Sedat Türkantoz a.k.a. edok Hakkında
Bağımsız sanatçı. İstanbul, 1983. Sokak sanatı ve diğer bireysel sanat çalışmalarını sürdürmekte ve Yıldız Teknik Üniversitesi fotoğraf ve video programına devam etmektedir. Göçebeler grubu ile Tershane Fabrika Günleri II kapsamında birarada çalışmıştır. Derin Gürültü ve Duygusal Provakasyon gibi sanat çalışmaları da bulunmaktadır. Reggae/dub dj’liği de yapmaktadır.

Futuristika!: Geçtiğimiz kış, “gerçek zamanlı video kurgusu ve elektronik, akustik seslerin ortak üretimini varolan kalıpsal sunum ve üretim süreçlerinden, bağlamı ve biçiminden kopartıp kendi içinde bir imge dili ile anlatım ve yaratıcılık alanı arayan deneysel bir görsel-işitsel proje oluşumudur” diye tanımlamaya sahip olan Derin Gürültü ile takip ettik sizi. [Futuristika’da Derin Gürültü] Şimdi sokak sanatı çalışmalarınızdan, bize göre şaşıran adamdan bahsedelim. Bu adam Kadıköy’de orada burada karşımıza çıkıyor, kalbi sağ tarafta sanki, topluma karşı şaşkın, sıkıntıdan terliyor gibi. Bana yansıması bu tabi, bize başka ne anlatmak istiyor o adam?

Sedat Türkantöz: Aslında o adamlar şaşkın değiller pek. Sadece kendilerine buldukları boş bir duvarda var olup o gün bir kaç saat içinde bile olsa yok olmayı göze alan birer “hiç adam”. Büründükleri bir form yok. Sadece boş küme işaretini hatırlatıyorlar, mantığın eridiği bir şeydir boş küme, etkisiz eleman-sonsuzluk gibi bilinmeyene bir atıf. Bir şekilde var edilen düzenin veya her şeyin görünmez bilinmez referansıdır, sebebidir.

Bu aralar tamamen sticker ve markörle bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Çizdiğim şeyleri kesip yapıştırıyorum ki hiç kopyalamadan o tek ve ilk halleri ile ne kadar dayanırlarsa sokaklarda o kadar varoluyorlar.

Sticker-graffiti’ler on numara kübist/sürrealist gibi. Özellikle sevdiğiniz ya da bu çalışmaları yapmaya sizi ilk motive eden sanatçılar ya da sokaklar hangileri?

Beni en çok etkileyen sokaklar tabi ki… İstanbul sokakları neresi olabilir ki başka? Sonuçta varlığımı sürdürdüğüm beton bir orman burası. Birilerini sevmek derken biraz fazla romantik çünkü her sanatçı ya da sokak işini farklı parametreleri göz önünde bulundurarak değerlendirebilirsin. Eğer duygu geçiren, etki bırakan şeylerden bahsetmek gerekirse, sokaktaki bütün yüzeylere yapılan her türlü müdahele diyebilirim. Sevgilisine aşk ilan eden yazılama, ufak bir tag ya da bir graffiti, şablon, sticker, evsiz bir adam, boş şarap şişesi, anlamsız çöpler…

Yani sonuçta motivasyon oldu tabi sokakta gördüklerim. Fakat en önemlisi kendi pratik motivasyonun, sokağa çıkmak ve bir şeyler üretmek duygusu. Sokağa çıkmak, sözümü çoğaltmak dürtüsü oluştu yıllar içinde.

Bir çalışmanızı duvarda görüyoruz, geriye sararsak, o çalışmanın o duvarda yer almasını sağlayan süreci anlatabilir misiniz?

Bu, takıntılı ‘muhakkak bir şey yapacağım’ mottosu ile geçirilen bir süreç değil elbette. Hayatın dışına bir anda çıkarken aslında tam ortasına düşmek gibi bir şey… Sokakta olmak, sözünü söylemek, çoğaltmaya çalışmak ile alakalı…

Gerçeküstücü haritada dünyanın iki başkenti işaretlenmiş: Paris ve İstanbul. Size göre sokak sanatının başkenti neresi?

Benim için tabi ki İstanbul sokaklarıdır ama başkent de pek uzak bir kavram bir yandan…

Sokak sanatı hala görmezden geliniyor. Kurumsal sanat organizasyonlarının akılları başına gelir mi bilinmez ama internet sayesinde, sokak sanatına ilgi artıyor gibi. Hem bu konuda, hem de sokak sanatının zorlukları hakkında görüşleriniz neler?

Karakola düşebilirsin ya da salak bir küratörün sanat galerisinde kendini bir anda burjuva sanat sevici kitlelerin mastürbasyon malzemesi olarak bulabilirsin. İkisi de sonuçta sistemin kapsayıcı pratiği ile ilgili. Zorluk her şeyde, her yerde. Belki de varoluşun ta kendisi. Hayatta yani özel bir alan yok. Her şey zor. Tabi sokağa çıkıp da bir şeyler üretip uygulamak riskli. Sonuçta illegal bir şey olarak görülüyor bu yapılan. İnsanlar tarafından da tam olarak anlaşılabilmiş olmadığı için risk hep var.

Bir gün sokaklar, sanata da yasaklanabilir. O zaman alternatif ne olabilir?

Bir alternatif kalmaz ki belki iyi olur ve “*yeni” bir şeyin ortaya çıkmasını tetikler. Sonuçta gelinen noktada sistem her şeyi, kendisi de dahil, yutmuş durumda. Toptan bir yıkıma hayır demezdim açıkçası.

Banksy’nin üzerine grafiti yaptığı bir duvar, geçen yıllarda 200.000 sterline satıldı. Üzerinde işi olan ağacı söküp kapalı mekanda sergilediler, vs. Sokak sanatı bu yanıyla hem tüketim nesnesi hem de politik olabiliyor. Türkiye’de örneklerine baktığımızda ise, mesajları (varsa eğer) daha kapalı gibi. Sanki daha bireysel. Politik söz yerine daha çok o anda oradan geçen kişiye hitap ediyor gibi.

İki soru aynı anda: Sizce sokak sanatı, kurumsal sanat öncesi bir adım gibi mi algılanmalı, bu doğru mu? Ve defalarca darbe yaşamış Türkiye’de sokaklar, kısılan sesleri yükseltmek için yeterli bir kullanım alanı olabildi mi?

Tabi kurumsal sanattan önce varolan bir şey bu, sonuçta duvarlara yapılan primativ çizimler sıfır noktası gibi değil mi ?

İkinci soru ise, olmaz mı! Sokakta duvarlarda bu yeterince var gibi sanki ?

Müzikle de içli dışısınız. Çeşitli performanslar yaptığınızı biliyoruz. Bu konuda güncel çalışmalarınız neler?

Güncel çalışmalarımdan Derin Gürültü Eylül ayı itibarı ile çeşitli mekanlarda devam edecek. Ayrıca Duygusal Provokasyon‘a da ağırlık vereceğiz. Onun dışında sokağa devam ve bireysel sanat çalışmaları da sürüyor tabi.

Sokaklar özgür, sanat yok oluncaya kadar!

http://www.notartportfolio.tumblr.com
http://www.edok.tumblr.com
http://www.duygusalprovokasyon.tumblr.com
http://www.deepnoiseproject.blogspot.com

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page