Kendinle kalmanın korkutucu bir yanı olduğunun altını çiziyor tüm dünya, kaçınılması gereken, zararlı, utanç verici eylemsizlik hâline işaret ediyor, kendini koruman gerekli diyor ve bunu kültürel farkların belirsizleştiği zamanımızda güçlendiğini, bundan korunamayacağımızı, sessizliğin, kişselliğin, mahremiyetin temel unsurları diye nitelenebilecek görünmezlik ve dokunulmazlık kıstaslarının yasalarla korunduğunu vurgulayıp, kanunların ötesinde çabalara ihtiyacımızın olmadığını, zorlamanın, bireysel alanlar yaratıp kenara çekilmenin, hayatlarımızda gizlenmesi gereken detaylara sahip olduğumuz şüphelerini ortaya çıkaracağını belirtip uyarıyor: Her söylediğimizi herkes duymalı, suretler akıllı telefonlarda verilecek anlık efektler haricinde belirgin, isimlerimiz, adreslerimiz, günlük hayatımızı nasıl geçirdiğimiz, hayatımızı nasıl kazandığımız ve vatandaşlık numaraları sorulduğunda tok ve gür ses tonuyla ivedilikle söylenmeli, bir an duraksarsanız, toplumsal yaşamdaki varlığınızda belirecek kuşku soruları sorma yetkisini yine adli ve tüketici yasalardan almış kolluk kuvvetlerinin ya da telefonla satış operatörlerinin keskin dikkatinden kaçmayacaktır ve duraksamanızın neden olduğu o açıklanamaz, ağırlaşan ve yavaşlayan zamandaki sessiz anın hemen ardından kendinizi tanıtmanız zorunluluğunu dayatacak yetkiliye annenizin kızlık soyadının birinci ve üçüncü harflerini yaşamda en büyük mutluluğunuz o cevabı vermekte yattığını ispatlarcasına coşkuyla söyleyebilmelisiniz ki üzerinizde hızla yoğunlaşan soru işaretleri bulutunu savurup, cevabınızdaki harflerin ivedelikle girdiği sistemde alışkanlıklarınızın, tüketiminizin, olası bir içkili gecede yaşanan tartışmada bar çıkışında, bir alışveriş merkezine durgun yüz ifadesiyle girip çantanızı teslim ettiğiniz kapısında, yerel yönetimden izin alınarak gerçekleşmiş gösteride ya da trafik ışığında düşünceli ifadeyle dikilirken düzenin o ihtişamlı, evrensel, sonsuz büyüklükteki veri deposunu oluşturan ve sayısız kılcal damar gibi hepimizi birbirimize bağlayan trilyonlarca byte genişliğindeki sunucuların belleğinin medarı iftiharı güvenlik kameralarının dondurduğu renksiz, flu görüntünüzle eşleşip, kendinize saklamaya yeltendiğiniz temel varoluş bilgilerinizin olmadığını belirtme şansı geri çevrilmesin.

Kadınların tek başına yaşamalarına izin verilmeyen Orta Çağ’da kişisel alan yaratmak için en uygun mekanlar yüzyıllar boyu manastırlardı ve buralarda dahi rahibelerin tümüyle yalıtılmış yaşam sürmelerine olanak yoktu. Hristiyan öğretisi ne ormanlarda, ne çatısı olan yerlerde kendinle kalmanın yasak olduğunu, kötülüğün ve iblisin özgürce dolaştığı tek başınalıkta, insan zayıflamış kaldığından, kişiye zuhur edeceğini söylüyordu. Bugün ise, dinin şeytandan korumaya dönük o mecburi kabul isteyen kurallar manzumesinin ötesinde,  karşı koymanın beden ve akıl sınırlarını zorlayan kimliksel açıklığımızı ve ulaşabilirliğimizi gösteren cevaplarla gündelik hayat dahilinde hemen her adımda düzenli biçimde masumiyetimizi ispata davet ediliyoruz. “Akıllara durgunluk veren ummana dalma cesareti” göstermiş, korkusuz, düzeneği rahatsız etmeme güvencesini veren yurttaşlar topluluğunun yarattığı huzur duygusu öylesine paha biçilmez ki, hayatlarımız, bir kenara atılmış, kurulmaya çaba gösterilmemiş saatin aniden ve geri dönülemez biçimde, hiç beklemediğiniz anda çalışıp yanlış da olsa zamanı göstermeye başladığı andan itibaren yaşayıp, öncesini yok sayıp, yapılacakları yapıp, gerisini o devasa sunucuların dinginlik veren mırıltılarındaki güvenli huzura kendimizi bırakmamızı isteyen sesler güvenliğimiz için her konuşmayı ve her anı kayda alıyor. Adeta mekanik ve matematiksel bir cennette yaşamaktayız.

Yaşamadığını bildiğimiz ama bir yerlerde çok sayıda isimle yaşadığından emin olduğumuz Judith Shakespeare’i hatırlamak, Virginia Woolf’un kurduğu ve koruduğu evrenindeki önemi duygusallığından sıyrılıp hakikat diye algılamaya yol verir. Kurmaca yazabilmek için verilen o sonsuz savaşın kahramanlarındandı. William’ın ihtişamı, başarısı, uygarlık yıkılsa ve tarih silinse tümüyle yeniden oluşturulabilecek dünyanın temel tasviri sayılabilecek dizelerinin yanında, yaratıcılığının mecrasını bulamayıp sıkıntı sularında yüzer. William Shakespeare’in dehası kızkardeşi Judith’de yoktur çünkü sadece erkeklerde mevcuttur. Babası tarafından dövülür. Yazdıklarını saklamak zorunda kalır. Tiyatro oyuncusu olma şansı yoktur – kadınlara yasaktır. Yaşı geçkindir ve Woolf’un belirttiği, üretmek için temel iki gereksinimden yoksundur: Ekonomik özgürlük ve mahremiyet. İlkini zorla evlendirildiğinde bile elde edemez, toplumsal düzen izin vermeyecektir, ikincisini elde etmenin yolunu bulur, kendini öldürür. Arada bağ var mıdır bilinmez ancak asırlar sonra Morrisey, bir The Smith şarkısına Shakespeare’in Kızkardeşi adını verir. Şarkıda ebeveynlerinden uzaklaşmak isteyen cinsiyetsiz biri uzaklaşmak ve kendisiyle kalmak hakkını yakarmaktadır. Gerçekten, aile ilk kalabalığımızdır. Paylaşımın yüceltildiği kalabalığın arasında kendi benzerinin, kendinden olanın davranış kodlarına dahil edildiğin, alanının temel mekanı diye bedeninle sınırlandırıldığın o çoklu ortamda törpülenmek ve şekillendirilmeye direnmek arasında gider gelirsin. Modernite tek kalmak isteyen insanı bir hasta, kimi zaman acuze kimi zaman ucube, tutunamamış, odasında tek başına ölüp gidecek, kırılganlıkları ve zayıflıklarıyla gereği kadar çabalamayan biri diye tasvir eder; öte yandan hareketsizleşen, sanal dünyaya yönelen pasifliğe, kolay yönetilir bulduğundan, şehvetle omuz verir, müstehcen durumlara dair temel yaraların kabuğunu  nokta atışı estetik tavırla kaşıyanlar (Comte de Lautréamont, Sade) ortak hafızanın dışına atılmıştır, fakat gazeteler, internet siteleri, filmler, haberler, dergiler, bütün görsel ve metinsel çağrılar, kimin kiminle hangi dar alanda yekpare cinsiyete mazhar olduğunu göstermek üzerine oldukça popüler biçimde kurgular hayatın içeriğini.

Türkiye’de ise kendin olmak lanetlenirken, mahremiyet geniş bir kabullenme çapıyla ve engin hassasiyetle müstehcenlik adına koruma altındadır: Hemen her lokantada (farklı katlarda bulunan aile salonları), her çay bahçesinde (çay bahçeleri, göç sonrası uyumda geleneksel refleksler ve moderniteyi orta sınıf gözüyle en sağlıklı kamusallaştıran mekanlarımız değil mi? Kadın bedenlerinin erkeklerden yine erkekler tarafından korunduğu, ayrı tutulduğu savunma bölgeleri)  kimi konferanslarda, tabelayla ayrılmamış kısımlarında dahi parklarda hep beraber kendilerini yaşayan kadınların rahat hissettikleri, seslerini yükseltip zaman zaman şarkılar söyledikleri, bedenlerinin görünür olmasının nispeten dert edilmediği yerler şeklinde genişlemiştir. Şehir ve kitlesel uyum, müstehcenliğin önünü keserken, yanında kadın olmayan erkeklerin (pisliklerin, ucubelerin)  bulunmaması gereken durumlar yaratmakta beis görmemiş, kamusal alandaki kadınların bedenlerini cinsiyet kavramına çabucak girecek her türlü temastan, görmekten ve kokusunu almaktan olasılıkların korkusuyla uzaklaştırmış ve bir anlamda cinselliği koruma rejimi kurmuştur. Aynı hezeyan, diken üstünde yaşayan insanlar bütün korkularıyla kamusal paylaşım alanlarından evlerine çekildiğinde de sürmektedir: Kalabalık üretim ve tüketim döngüsünde artık ihtiyaç duyulmayan tüm nesnelerini, çöplerini bir an önce evlerinden uzaklaştırmak için kapı önüne koyarlar ve böylece kendilerini tüm çıplaklığıyla anlatan, mahremiyetlerini ortalığa seren artık gereksiz , değerini yitirmiş her maddeyi, duyguyu (kimi zaman insanı) aceleyle torbalara doldurup uzaklaştırmak ister. Oysa aynı insanlar, hepimiz, bir zamanlar, artık hatırlamak istemediğimiz tarihlerde, birkaç yüzyıl önce, belki birkaç on yıl önce, akşamın ağır karanlığının yavaşça ve direnmeye fırsat vermeden bastırdığı köylerdeki, kırsallardaki evlerimizde, el yordamıyla sevişirken ve sıçarken, artıklarımızı, boklarımızı, mahremiyetimizi evlerin hemen yanına kazılmış çukurlara gönderiyorduk, şimdi, yaşamı büyük bir aile gibi paylaşmak zorunda bırakıldığımız dairelerimizde düzenin o ihtişamlı, evrensel, sonsuz büyüklükteki ve sayısız kılcal damar gibi hepimizi birbirimize bağlayan ortaklaştırılmış mükemmel lağım sistemlerine gönderiyorsak ihtiyaç duymadıklarımızı, boklarımız böylesine birbirine karışmaktayken gerçekten korumaya çabaladığımız şaşalı mahremiyetimiz mi? Bildiğim sadece, Judith Shakespeare’in çok özel bir kadın olduğudur.

KargaMecmua Ocak 2014 sayısında yayımlanmıştır.

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page