Tipografik şehir haritaları
Mark Andrew Webber 23 yaşında ve İngiltere’de yaşıyor. Linol oymaları sayesinde birçok insan tarafından tanınan Weber, 2008 yılında aynı teknikle hazırladığı Tipografik Şehir Haritaları ile New York Art Directors Club tarafından da ödüle layık görüldü. Linolyum üzerine yaptığı animasyonlar ise bu konuda bir ilk. Mark Andrew Webber ile geleneksel baskı yöntemleriyle harmanladığı modern tasarımları hakkında konuştuk.
Tipografiye nasıl başladın? Harflerle ilişkin ne zaman başladı?
Sanırım her zaman harflere karşı bir ilgim oldu, ancak bu aklımdaki en öncelikli düşünceydi diyemem. Grafik tasarım okumaya başlayıp tipografi üzerine gerçekten düşünmeye zaman ayırdığımda, kıvrımlara ve ince detaylara tutkuyla bakmaya başladım.
Yani okuduğun okulun sendeki yeteneği ortaya çıkardığını söyleyebilir miyiz?
Aldığım eğitimin bende bulunan potansiyeli ortaya çıkardığını söyleyemem. Bununla birlikte bana, yapmak istediklerimi yapabilmem için gereken zamanı verdi. Resim, heykel gibi bir bölümde değil de grafik tasarım bölümünde okuduğum için, yaratıcılık konusunda sınırsız bir özgürlük söz konusu değildi. Dolayısıyla yapmam gerekenler ve yapmak istediklerim beni en zorlayan konular oldular. Tıpkı hayattaki diğer şeyler gibi; olaylar olur ve siz elinizden gelenin en iyisini yapmak durumundasınızdır. Grafik tasarım beni tipografiye yönlendirdi, ancak sanırım yeteneğimin bir konu hakkında obsesif olabilme ve tüm zamanımı tek bir konuya ayırabilme becerimden geldiğini söyleyebilirsiniz.
Artistik kariyerine yön veren en önemli şey nedir?
İnsanlar beni linol oymalarımla tanıdı. Linolyum ile yapabileceklerim bana gösterildiğinde bu malzeme ilgimi çekti ve bende bu materyali mümkün olan her şekilde kullanma isteği uyandırdı. Eğer linol oyma ile hiç tanışmasaydım, şu an nerede ve ne yapıyor olurdum emin değilim.
Tipografik şehir haritaları fikri nasıl ortaya çıktı?
Şehir haritaları fikri benim seyahat etme aşkımdan ve “Uluslararası Tipografik Tasarımcılar” birliğinin yeni üyelerini seçmek adına düzenledikleri yarışma için seçtikleri konudan doğdu. Yarışma konusu “Dünyada nerede?” idi. Bu konu doğrultusunda iki fikri harmanladım: “Her birimiz yaşadığımız şehrin bir yansımasıyız.” ve “Seyahat ettiğimiz şehirler bize çok şey katar.” Ben de, geçen yıl büyük bir keyifle gezdiğim ve bana çokça ilham veren New York’un, başlamak için iyi bir yer olacağını düşündüm. New York haritasında bulunan şekilleri çok sevmiştim ki, bu da bana ilham veren şeylerdendi. Çok yönlü tipografinin genel görünüşü ve harfler arası sıkışıklık hissi gerçekte o şehrin ne kadar yoğun olduğu ve baktığınız yönde ne kadar çok çeşit işaret gördüğünüzle alakalı. Bu tasarladığım haritaları birbirinden ayıran şeylerin başında geliyor. Diğer taraftan şu an haritadaki yerler konusunda ilk çalışmalarıma göre daha fazla araştırma yapıyorum.
Şehir haritana başlamadan önce hangi fontu kullanacağına nasıl karar veriyorsun?
Font stillerini, seyahat ettiğim şehirlerde çektiğim fotoğraflardan yola çıkarak seçiyorum. Eğer fotoğrafını çekmediğim bir yer söz konusuysa, bunun için araştırma yapıyorum.
Hangi tür fontları daha çok seviyorsun? Tırnaklı mı, tırnaksız mı?
En sevdiğim yazı stili… o kadar çoklar ki! Ama kesinlikle tırnaklı fontlar. Çünkü tırnaksız fontlara nazaran daha fazla ayrıntıları var ve bu onları daha enteresan yapıyor.
Hata yaptığında nasıl düzeltiyorsun? Kahretsin deyip çöpe mi atıyorsun?
Hata yaptığım zaman, genelde önce kendime kızmakla birlikte, devam etmek için çaba harcarım. Hatalar iyimser bir düşünceyle “tasarım cilveleri” olarak değerlendirilebilir. Sonuçta ben bir bilgisayar değilim. Bu tarz şeylerin olabileceğini ve onları kabullenmem gerektiğini biliyorum. Ayrıca çok çok yavaş çalıştığımdan çok sık hata yaptığımı da söyleyemem.
Seni fotoğraflarda devasa bir linolyum üzerinde çalışırken görüyoruz. Bu boyutta bir linolyum bulmak ve basmak zor olmuyor mu?
Büyük boyutlarda linolyum bulmak çok da zor değil. Ben benimkileri üretici bir fabrikadan sağlıyorum. Asıl problem büyük boyutlarda baskı yapacak bir yer bulmak. Amerika’da bir yer buldum ancak işlerimi oraya götüremiyorum. Bu nedenle elle baskı yapan birini bulmayı deneyeceğim ve sonuçların nasıl olduğuna bakacağım. Eğer bu da işe yaramazsa, daha önce büyük oyma işleri yapan diğer insanlar gibi silindir baskı (steam roller) yöntemini deneyeceğim.
İşlerin arasında Guardian için yaptığın kapak benim favorim. Bu tarz editoryal işlerde çalışma yöntemin ne? Her şeyine sen mi karar veriyorsun? Senden özellikle bir şey istiyorlar mı?
Guardian için uygulanan teknik herhangi bir tasarım için uygulanacak teknikle aynı olabilirdi; öne çıkan birkaç fikrin maketini yap, birini seç, tasarımı onaylayacak kişiye göster ve seçilen tasarım üzerine çalışmaya başla. Şu an Guardian’ın arşivinde de bulunan çalışma onlar için yaratılmadı. Bu parçayı ben sadece kendim için yaptım. Ancak daha önceki editöryal işlerim yukarıda bahsettiğim şekilde yapıldı.
Biraz da “Linomasyon”lardan bahsedelim. Daha önce bu tarz bir stop-motion animasyona rastlamamıştım. Senin bulduğun bir yöntem mi?
Evet, bu benim geliştirdiğim bir teknik. Baskı resim ve animasyonları ne kadar sevdiğim düşünüldüğünde “Linomasyon”ları yapmak bana çok doğal bir şeymiş gibi gözüktü.
Animasyonu oluştururken nasıl bir yol izliyorsun?
Bir animasyona önce anahtar kareleri belirleyen storyboardla başlıyorum. Daha sonra ışıklı masada anahtar kareler arasındaki hareketleri çiziyorum ve yaptığım çizimleri linolyuma aktarıyorum. Bir önceki kareyi aklında tutarak kazıman gerekiyor çünkü kareler arasındaki fark çok az olduğundan numaralandırmadığın takdirde bunu yapman çok zor olabilir.
Seni motive eden, çalışmaya yönlendiren şeyler ne?
Sanırım çok çalışmamın altında yatan ana neden takıntılı mizacım. Bir projem olduğunda onu tamamlamaktan başka hiçbir şey düşünemiyorum. Bir şey üzerinde hiç ara vermeden çalışma isteği onu tamamlamayı kolaylaştırıyor. Bazen daha ne kadar böyle devam edebileceğimi merak ediyorum. 12 yaşından beri boynum ve sırtım dışında tüm eklemlerimde artirid oluştu; 16 yaşıma geldiğimde hastalığım en üst seviyedeydi. Kendimi o zamanki kadar kötü hissetmemekle birlikte zaman zaman artiridim nüksediyor. Benim için çok çalışmak; yaratabildiğim kadar çok yaratmak, yaptığımdan keyif almak ve var olan fiziksel kapasitemi sonuna kadar kullanmak demek.
Tasarımcı olarak hep birilerini takip ediyoruz. Senin takip ettiğin, örnek aldığın bir tasarımcı var mı?
Tasarım ve sanat dünyasından beslenmekle birlikte hiçbir zaman kendim için belirlediğim bir rol modelim olmadı. Ancak Warhol’un işlerini beğeniyorum ve onlardan ilham aldığımı düşünüyorum.
Gelecekle ilgili planların neler? Yeni projelerin var mı?
Şu an kesinleşmiş herhangi bir proje yok. Hala bazı insanlarla bir takım olasılıklar hakkında konuşuyoruz. Bugünlerde vaktimin çoğunu işlerimi insanların satın alabilecekleri formatta basmaya ayırıyorum, bu şimdiye kadar yeterli vakit ayıramadığım bir konu oldu.
Mark Andrew Webber’in tipografik şehir haritalarını ve diğer linol oymalarını görmek ve takip etmek için: The Future Tense – Facebook – Twitter - Flickr
*Linocut: Türkçeye linol oyma olarak çevirilebilir. Kesmesi ve oyması daha kolay bir malzeme olduğundan tercih edilen linolyum 1900’lü yılların başlarında Picasso tarafından da sıkça kullanılmıştır.

Not: Bu röportaj daha önce XXI Dergisi’nde yayımlanmıştır.
![[Futuristika!]](http://www.futuristika.org/wp/wp-content/uploads/2011/08/futuristika-logo-beyaz.png)
Görüşler