Muhteşem yönetmen Martin Scorsese’in, canım Hong Kong filmi Infernal Affairs’in katledilmiş hali olan The Departed ile Oscar’ı kaptığı gün, tüm sinema bağımlılarının, bağımsız filmlere dolayısıyla da Hollywood alternatifi filmlere yönelme günüdür.

Buyrun yönelelim…

Sene 1957. Ruslar, bir tutam atom bombasıyla Amerika’yı ele geçirirler fakat bir tek Elvis’in hükümdarlığındaki “özgürlüğün son kalesi” olan Lost Vegas‘a dokunamazlar. 40 yıl süren hükümdarlıktan sonra Kral ölür (film icabı tabi ki, hepimiz onun ölmediğini biliyoruz) ve bir elinde kılıç öbür elinde gitar tutmayı bilen herkes, kral olmak için Lost Vegas’a doğru yola koyulur.

Tabi, Slash’le boy ölçüşecek karizmasıyla, Ölüm‘ün ta kendisi de kral olmak için yollara düşmüştür.

Fakat gelin görün ki, Elvis’in yerine geçebilmek sadece yürek ve bilekle olmaz; haliyle duygu da lazımdır. Gitarı Hattori Hanzo, kılıcı ise Gibson imzalı kahramanımız, bu üç özelliği de sahiptir. Yanında, gelecek vadeden çocuk kahramanızla yola koyulur ve –spoiler olmasın diye cümleyi şöyle bitirelim– olaylar gelişir…

Filmin adı, Six-String Samurai. Yönetmeni o zamanlar sinema öğrencisi olan Lance Mungia, filmin geri kalan her şeyi ise yine o zamanlar Hong Kong filmlerinde boy gösteren çirkin karizma Jeffrey Falcon.

Jeffrey’in Uzak Doğu ve dövüş sanatları hayranlığı yüzden, filmin açılış sahnesi Shaw Brothers filmlerine saygı duruşu niteliğinde olmuş.

Ayrıca çocuk oyuncu Justin McGuire derslerinden geri kalmasın diye çekimler sadece hafta sonu yapılabilmiş. İbrahim Tatlıses’in, çocuk oyuncuları rol gereği ağlasınlar diye hunharca azarladığı dünyamızda, gerçekten göz yaşartıcı bir hareket.

En az filmin kendisi kadar güzel olan müzikleri ise Red Elvises‘e borçluyuz. Grubu, Los Angeles’ta yaşayan iki Rus’un kurması ve tüm hücrelerimize huzur katan “I Wanna See You Belly Dance” şarkısının sözleri, filmden ayrı sürprizler.

Derler ki, Lost Vegas’ta lafın da, filmin de uzunu bayarmış. İyi seyirler şimdiden.