Soluk benizli birini görürseniz, onu çizgi romanlardan çıkıp gelmiş bir kahraman sanmayın. Ciğerini yer altından besleyen ve toprağın kokusuna hasret o yüz, yeryüzünün ışığından habersiz, bulduğu ile yetinmeyi öğrenen sıradan bir insandır.

1600’lü yılların ilk yarısı henüz geçilmişken, şimdilerde Cambridge’de Botanik bahçesi yapılan bölgede bulunan bir elma, ağacından yere düşer. Düşen kırmızı elma, akıl çağının başlangıcı sayılmasa bile, akla hizmet ettiği kesindir. Kırmızı bir elmanın akıl ile ölüm arasında çektiği bu çizginin, Newton’un henüz icat ettiği ‘aynalı teleskop’un (1669) altında kalınlaştığını görmeliyiz.

2000′li yılların başında ise, aklını yitirenlerin açtıkları derin çukurlara, soluk benizli insanlar ölüme yatmaya gitmektedir. Siyah ölüm ile kırmızı elma arasındaki rekabet, yeryüzü ile yeraltının sansürsüz çekişmesi değildir elbette. Bilinen bir gerçek var sadece; Kırmızı elmanın akla yaptığı katkının, yerkürenin bir bölgesinde henüz anlaşılmamış olmasıdır.

Bu akıl tutulmasına karşın, kara-kapkara bir toprakta ölmeye yatanların şehrine yüreğinizde bir tur düzenleyin. Soluk benizlilerin enerjiye dönüşen terleri size yabancı gelmesin, sobanızda kömür olmasa bile, ekmeğinize ateş olmuşluğu vardır mutlaka. Ve anlaşılmaz kılınan bir tekrarla süre giden masumiyet-hakimiyet kayıtsızlığına karşın bir oyun başlar. Sarı benizlilerin, yer altından besledikleri ciğerlerinin oynadığı bu oyun, level atlayamadan kaybettirir onlara.

Rahat olmayı rahat-ol komutunda aramak, kurgusal bir metin olmaktan çıkalı çok uzun zaman oldu. Bu nedenle, tarifsiz duygular içerisinde tarif arayanlar içindir söz; Siyah ölümün sonlanan nefes alışlarına, anlı şanlı gösterilere gerek kalmadan, sadece şapkanızı çıkarıp önünde eğilmeniz yetecektir. Telef olan duygulara toplu mezar kazanların müziği çalarken, uzaklaşan bir inleme sesinden rahatsız olmayı öğrenmenin zamanıdır bu yüzyıl.

Dipnot: Siyah ölümlere yakışan beyazı bulmak için toprağı eşelemek gerekmiyordu. Bir akıl yürütme provası; bahsi geçen elma, tarihi tekerrür ettirerek bugün birilerinin başına düşmeli ki, geleceği kuranlara aydınlık bir kırmızı vaat edilebilsin.