Güneş doğmak üzereydi ben uyuduğumda. Bu saate kadar ne yaptığımı hatırlamıyorum. Şarabın da etkisi var tabi. Gecenin tek izi hâlâ kulaklarımda çınlayan Latin ezgiler. Açıkçası rüya göreceğimi de tahmin etmiyordum ya da bu rüyada seninle başrolü paylaşacağımı. Bunun da bir rüya olup olmadığı hakkında da şüphelerim yok değil; nefesini hissedebiliyorum. Belki de sırtım açık kalmıştır. İlerleyen dakikalarda bu rüyanın kâbusa dönüşmesinden korkuyorum.

Uyku dengemi düzeltmem gerektiğini söyledi doktor. Bu şekilde giderse kilo alamaz, derslerimde başarılı olamazmışım. Üzülür taklidi yaptım ona. Bir kutu plasebo tutuşturdu elime, uyuyamadığım gecelerde içmemi söyledi. Doğa üstü güçlerimden bahsettim doktora; karşımda kimi görmek istiyorsam anında görebildiğimden, inanmadı. Şaka yapmıyorum, ciddiyim. İstisnai durumlar da yok değil tabi. Bir tek onu ve büyük büyük dedemi göremiyorum.

Ne zaman konuşacağını da heyecanla bekliyorum. Bir çok soru var kafamda muhatabını arayan. Senin de onun gibi susuyor olman yaşlandırıyor beni, rüyada bile. Kafam karışıyor git gide. Neden geceler uzuyor ve çektiğim acılar geceleri daha katmerli oluyor ?

-Sırf birisi “İyi geceler” demediği için, iyi geçmeyen geceler vardır. [1]

Galiba haklısın ama bu çok büyük bir beklenti. Bir “merhaba” bile demeyen birinin “iyi geceler” demesini beklemek, simit attığın martıdan sadakat beklemek gibi bir şey. Ama ümidimi kaybetmiş de değilim. Halihazırda hâlâ bekliyorum. Tanrı her durumda ümidini kesmesini yasaklamış insanoğluna. Böyle diyordu geçenlerde konuştuğum papaz ve imam. Sence ümit etmeye devam etmeli miyim ?

-Ümit mi? Ümit en son kötülüktür. Ümit kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü işkenceyi uzatır. [2]

Saniyeler ilerledikçe kan akışım hızlanıyor, ruhum çalkalanıyor. Kalbim kaburgalarımın arasında sıkışmış durumda ama canhıraş bir şekilde atmaya devam ediyor. Ağustos sıcağı da  bastırdı iyice, göğsümden akan teri hissedebiliyorum. Sanırım rüyada bile yalnızım ve sesim titriyor. Seninle konuşurken onun bir yerlerde bizi dinlediğini hissediyorum. Onu göremiyor olmak üzüyor beni ve acımı dayanılmaz bir raddeye getiriyor.

Ölüm anında verilen bir bardak suya benzer şimdi onu görmem. Nasıl ruhuma can katar anlatamam. Ama hâlâ şüphelerim var bu konuda. Galiba biraz da korkuyorum. İyi gelir mi dersin onu görmem?

-Bir şeyin yokluğu size acı veriyorsa, varlığı sizi öldürebilir. [3]

Belki de haklısın, görmem daha kötü olabilir. Bu duruma biran önce alışsam iyi olacak ve sanırım uyanmamın da vakti geldi. Eğer yaşasaydın, uyandığımda bu rüyayı sana anlatmak için can atardım. Beraber gülebilirdik. Mutlu olduğumuzun da bir vesikası olurdu bu şekilde. Bir daha ne zaman mutlu olurum bilmiyorum. O an çok uzaklarda değildir umarım. Mutlu olmak için yaşamak yeterli gelir, ekstra bir reçeteye gerek yoktur zannedersem. Belki de tembelliğimden böyle düşünüyorumdur. Haksız da sayılmam ama di mi ?

-Kim ne derse desin, mutlu insanın en mutlu anı, uykuya daldığı andır ve mutsuz bir insanın en mutsuz anı, uykudan uyandığı andır. İnsan hayatı, bir tür hata olmalı. [4]

Güne başlamak için bundan daha olumsuz bir cümle kuramazdın emin ol. Uyandığımda bu cümleni unutmuş olmam dileğiyle. En yakın rüyada görüşmek üzere…

-Günaydın ! [5]

  1. Pablo Neruda
  2. Nietzsche
  3. Chuck Palahniuk
  4. Schopenhauer
  5. Annem
Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page