milletler uygarlaştıkça müzikaller üretmiş. yerel, halk müzikleri yerini çok sesli korolara, muazzam koreografiye bırakmış. bir ihtişam ki, izleyeni gururlandırıyor, ne büyük milletiz diye. anadolu ateşinde de vardı bu durum. o dönemde, iş çıkışında o gösteriye gittiğini söylemek statünü belirliyordu. hem uygardın hem milletini seviyordun hem de ülkene ait dev bir kültür hareketi vardı. muhteşem hissettiriyordu sana, yerlere çizgi çekmişler, adımlarını ona göre atıyorlar, kimin umurunda. istanbul’un orta yeri broadway olmuş, buna seviniyoruz.

1974 yılında ise, müzikaller cenneti broadway’de let my people come isimli bir çalışma eş zamanlı olarak amerika ve ingiltere’de başlar. alt başlığı “bir seks müzikali” olan çalışma, tamamen cinsel özgürlüğü savunur. eşçinsellik, orji, çıplaklık ve tümüyle seks ön plandadır. şarkılar da bu minvalde tabii, come in my mouth/ağzıma gel, i’m gay/hötörüfüm, let my people come/bırakınız gelsinler gibi nadide parçalar var. baskılar artınca “aslında insan vücudunun güzelliğini anlatıyoruz” diye kıvırmışlar tabii, o kadar olur.

 

şimdi, yerel müzik kanallarında sesini kısıp sadece “izlediğimiz” klipler var, aştık biz bunları, uygarlığın doruğunda, kitschliğin dibindeyiz, komiser cemil noktayı koymuş, anlatılan sizin hikayeniz: : “bazen içimden öyle geliyor ki.. neyse boşver bi sigara ver bana…

let my people come