Sovyet mimarisi, kimileri için devletin, insanın gücünü temsil eden, kimilerine göre kaba ve hantal binalardan oluşan bir anlayışta idi, ancak kesin gerçeklik olarak Sparta tasarımı büyük bloklarla tarihteki yerini aldı. Sovyet yapımı binalar, insanın iç karartısının, sıkıntısının devasa anıtlarıydı sanki. Hayatında Rusya’yı görmemiş kişiler bile, bir şehre olan nefretlerini dile getirirken, “Sovyetler gibi” diye bir deyimi kullandılar. Sovyet mimarisi de, bu söylemlere fırsat tanır gibi, yaratılıcılık duygusunun minimum seviyesinde seyrediyordu.

İşte Sovyetler zamanında, belki de “bir nevi” mimari ve şehircilik anlayışında en dikkat çekici mekanlar, ıssız bucaksız yol kenarlarındaki otobüs duraklarıydı. Otobüs duraklarının, en azından bu dünyada kısıtlı ama kutsal birkaç amacı bulunuyordu: Otobüsün nerede duracağını göstermek, bir parça konfor sağlamak ve otobüs bekleyen yolcularının kafalarının üstünde bir çatı olmak. Ancak iş Sovyetler’e geldiğinde biraz değişiyordu. Bu amaçların dışında, ıssızlığın tam ortasında yaratıcılık abideleri, yerel kültürü tanıtan birer görsel araca dönüşüyorlardı.

Sovyetler’in yıkılmasından sonra, başta Moskova olmak üzere tüm ülkede mimari anlayış değişmeye başlar ve hızla binalar, sokaklar ve kentler de değişirken, otobüs durakları da ihmal edilmez ve üzerlerindeki propaganda resimleri öncelikle silinirler. Ancak, çölün ortasında, şehirlerarası yollarda, Sovyetler’den kalma otobüs durakları, hala Sovyetler’in belki de tek gri olmayan, renkli yaratıcılık abideleri olarak inatla ayakta duruyorlar.

Christopher Herwig koleksiyonu:

 

 

 

 

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page