[sws_2_column title=””]

[/sws_2_column]
[sws_2_columns_last title=””]
“…Sizin de şu ana kadar farketmiş olacağınız üzere -ve sekiz milyondan fazlanız Believer Kitap Ödülü’nde ona oy verdiği için The Road şimdiye dek yazılmış en sefil kitap olmalı ve Tanrı bilir, nasıl bir rekabet olmuştur orada. Kıyamet gününden sağ kurtulan iki kişi, bir adam ve oğlu, yiyecek arayarak gri renkteki, geçmişin kötü izlerini taşıyan doğada gezinmektedirler, sandviçlerini paylaşmaktansa onları öldürmeyi ve yemeyi yeğleyecek olan vahşi çetelerden uzak durmaya çalışarak. Adam, kitabın büyük bir çoğunluğunu, daha fazla acı çekmekten kurtarmak için oğlunu son kurşunuyla vurup vurmamayı düşünerek harcar. Ara sıra, hiç beklenmeyen yiyecek ve içecek zulaları bulurlar. Bazen kuru bir kafa ya da bir mangalın üzerinde bebek kalıntıları bulurlar. Ara sıra o adama, son kurşunla oğlunun yerine sizi vurması için yalvarasınız gelir. Oğlan bir hayal kahramanıdır sonuç olarak ama siz değilsiniz. Siz gerçekten acı çekmektesinizdir. The Road, genç yaşta ölen sevdiğiniz birinin cenazesine katılmak gibi. Tören bu kadar güzel yürüyor gibi göründüğü için mutlusunuzdur, bu deneyimi hayatınızın sonuna kadar hatırlayacağınızı bilirsiniz fakat gerçek şudur ki aslında orada hiç bulunmamış olmayı tercih edersiniz…”[1. Shakespeare Para İçin Yazdı, sf. 68]
[/sws_2_columns_last]
[sws_divider_line]
Kitap satın almayı severiz. Hatta bazen kitap satın almayı, onları okumaktan daha fazla sevdiğimizi düşündüğümüz olur. Kitaplığımızda ya da yatağımızın yanında yükselen ve bir kısmı alınır alınmaz okunan, geri kalanı ise ya birkaç yıl sonra okunacak ya da bir arkadaşa ödünç verilecek (o kitaplar okunmadığı için orada toz tutmuştur ancak biri gelip de onları ödünç istediğinde birden bire ilgi merkezimize yerleşiverirler) kitap yığınlarımız olmuştur.

Okumak için sıraya koymuş olduğumuz kitaplar ile, günler sonra okuyup bitirmiş ve hakkında bir şeyler söylemeye başlamış olduğumuz kitapların birbirinden farklı olduğunu da birçok defa görmüşüzdür. Belli başlı özellikleriyle bir okur portresidir bu: okudukları, okuyamadıkları, sevdikleri ve sevmedikleri hakkında söz etmekten hoşlanan bir okur.

Nick Hornby, Believer’daki köşesinde, bir okur olarak kitapları değerlendiriyor. “Satın alınanlar” ve “okunanlar” listelerinden yola çıkarak, deneme türüne yakın bir yerde duran -aslında pek de duramayan- canlı, mizahi yazılarla okuru sürüklüyor. Shakespeare Para İçin Yazdı, 2009 yılında Sel Yayıncılık’tan çıkan bir kitap (ingilizce orijinali ise 2008 tarihli) ve Nick Hornby’nin bahsi geçen dergideki köşesinden seçilmiş yazılardan oluşuyor.

Yazarın gerçekten keyfiyetten ve müthiş zevk alarak yazdığını sanki okumaya başlamadan önce yazar yanınıza gelip “Evet kesinlikle öyle yaptım” demiş gibi içten hissedebiliyorsunuz.
Fanatik Arsenal Taraftarı Nick Hornby, Dünya Kupası’nda köşesini biraz ihmal etmiş.

 

EYLÜL 2006
Satın Alınan Kitaplar

  • Field Notes From A Catastrophe (Bir Felaketten Notlar) – Elizabeth Kolbert
  •  The Case Of Mr. Crump (Bay Cramp Vakası) – Ludwig Lewishon

 

Okunan Kitaplar

Yok.

Nick Hornby için bir kitabı okumak başka bir kitaba giden yolculuğun ilk adımı. Bu yazıları okurken sürekli yazardan yazara, kitaptan kitaba geçip, bir ay içinde, yetişkin kitapları, klasikler, modern zaman klasikleri, spor hakkında kitaplar, biyografiler gibi çeşitli, müthiş zengin bir dünyanın oluşumuna tanık oluyorsunuz. Ancak buruk bir nokta var: Hornby’nin “nispeten genç yazar” diyerek söz ettiği ve kitapları kulağa ilgi çekici gelen bir yazarın -çoğunlukla bir ingiliz- eserine ulaşabilmek için aradan iki Dünya Kupası daha geçmesini beklememiz gerekebilir. Çünkü bu isimler çoğunlukla ülkemizde basılmamış ve tanınmıyorlar.