Bülent Arınç: “Ama çok şükür bugün, satanist olanlar, memleketi soyup soyanlar, yolsuzluk yapanlar imam hatiplerden yetişmedi. Bu milletin alın terini en güzel şekilde değerlendirenler onlardır yine.” (Kaynak)

[divider].[/divider]

Türkiye’de şeytan kültünü bir tehdit ve korku unsuru olarak kullanan devlet adamlarının söylemlerinde tamamen Batı kaynaklı şeytan folklorunun temaları kullanılıyor

[dropcap size=big]T[/dropcap]ürkiye’de de, diğer birçok tek tanrılı dinin devlet üzerinde hakim olduğu ülkedeki gibi, toplumun belirli unsurları, devletin ve erk sahiplerinin işine gelmediği zamanlarda şeytanla özdeşleştirilmiştir. Yeniçeriler günlük kazançlarına isyan ettiklerinde iblis olmuşlardı, Özbekler Dervişleri Tekkesi bazı gazete yazarlarına göre Illimunati Türkiye şubesi, mason, yahudi ve aynı zamanda satanistlerdi, yezidiler ve zerdüştler hatta yakın zamanda Türk basınına göre Sarkozy bile şeytan ilan edilmişti. (Kaynak) ABD zamanında Sovyetleri “The Evil Empire/Şeytani İmparatorluk” diye nitelerken, İran da ABD’yi uzun yıllardır şeytan diye nitelemektedir.

Sadece politik alanda değil, pop kültürde, hatta başarılı olan kitaplar filmler için şeytanın işi derken, bu türden başarılı yapıtları üretenler de şeytanın ya uşağıydı ya da kendisiyle anlaşma yapmışlardı. 1920’li yıllarda caz için şeytanın müziği dediler. Robert Johnson’ın ruhunu şeytana satıp blues yaptığını söylediler. Anti-hristiyan sözleri nedeniyle 1980’ler sonu, 90’lar ve 2000’lerin ilk on yılında black metal camiası eyleme de geçirdiği hristiyanlık nefretiyle sürekli şeytan ile özdeşleştirildiler. Türkiye’de de tarihe Engin Ardıç vakası olarak geçen provakatif köşe yazısı sonucunda, siyah giyen ve heavy metal dinleyen gençliğin toplu biçimde 1990’lar başlangıcında ve sonunda olmak üzere iki kez toplu bir kovuşturmaya gittiklerini, kitlesel gözaltılar yaşandığı hala mağdurlarının hafızalarındaki yerini korumaktadır.

Satanist imgesinin özellikle doğu toplumları için bakıldığında ABD’den ithal olduğunu söylememiz gereklidir. Bizde satanist/şeytancı/pagan diye aşağılama amaçlı kullanım aslında yaygın değildir. Anadolu’da, müslümanlıkta daha çok iblis tercih edilir. Ancak devletin önde gelen temsilcisi satanist’i, tercih ettiyse, söylemi sahiplenmenin mahsuru olmayacağını düşünebiliriz. ABD’de 1980’ler ve 90’larda ülkenin her yerinde satanistlerin geceleri toplanıp ayinler yaptıklarına inanılıyordu. Toplum bu ayinlerde tecavüzler olduğunu, çocuk ve gençlerin kandırıldığını, işkence edildiğini düşünüyordu. Gizli örgütler bebekleri kurban ediyordu. Kurbanların kanları içiliyor ve hatta etleri yeniyordu. Televizyonlara çıkan modern zaman mesihleri tanrı varsa şeytan da vardır, tanrı için çalışanlar olduğu gibi şeytan için de çalışanlar vardır, mücadele etmek gerekir, diyordu. Toplumun dini inançlarına, ahlaki kurallar silsilesine, devletin varlığına ve teminatına yönelik bağlılığına karşı, ötekileştirme kavramı olarak satanizmin görevini yerine getirdiği söylenebilir. İşin ilginç yanı tüm bu yönlendirici propagandaya rağmen toplumun “genel ahlak kurallarını kabullenmiş”, “vatanına bağlılığını her fırsatta tekrarlayan” kitlelerin üçüncü sayfa haberlerindeki zenginlik(!) ve kurban bayramı gibi dini yükümlülüklerinde akıtılan kanla denizlerin yıkanmasıdır.

Salem Cadı Mahkemelerini tasvir eden 1892 tarihli gravür

Hristiyan inanç skalasında tanrı melek ve insanlara seçme şansı veriyor gözükür. Meleklerin en büyüğü şeytan ise tanrıya tapınmayı reddederek kendi tanrılığını açıklar. [Ezekiel 28:12-18, Isaiah 14:12-14, Revelation 12:4]. İlginçtir, şeytanın tanrıya isyanının detaylarına girilmez. Nedenler fazla sorgulanmaz. Daha çok bu isyana karşı tanrının öfkesi, dehşetinin tasvirleri gelir. Tanrının diğer adımı ise, insana tövbe ve şeytan yolundan dönme seçeneği sunarken, düşmüş meleklere (iblislere-Lusifer’in-şeytanın yolundan gidenlere) bu hak tanınmaz. Onların artık geri dönüşü yoktur. Tanrının insanların ve meleklerin serbest iradelerine karşılık bu davranış farklılığı da dikkat çekicidir.

Bülent Arınç’ın açıklamasında görülebileceği gibi, genel olarak korkulan satanistlerin oranına bakıldığında; rakamlar insanların hala şeytana sempatilerini rahatça söyleyememeleri nedeniyle, sınırlı bilgiye dayansalar da tahmini 112 milyon nüfuslu İngiltere, Kanada, Avustralasya, Türkiye hariç 499 milyon nüfuslu AB/Norveç, 303 milyon nüfuslu ABD’ye bakıldığında her 100.000 nüfusa 3-10 arası satanist düşüyor. Rusya’da 2003 rakamlarına göre, St Petersburg ve Moskova’da 500er adet olmak üzere birkaç bin satanist var. Müslüman ülkede bu rakamın daha az olacağı düşünüldüğünde, 70 milyon nüfusta sayıları 1000’e ulaşmayan satanistle karşılaşıyoruz. 1000 satanist ülkenin tüm yolsuzluğunda sorumluysa ve eğitim düzeninin devlet tarafından belki de yüzüncü kez değiştirilmesine neden oluyorsa, memleketin satanistlerinin oldukça karar verici noktalarda konumlandığını hatta arka planda devleti yönetme tehlikelerinin bile olduğu(!) son derece etkin kişilikler olduğunu düşünmeliyiz(!)

Şeytan kültünün devlet vasıtasıyla toplum üzerinde bir korku imgesi olarak kullanılmasında, sosyal katmanlar arasında büyüyen dengesiz uçurumun yarattığı stres ve toplumsal güvensizlik hissinin payı büyüktür.

Şeytan kültünün devlet vasıtasıyla toplum üzerinde bir korku imgesi olarak kullanılmasında, sosyal katmanlar arasında büyüyen dengesiz uçurumun yarattığı stres ve toplumsal güvensizlik hissinin payı büyüktür. ABD için Sovyetler şeytaniydi demiştik, her an kafalarına atom bombası yiyebilirlerdi. Sonrasında Bin Laden, Saddam ve Kaddafi şeytan oldu. İran için Bush şeytaniydi. Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanı için Kürt siyasi akımında yer alanlar zerdüşt/ateşe tapan/şeytani imgelere sahipti. Bülent Arınç için, kendisine uygun gelen eğitimi almayanlar, ülkeyi zarara uğratanlar satanisttir. En eskiye gidersek, Kitabı Mukaddes’te de belirtildiği gibi, “İsa’ya muhalefet edenlerin babaları şeytandı.” İşin ilginç yanı, özellikle Türkiye’de şeytan kültünü bir tehdit ve korku unsuru olarak kullanan devlet adamlarının söylemlerinde tamamen Batı kaynaklı şeytan folklorunun temaları kullanılıyor. Bir hayalgücü eksikliği midir yoksa beslendikleri kaynaklar itibariyle böyle bir semantik tercih mi kullanmaktadırlar, bunu en iyi kendileri bilir.

 Toplumun dini inançlarına, ahlaki kurallar silsilesine, devletin varlığına ve teminatına yönelik bağlılığına karşı, ötekileştirme kavramı olarak satanizmin görevini yerine getirdiği söylenebilir

Türkiye’de, toplumun baskın algısının dışında yer alanların satanist diye etiketlenmesinin tarihi 1960’lı yıllarda hipilerin basın tarafından şeytani bulunmasıyla başlar. Ancak kolluk kuvvetlerini sokaklarda insan aramaya çıkaran asıl fitil, liberal yazar diye bilinen Engin Ardıç’ın ünlü yazısıyla başlamıştı. Sonrasında bazı 3. sayfa haberlerine konu olan cinayetlerin ardından, hem liberal, hem kemalist hem de islami basın ortak bir paydada birleşti. Bu toplumsal birliktelik, satanistlerin dış görünüşlerinden anlaşılabileceğinden yola çıkıyordu. Uzun saçlı, siyah giyinen ve çoğunlukla heavy metal dinleyen gençlik ya şeytanın yoluna grimişti ya da bu kötü yola düşmek üzereydi. Milliyet/Hürriyet gibi gazeteler, satanistleri dış görünümleriyle fark edilebilmeleri için yaftalarken, Zaman/Milli Gazete/Yeni Şafak çizgisinde tüm bu listelere ek olarak, materyalist eğitim sisteminin ve yeteri kadar islami eğitim almayanların satanizme yöneldiği vurgulanıyordu. 1990’lı yıllar sonu ve 2000’li yıllar başlangıcı böylesi bir toplu gözaltı hareketleriyle geçti. Bugün hala etrafınıza biraz dikkat ederseniz, yolda GBT için durdurulan insanların dış görünüşlerindeki ortak paydayı farkedebilirsiniz.

Devletin, satanizmle mücadelesi, Türkiye’de 2002 yılında yeni bir adım atar. Uludağ Üniversitesi’nden Prof. Ahmet Güç, Diyanet’in de desteğiyle ve “Din İşleri Yüksek Kurulu’nun 25/04/2002 tarih ve 64 no’lu kararı ile basıma uygun görülmüştür” ibaresiyle, Satanizm – Şeytana Tapınmanın Yeni Adı başlığıyla bir kitap yayımlar. Kitabı, ağırlıklı olarak Anton LaVey satanizmine gönderme yapması, popüler kültürün bilindik sembollerini derleyip toplaması dışında fikirsel bir değerlendirmeye girememesinin yanı sıra, özellikle Türkiye’de satanizm bölümünde, gençlerin satanizme yönlenmesinin asıl nedeninin “inat ve tepki” olduğu vurgulanırken, asıl sorunun bilgisayar ve internet olduğu belirtiliyor. Yazar, gençlerin gitar, arkadaşlık, seks gibi detaylarla kandırılıp, yeteri kadar Allah inancı aşılanmadığından satanizme kayıldığını belirtirken, satanizmin hakkını da vermekten geri durmuyor: “Aslında Satanist olmak ciddi bir tercih meselesidir; akşamdan sabaha hemen ‘Ben Satanist oldum’ denilerek Satanist olunacak kadar kolay bir hâdise değildir.” (Sf 260)

En başa dönersek, Bülent Arınç, ne yazık ki övdüğü imam hatiplilerin de şeytanla yanyana yürüdüğünü gözden kaçırdı. Ne de olsa Hz. Peygamber de bir soru üzerine: “Her insanın yanında bir şeytan vardır” demiş, “Seninle de mi ey Allah’ın Elçisi” diye sorulduğunda, “Evet, fakat Rabbim ona karşı bana yardım etti de, o da bana teslim oldu” cevabını vermiştir.( Müslim, Münafıkûn, 11; Ahmet b. Hanbel, Müsned, VI, 115.) Demek ki, imam hatipliler de şeytan ile yanyana mezun olmuşlardır okullarından ve Arınç tüm satanistlere teşekkür etmelidir aslında. Devletin eğitimden başlayıp, sosyal adaletsizliğe, bu kadar yalana ve talana rağmen hala günahlarını yükleyecek bir alan yaratma imkanı verdikleri için…

Daha fazla okuma için:

* Modern Satanism: Anatomy of a Radical Subculture, Chris Mathews
* Satanic Panic: The Creation of a Contemporary Legend, Jeffrey S. Victor
* Satanizm – Şeytana Tapınmanın Yeni Adı, Ahmet Güç

[divider].[/divider]

 

 

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page