Blake, rüyasında ölmüş erkek kardeşinin kendisine gravür yapmayı öğrettiğini görmüş, Elias Howe, ter içinde uyandığı kabusla dikiş makinasını icat etmişti. Coleridge, Kubla Han adlı (uyandırıldığı için tamamlayamadığı) şiirini rüyasında görmüş, Mozart, Beethoven, Wagner bestelerini rüyalarla besliyordu, değer verenler elbet kulak verirler.

Freud, rüyalarımızda gördüğümüz şeyleri ilkel dürtülerimize de bağlıyordu ki fikrimce nedeni doğadaki en kötü varlıklar olmamızdır. Kimine göre bir mısra boyu suskunluk, kimine göre ölümün ikiz kardeşi, uyur uyanıklık arasındaki ezeli kargaşa ve düş içinde düş’ün incelikleri olan rüyalara belki de hepimizden çok önem veren dünyanın bir diğer ucunda bir kabile var. Öğrendiğimizden beri gülümsediğimiz, beklediğimizden çok anladığımız, belki de geçmiş gelecek yaşamlarımıza pek yakın, dünyanın bir köşesinde rüyalarla bir evren kurmuş, henüz çağdaşı olmadığımız bu kabile Malezyalı Senoiler, rüyaların sihirinde yaşama devam edebilen bir halk.

“Rüyaları anlamayı öğrenelim beyler, belki o zaman gerçeği bulabiliriz.” Kekule

Huzurlu ve dingin süren yaşamlarında mutlular çünkü rüyalarıyla barışık olmayı yaşama sanatına dönüştürebilmiş ender insanlar Senoiler. Çocukluktan başlayarak birbirlerine anlattıkları rüyaları topluca değerlendirerek, uyku sırasında açığa çıkan bastırılmış duyguları, mutlulukları, istekleri, korkuları, arzuları, renkleri, desenleri yorumlayarak kendileriyle yüzleşiyor, hayatlarıyla hesaplaşıyorlar. Arınmış ve farkında, zamanla rüyalarını kontrol da ederek, yaşamaya devam ediyor bu bir avuç insan, herkese kısmet olamayacak bir ayrıcalıkla, iki gözün fazlalık olmadığı topraklarda…

…Desem de inanmayın. İkinci Dünya Savaşı sonrası tarafımızdan keşfedilen Senoi halkı rüyalarını “Batılılarla” da paylaşmaya kalkınca büyüteç altında kavrulan karıncalar gibi pişman oldular duydukları güvene. Artık konuşmuyorlar rüyaları hakkında kimselerle, hatta inkar ediyorlar geleneklerini, kendilerine saklıyorlar düşlerini ya da suretlerine. İyi de yapıyorlar çünkü herşeyi tükettiğimiz gibi “medeniyet” olmadan insanların bir arada yaşamayacağını çok uzun zamandır ispatlamaktayız kendi kendimize, tüketimde sınır tanımayarak. Zira, Senoi halkının çocuklukları da, tüm masumiyetine rağmen, fazla gelmiş bu medeni iki gözün gördüğü, göreceğine.

TiamatA Pocket Size Sun – …She started to sing a lullaby, origined from ancient Senoi, in dream’s realm can no one die, sleep safe my little boy…

Tanrılar rüyalarımızı, uyurken karanlıkta gezinen gözlerimize yol göstermek için yarattı; uyanışa bir bakış, bir ışık kadardı. Mısır’dan yükselen bir Khalkedon yazıtı

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page