[intense_dropcap]O [/intense_dropcap]ptina Pustyn Manastırı, 19. yüzyıl Rusya’sının  ilgi çekici merkezlerinden biridir.  Orlando Fıges’in Nataşa’nın Dansı isimli kitabında anlattığında göre Zhizdra Nehri’nin çayırları üzerinde 14. yüzyılda kurulan manastır, beyaz badanalı duvarları, küçük kubbeleriyle çevresindeki ağaçların arasında dünyadan soyutlanmış manevi bir iklime sahipti.  1812’deki Napolyon seferleriyle birlikte Rusya’nın Batılılaşma serüveninin sona ermiş, Rus aydını ise;  Rus insanını anlamak için Slavcılığın da etkisiyle yüzünü Optina Pustyn Manastırına dönmüştü.

Optina Pustyn Manastırı’nın Rus aydınlarının uğrak yeri olmasının hikâyesi yine Slavcılık ile ilintilidir. Slavcılık düşüncesinin kurucularından biri olan İvan Kiryevevski’nin de manastırın keşişlerinden Peder Makari’nin kendisine verdiği felsefi yazılardan faydalanmış,  İvan Kiryevevski ile manastır arasındaki bu bağ, manastırın popülaritesinin artmasına yol açmıştır.  Dostoyevski, Herzen,  Turgenyev gibi yazarların uğradığı yerlerden biri olmuştur. Manastır, Tolstoy ve Gogol’ün yaşamında ise ayrı bir öneme sahiptir.

Tolstoy’un Optina Pustyn Ziyareti

“Uyuyamıyorum. Sürekli kuruyor, yazıyorum
her şey uyumlu bir biçimde birbirine bağlanıyor”

Tolstoy

[intense_dropcap]T[/intense_dropcap]olstoy defalarca ziyaret etmiştir manastırı. Bunlardan birini 1881’de gerçekleştirir.  Tolstoy daha on altı yaşında dua etmeyi, kiliseye gitmeyi bırakmış biridir. Sonraki yıllarda inançsızlığı giderek pekişmiş, Hristiyanlığa savaş açmıştır.  Kilise tarafından aforoz edilip hakkında propagandalar yapılmıştır.  Rus köylüsüne yakınlaşmaya, onları anlamaya çalışmış biri olan Tolstoy, 10 Haziran günü köylü kıyafetiyle yola çıkar. Ayaklarında laptisler, omzunda heybe ile yola Rusya’nın Kalbi: Optina Pustyn   2koyulur. Dördüncü günün akşamında manastıra varır. Yürümekten yorgun düşmüştür. Yemek saatidir. Manastır keşişleri, Tolstoy ve beraberindekileri dilenci sandıkları için yolcuların yemekhanesinde yemelerine izin vermezler. Yoksul insanlar için yemek verilen yemekhaneye gönderilirler. Tolstoy, kir içinde kalmış insanların arasında ter kokuları içindeki insanlarla yiyip içer. Mutludur.  Yemekten sonra kalabalığın peşine takılıp yatakhaneye gelince Tolstoy irkilir.  İçerideki ortam dayanılır gibi değildir. Bir yolunu bulup  geceyi geçirmek için başka bir oda ayarlar. Ertesi gün, Tolstoy’un gerçek kimliği ortaya çıkınca manastır cemaati şaşkınlık yaşar. Onu birinci sınıf bir odaya yerleştirmek isterler; fakat Tolstoy bunu kabul etmez. Rus köylüsü ile bir arada kalmak istediğini söyler.

Tolstoy’un son yolcuğu, edebiyat tarihin en ilginç olaylarından biridir kuşkusuz. 28 Ekim 1910’da gece saat üçte uyanır Tolstoy. Çalışma masasına oturup karısı Sonya’ya bir veda mektubu yazdıktan sonra Dr. Makovitski’yi uyandırır. “Gitmeye karar verdim.  Benimle gelin. Yanımıza fazla bir şey almayacağız. Sadece ihtiyacımız olanı götüreceğiz.” der. Yolculuk hazırlıklarını tamamladıktan sonra Dr. Makovitski ile bir arabaya binerler. Tolstoy,  “Nereye gidebiliriz, gidebilecek en uzak yer neresi?” diye sorar. Dr. Makovitski birkaç yer önerir.

Kendisini uğurlayan kızı Saşa’ya Şamardino Manastırı’na kız kardeşi Marya’yı görmeye gideceğini söylemiştir; ama oraya gideceğinden emin olamaz. Hava çok soğuktur. Uzun ve yorucu bir yolculuk olacaktır onun için. Arabayla Sçekino İstasyonu’a ulaşırlar. Bir buçuk saat boyunca trenin gelmesini beklerken karısı Sonya’nın gelip kendisini bulmasından korkar.  Neyse ki tren Sonya’dan önce gelir.  Bilet alıp Makovitski ile ikinci bir sınıfta yolculuk yaparlar. Yolda tren değiştirirler ve üçüncü sınıfta, yolculuklarına devam ederler. Optina Pustyn Manastırı’na yakın Kozelsk’ye vardıklarında kızı Sonya’ya bir telgraf çeker, bulunduğu yeri söyleyip ondan Montaigne’in Denemeler kitabı, Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşler’ini ve bir de Maupassant’ın Bir Hayat kitaplarını kendisine göndermesini ister.  Dr. Makovitski ile arabaya binip Optina Pustyn Manastırı’na giderler. Onları, manastırın keşişlerinden biri karşılar. Sıcak bir odaya yerleşirler manastırda. Tolstoy hiçbir şey yemez. Ballı çay içip günlüğünü yazar bir süre.  İşi bitince yatmaya hazırlanır. Çizmelerini çıkarırken Çok sade yaşayıp az para harcamak istiyorum.” diye mırıldanır Makovitski’ye.

Rusya’nın Yüreği: Optina Pustyn   1
Rusya’nın Yüreği: Optina Pustyn   2

Sonya, onun evde olmadığını anladığında panik içinde Saşa’ya Tolstoy’un nerede olduğunu sorar. Saşa, umursamaz bir tavırla “Bilmiyorum, gitti işte…” dedikten sonra babasının yazdığı mektubu uzatır annesine.Sonya, mektubun ilk satırlarını okurkenTanrım, bana ne yapıyor bu adam!diye söylenir. Dışarı çıkıp parka doğru koşmaya başlar. Saşa ve hizmetçisi Bulgakov peşinden koşar. Gölün kıyısına geldiğinde tökezleyip suya düşer. Sürünerek kıyıya doğru çıkar; fakat birden kendini suya bırakır.  Bulgakov, onu sudan çekip çıkarır. Saşa’nın da yardımıyla eve götürürler. Üzerini değiştirirler. Sonya tir tir titremektedir. Kızına, yalvarırcasına Tolstoy’a bir telgraf çekip “Kendisinin boğulduğunu söyle,” diye rica eder. Sonya, birkaç dakika sonra annesinin tekrar göle doğru koştuğunu görür; ama bu sefer Bulgakov onu yakalar.  O gün akşama kadar ağlayıp sayıklar Sonya. Etine toplu iğneler batırır, histeri krizleri içinde kendisini pencereden aşağıya atacağını söyler. Tolstoy, olanları öğrendiğinde çok şaşırmaz. Karısını tanıyordur. Sonya’nın kendisini bulmasından endişe edip kız kardeşi Marya’yı görmek için Şamardino Manastırı’na gider. Orada iki gece geçirir. Yolda bir ara gazetelere bakar. Kendisiyle ilgili haberler gazetelerin baş sayfasından verildiğini görünce üzülür. Tolstoy’un nereye gideceği konusunda bir planı yoktur.   Kafkasya’da bir dağ evine yerleşmek bile aklından geçer.  Yola çıktıktan birkaç gün sonra Tolstoy hastalanır. Bindikleri Tren Astapova’da durduğunda Tolstoy, istasyonda kadınlara ait bölümde kendisi için hazırlanan yatağa uzanır. “Bir lamba, bir  mum, not defterim. Her şey evdeki gibi olsun,” der. Durumu kötüleşiyordur. İstasyon gazeteci akınına uğraşmıştır. Sonya dışında herkes oradadır neredeyse. Kendisi gelmemiştir; ama yastığını göndermiştir ona. Tolstoy, yastığı görür görmez tanır. Gözyaşları içinde yanındakine Sonya’yı sorsa da tatmin edici bir cevap alamaz. Üç kasım günü ateşler içinde sayıklama başlar. “Peki ya köylüler, köylüler nasıl ölür?  4 Kasım günü parmaklarıyla, çarşafın üzerine bir şeyler yazar gibi yapıyordur. Ertesi gün “Uyuyamıyorum. Sürekli kuruyor, yazıyorum her şey uyumlu bir biçimde birbirine bağlanıyor,”  diye sayıklıyordur. Tolstoy 7 Kasım günü sabah altıda ölür. Son nefesini verirken Sonya yanındadır. Onunla vedalaşmasına izin verilmediği için insanlara kızgındır.

Gogol ve Peder Makary

“Tanrı bilir
belki ama belki de
bu biricik arzu yüzünden
göklerden bize inmek üzere bir merdiven hazırlanmıştır
ve bir hamlede çıkabilmemize yardım etmek için bir el uzanmıştır.”

Gogol

[intense_dropcap]İ[/intense_dropcap]nançlı biridir Gogol. Çevresindeki herkes gibi o da Slavcıdır. Onu Optina Pustyn Manastırı’ndan Peder Makary ile tanıştıran da yine Slavcılardır. Onunla sık sık görüşür, yazılarıyla ilgili düşüncelerini merak eder. Makary’nin eleştirileri çoğu kez acımasızdır. Gogol’ün kendi inancını sorgulamasına neden olur. Sık sık onunla mektuplaşır, yazmakta olduğu Ölü Canlar, romanından kimi bölümler gönderir ona. Peder, Gogol’ün yazdıklarını okuyunca eserin Ortodoksluktan çok Katolik görünümlü bir eser olduğunu söyleyip eseri yok etmesini söyler ona. Böyle şeylerle vakit harcamamasını, Puşkin’in bir kâfir olduğunu söyleyip ondan vazgeçmesini ister. Gogol titreyerek “Yeter! Artık sizi dinlemek istemiyorum!” diye çıkışır.  Peder, Rjev’e geri dönerken Gogol tren istasyonuna kadar geçirir onu. Pişmanlık içindedir. Ertesi gün yazdığı özür mektubunu “ Tüm kalbimle sizin olan Nikolay” diye bitirir.

Rusya’nın Kalbi: Optina Pustyn   1Peder Makary,O günlerde, bir gazeteciyle yaptığı söyleşide “Gogol’ün iç huzurunu ve ruhunu temizlemesi gerekiyordu. Onun temiz olmayan yanları vardı. Ondan kurtulmak istiyordu; fakat kurtulamıyordu. Ben bu konuda kendisine yardım ettim. Zaten Gogol’ü gerçek bir Hristiyan yapmamda ne sakınca var ki? der

Bir gazeteci; “Sizi Gogol’ü yazmaktan vazgeçirmekle suçluyorlar” der.  Peder, “Hayır, ona daha ahlaklı şeyler yazmasını önerdim,” diyerek kendini savunur.

Böylece Gogol yazmayı bırakır, kendini din kitaplarına verir. Oruç tutmaya daha az yemeye başlar. Birkaç kaşık yulaf  ya da lahana çorbası, bir lokma okunmuş ekmek,  bir bardak su ile yetinir. Açıklıktan zayıf düşer; ama yine de oburluktan kaçınır. Geceleri şeytani rüyalar görmemek için çok az uyur. Annesine, ona dua etmesi için yalvarır.

Gogol, 7 Ocak Perşembe günü erkenden kiliseye gider, günah çıkarır, ayine katılarak şaraplı ekmek yedikten sonra diz çöküp ağlar. Eve döndüğünde Kont Tolstoy bir doktora görünmesi ister. Doktor, Inozemtsev, Gogol’e bağırsak nezlesi teşhisi koyar.  Karnını alkol ile ovalamasını, taflan yapraklarını kaynatıp içmesini söyler. Gogol’e koyulan yanlış teşhis durumunu daha da kötüleştirir.

Gogol, 11 Şubat gecesi bir zamanlar üzerinde büyük bir titizlikle çalıştığı Ölü Canlar isimli eserinin 2. ve 3. cildini sobaya atarak yakar. Uşak, onu durdurmaya çalışır; fakat “Sen buna karışma, senin işin değil. Sen dua etmeye bak!” der. Uşak, durumun farkındadır ve kâğıtları geri alması için ağlayarak ona yalvarır; ama Gogol’ü kararından geri döndürmeyi başaramaz. Kont Tolstoy içeri girdiğinde ise ona külleri göstererek  “Birkaç şeyi yakmak isterken tümünü yok ettim. Şu şeytanın işine bakın!  Nelere sürükledi beni, şimdi artık her şey mahvoldu!” der Gogol.

Gogol, 3 Mart akşamı bilincini yitirmiş, zar zor nefes alıyordur. Bir ara birdenbire kendine gelip bir çığlık atar:  “Merdiven! Çabuk! Bana Merdiven Verin”

Ertesi gün, sabah sekizde, Moskova’da kırk üç yaşında öldüğünde Rusya’nın yetiştirdiği en büyük yazardır. Bana sorarsanız Dostoyevski “Hepimiz onun paltosundan çıktık” derken kastettiği sadece Rus yazarlar değil, aynı zamanda Rus halkıdır.

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page