkü epey mutlu ve eğlenceli bir konu. Nasıl olacağını göreceğiz. “Bunu yapamazsınız” şeklinde düşünen çok sayıda pure evil metal fanları olacak. Güzel, neden olmasın?

[intense_hr type=”dotted” size=”medium” /]
gaahl
Gaahl

Gaal, Gorgoroth vokalisti

Bergen, Norway

Black metal olayı başladığından beri bu gruptayım. Olduğu sürece de bunun bir parçasıyım. Müzik birçok açıdan kendi adına konuşur. Konsepti Anti-Hristiyanlık. Topluluğun fikri her zaman için bizim karşı olduğumuz şey olmuştur. Lusifer’i yansıtırsın; kendi olayını yaratan ve kendi yolunu bulan.

Kilise ve toplum size karşı muhaliftir. Kilise denetlemekle ilgilidir. Tanrıyla bir alakası yoktur. Tanrı hakkında vaaz çekseler bile tanrı ile bir alakası yoktur. Değerlerinin temeli yalana dayanır. Topluma kattıkları her şeyi silme nedenimiz budur. Çünkü bu bir veba. Hastalık. Sağlamlığı ve bireyin manevi sağlığını kazanmak için bu vebadan -kiliseden- gelen her şeyi uzaklaştırmak zorundasınız. Dinleyici ile konuşmaya meraklı değilim. Çünkü başkalarının diline herhangi bir kelime koymak istemiyorum. Onların direkt suratına verilen mevcut şeyin yerine aramalarını, araştırmalarını istiyorum. İnsanlara öğüt vermek için öteki olan değilsin. Onları uyandırmak için ötekisin. Aramaları için zorlarsın.

Bana karşı açılmış üç farklı dava var. Birini hallettim. Şimdi yeni bir dava var ve ardından henüz mahkemesi görülmemiş bir diğeri bekliyor.  Hiçbir ceza almayabilirim veya elli yıl da yiyebilirim ya da herhangi bir rakamda yıl. Bu onların davayı ne kadar kötü görmek istediklerine bağlı. Şimdilik davayla ilgili suçlama mahkemede görülmüyor. Polis ve yetkililer bu satanik ritüel fikir hakkında vaaz veriyor.Ne olacak göreceğiz.

Son albümü yayınlayalı üç yıl oldu.[Futuristika notu: Kitabın orijinal baskısı 2005 tarihli. Bu nedenle bahsedilen albüm yüksek ihtimalle 2003 tarihli “Twilight of the Idols (In Conspiracy with Satan)” olmalı.] İşleri devam ettirmek için yaratmak ve güçlü olmak zorundayız. Bir fikrin olduğunda, yeni bir şey için onu sonlandırmak zorundasın. Bu nedenle hapishaneden çıkmak için başvuru yaptım, çünkü sorumlu olduğum bölümlerden biriyle uzun zamandır uğraşıyorum. Ve muhtemelen iyi halden dolayı hapishanedeki patron “Bunu yapman için seni dışarı salmamak adına hiçbir neden görmüyorum” dedi.

King ov hell, Gorgoroth basçısı

Bergen, Norway

Bir şeylere değer katan müzik yapmaya çalışıyoruz: Şeytana değecek, kaosa değecek, atmosferik ve aynı zamanda brutal. Son kayıttaki albüm yaratma fikri hissizlikti, tamamen soğuk. Kendisi bu formuyla oldukça el değmemiş. Bunu iyi şekilde yaptığımızı düşünüyorum.

[intense_hr type=”dotted” size=”medium” /]

kvarforth_Inisis

Nicolas (Kvarlorth) ve Alex (Inisis) – Shining

Halmstad, İsveç

Nicolas: Günümüz black metalinde iki sahne var. İlki albümlerini sınırlı sayıda, 666 kopya basan yeraltı sahnesi. İnançlarına göre, olabildiğince zor ulaşılır kalmaya çalışıyorlar. Diğerleri ise bizim gibi yapanlar. Bir guru işlevi görmek istiyorum. Kendinizi rahatsız edipi hepbirlikte olumsuzluğu destemeklemeye çağırıyorum. Bir yanım mevzu bahis olumsuzluğa nayılıyor, her şeyi onun için yapıyor, ona hizmet ediyor. Lakin aynı zamanda kendisinden nefret de ediyorum. Neticede kimse bok gibi hissetmeyi istemez. Ama mevzunun tüm güzelliği de bunun parçası işte.

Alex: Black metal bence sadece boktan bir şey – müzik de boktan ama seviyorum. Açıklaması kolay değil ama dünyadaki neredeyse her şeyden nefret ediyorum.

fenriz

Fenriz (Gylve Nagell), Darkthrone davulcusu

Oslo, Norveç

Black metal’e tamamen küresel bir olgu şeklinde bakıyorum.  Norveç  ekseninde 1980’lerden bu yana bazı grupların üzerinde durulması tamamen bir tesadüf. Hepimiz albümleri kaydetmeye bağladığımızda, birbirimize benzer tınladık, bu da “Norveç soundu” diye nitelenen durumu oluşturdu. Ben hep Celtic Frost, Hellhammer ya da Bathory’ye saygı çalışmaları yaptığımızı hissettim. Darkthrone olarak biz asla çok orijinal bir şey yapıyoruz demedik. 1991 yılında ilk black metal albümümüzü yaptık. O dönemde pek black metal dinleyen yoktu. Ceset makyajıyla siyah beyaz bir kapak kullandık. Böyle bir şeyi uzun yıllardır gören olmamıştı ve millet şoka girdi. Biz de dikkat çektik, ki black metal kafasında takıldığımızdan dikkat çekmek işimize gelmemişti. Blues’u hisseden insanlar gibi Black metal hissiyatı da mevcuttur. Hatta daha belirgindir. Tüm dünyada belki sadece 1500 kişinin bahsettiğim black metal hissiyatını anlayabildiğini düşünüyorum.

[intense_hr type=”dotted” size=”medium” /]

 

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page