[Sergey Yesenin] Zinaida Reich’in dünyanın en güzel kadını olması ihtimali

Yesenin’in mezarı başında kesilmiş ağaçlar için…

Kara saçlı kız. Ortodoks güzelliğinin küt küt duvarı. Vuruyor ayaklarını yere sık frekanslı bir hırsla. Dans edecek o, tiyatroları şenlendirecek, güzel mi güzel. Oyunlardan ezberlerinden doğaçlamalarından, geceleri aniden karar verip, hızla toparlanan eşyalarla değiştirilen kentlerden, sarı saçlı şairin ardından hüzünle koşturmasından yıllar öncesinde bakmaya başlamış öyle üzgün. Öyle güzel! ki Yesenin’in derdi çekilecek gibi değil demişler midir? İkinci oğlunu verdiğinde Yesenin’e, kara saçlı oğluna bakıp renkli gözlü sarışın şair, boğulacak gibi olmuş ossaat. Çünkü “Hiçbir Yesenin tarihte esmer olmamıştır!” Olmuş ki çaresiz kapına gelen sevgilere sırtını dönmemişsin. Bir gülbahar kokusu gibi, zencefil parlaması gibi ince parmaklarının ucuyla dokunmuş oğlunun çenesine, çekingen.

Vsevolod Meyerhold ile evlenen Zinaida, Meyerhold tiyatrosuyla toplumu güzelleştirdiğini düşünedursun, anti-sovyet propagandasıyla kocasının yerinde yeller eseceğini de iyi bilsin. Devir diktatörlerin aşklarının devri. Devir tek adamların ütopyaların çizgilerinden makasla kesecek gibi yaklaşıp, bir kartonu hızla yırtmalarının zamanı. Gizli polisler afillidir, sessizlerdir. Hele de yumurta yerken ve gazete okurken ve işkence ederken.

1939 temmuz ayının günlerinden birinde Zinaida, gülüşüne seyircilerin alkış kıyamet tiyatroyu yıktığı Zinaida, çocuklarını evden çıkarıp misafirlerini beklemeye koyulmuş. Sokaktaki lambaların yağlarından tedirginlik damlarken, Rusya’nın evlerinin merdivenlerinin ahşabı gıcırdarken ağır ağır çıkan paltolarla kabarmış, kabarmış erkekliklerini paltolarla gizleyen iki polisin kapıyı açmasına hiç şaşırmamışken, sen o polisler arka arkaya bıçaklarken, bir Stalinsevgisinincoşkusuyla yeryüzünün belki de en güzel kadını olma ihtimalini tüm ortodoks güzelliğinin inadına yahudi atalarının cılız seslerindeki esmerliğinde taşıyan Zinaida’nın iki gözünden de bıçaklarken, öylesine bayram ki o akşam galip gelen, öylesine mutlu ki o akşam yenmişler, öylesine kanlı ki o akşam Zinaida, inler durur artık sabaha kadar. Ne de olsa kaybedecek çok kan var.

“Bırakın beni, ölüyorum zaten” der bir sahneden izleyiciyi unutup Machbet oynar gibi, sabah kollarının altından kıpırdatmaya çalışan komşusuna. Kocası Meyerhold, karısına ne olduğunu bilmemenin garip rahatlığıyla verir kendi canını bir zaman sonra hapishanede, belki de evini basan polislerin kuzenine. İşkence altında her soruya evet çünkü, her sona ise hayır.

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page