Sopor Aeternus ve Edgar Allan Poe

Edgar, bir Haziran gecesi uyanır. Ayışığı vardır. Köylerde kasabalarda ayışığının genç kızları etkilediği inancı vardır hep. Ophelia’ya göndermeyle, mezarının üzerinde çiçek olan kızlar. Sonradan hepsi klişe olsa da, döneminde etkili imgelerdi. Edgar pencereyi açar sonra, gecenin soğuk havası odaya dolar. Yanında uyuyan kadının geceliği esintiyle hareket eder. Kadın ürperse de sesini çıkarmaz. Edgar, kadını Lethe’nin kıyısında uzanmış mezarını bekleyen, yeni ölmüş bir kadın gibi görür. O kadar sessiz uyumaktadır ki, nefesini bile duyamaz Edgar. Aslında sevdiğinin ölümünü kabullenememektedir. Garip giysisine anlam veremez, sessizliğine alışamaz. Şiirde de, kabullenemeyle birlikte, umutsuzca seslenir kaybettiğine, kaybettiklerine. Poe gerçek yaşamında da, kayıplarına seslenmiştir. Virginia’sından önce de, annesinin ölüsünün başucunda uzun süre oturduğu söylenir.

The Sleeper, Edgar Allan Poe’nun en sevdiği şiirlerindendir. Bir mektubunda, bu şiirin The Raven/Kuzgun’dan iyi olduğunu söyler ve ekler: “Tabii bir milyon kişiden biri bile benle aynı fikirde olmayacaktır…”

Anna-Varney Cantode’nın hikayesi de Edgar Allan Poe ile benzeşiyor. Altı yaşından itibaren aile şiddeti görmüş, 12 yaşında intihara yeltenmiş, hayatının 30 yılında ağır depresyon geçirmiş olan Varney, hem transseksüel bir müzisyen, hem de dibine kadar pesimist ve melankolik bir kişilik olarak Edgar Poe’dan etkilendiği şarkılar yapıyor. Varney, kendisini, Ensemble of Shadows ismini verdiği bir grup ruhun ziyaret edip müziğine ilham verdiğini söylüyor. Tüyler ürpertici sesiyle, Edgar Allan Poe’nun The Sleeper/Uyuyan’ını, kimse bu kadar güzel yorumlayamazdı. Video’ya eşlik eden film, 1915 yapımı: Les Vampires.

The Sleeper

At midnight, in the month of June,
I stand beneath the mystic moon.
An opiate vapor, dewy, dim,
Exhales from out her golden rim,
And, softly dripping, drop by drop,
Upon the quiet mountain top,
Steals drowsily and musically
Into the universal valley.
The rosemary nods upon the grave;
The lily lolls upon the wave;
Wrapping the fog about its breast,
The ruin molders into rest;
Looking like Lethe, see! the lake
A conscious slumber seems to take,
And would not, for the world, awake.
All Beauty sleeps!- and lo! where lies
Irene, with her Destinies!

O, lady bright! can it be right-
This window open to the night?
The wanton airs, from the tree-top,
Laughingly through the lattice drop-
The bodiless airs, a wizard rout,
Flit through thy chamber in and out,
And wave the curtain canopy
So fitfully- so fearfully-
Above the closed and fringed lid
‘Neath which thy slumb’ring soul lies hid,
That, o’er the floor and down the wall,
Like ghosts the shadows rise and fall!
Oh, lady dear, hast thou no fear?
Why and what art thou dreaming here?
Sure thou art come O’er far-off seas,
A wonder to these garden trees!
Strange is thy pallor! strange thy dress,
Strange, above all, thy length of tress,
And this all solemn silentness!

The lady sleeps! Oh, may her sleep,
Which is enduring, so be deep!
Heaven have her in its sacred keep!
This chamber changed for one more holy,
This bed for one more melancholy,
I pray to God that she may lie
For ever with unopened eye,
While the pale sheeted ghosts go by!

My love, she sleeps! Oh, may her sleep
As it is lasting, so be deep!
Soft may the worms about her creep!
Far in the forest, dim and old,
For her may some tall vault unfold-
Some vault that oft has flung its black
And winged panels fluttering back,
Triumphant, o’er the crested palls,
Of her grand family funerals-
Some sepulchre, remote, alone,
Against whose portal she hath thrown,
In childhood, many an idle stone-
Some tomb from out whose sounding door
She ne’er shall force an echo more,
Thrilling to think, poor child of sin!
It was the dead who groaned within.

Uyuyan Güzel

Haziran bir gece yarısı
Tenimde serin, gizemli ayışığı
Altın kıyıları
Nemli, baygın tütsüler yayan
Dingin zirvelere
Ezgiler eşliğinde akışan damlacıkları
Usulca evrensel vadiye kanatlanan
Ulaşılmaz, gizemli ayışığı…

Eğiliyor biberiyeler mezarına,
Zambaklar dalgalara
Çürüyor suskun yıkıntılar
Göğsüne sarıp gecenin sisini
Çekiliyor sonsuz uykuya
Lethe[1] gibi, bak! Nehir, bile bile
Uyukluyor yatağında
Hiç uyanmayacakmış gibi
Irene [2]’in yazgılarıyla yattığı yerde
Uyuyor tüm güzellikler!

Ah, görkemli prenses! Gerçek olabilir mi-
Bu pencere, kara geceye açılan?
Ürkünç kımıltılar perdelerde
Eğleniyor alaycı ruhlar ağaç tepesinde
Sesleniyor her aralıktan
Arsızca odanda dolaşan
Bedensiz ruhlar, büyücüler
Süslü kapağı altında gömütünün
Gizlenmiş uyuyan ruhun,
Uzayıp kısalıyor duvarlarda gölgeler
Beyaz hayaletler gibi uçuşan…

Ah, sevgili prensesim! Hiç mi korkmuyorsun?
Ne rüyalar görüyorsun?
Belli ki uzak denizlerden gelmişsin
Küçük bahçemizin sadık ağaçlarına
Ne tuhaf rengin… Giysilerin…
Saçlarının uzunluğu
Ve bu dayanılmaz sessizlik!

Prenses uyuyor! Ah, bırakın uyusun
Kutsal sığınağında Tanrı’nın, derin derin
Bir kez daha kutsal kılınsın bu oda
Bu yatak, melankolik, bir kez daha!
Yalvarırım Tanrım, gözleri açılmadan
Gömütüne hayaletler uğramadan
Uyusun prensesim!

Aşkım uyuyor! Ah, bırakın uyusun
İncitmesin solucanlar bedenini
Uyusun sonsuza dek
Yaşlı ormanın loş kuytularında
Açılsın yüksek kemerleri gömütünün
Dağıtarak karanlığı ansızın
Üzerinde işlemeli tabut örtüleri
Anımsatır atalarının cenazesini
Utkulu, sevinçli, huzur verici…

Küçük bir kızken
Taş atardı prenses
Ayrıksı bir gömüt kapısına
Bir yankı daha, her taşla
Ürkerdi düşüncesinden bile,
Günahkar çocuk, biçare!
Ölünün iniltisiydi, yükselen gömütten…

Çeviren: Serpil Durak – HİŞT Dergisi ’98 Sayı 42

  1. Lethe: Yunan mitolojisinde ölüm suyu taşıyan göl. Her kim ki bir yudum içerse,
    onu ölüme götürür.
  2. Irene: Mitolojide barış tanrıçası.
Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page