Kısa bir süre önce heavy metal piyasasının nev-i şahsına münhasır grubu Type O Negative’in beyni Peter Steele kalp yetmezliği yüzünden hayata gözlerini yumdu, ruhu huzur bulsun. İlk albümleri “Slow, Deep and Hard” 1991 yılında yayınlanan ve “Bloody Kisses”, “October Rust” gibi birbirinden leziz kayıtlara imza atan grubun davulcusu Johnny Kelly ile Öğünç İnan, Peter Steele’in ölümünden bir hafta önce bir söyleşi gerçekleştirdi.

Futuristika: Selam, Johnny. Hayat nasıl gidiyor?

Johnny Kelly: İyi gidiyor. Kışın nihayet bitmesinden memnunum, bu sene New York’ta uzun sürdü. Fırtına öncesi sessizliğin tadını çıkarıyorum, gruplarla ilgili yakında heyecanlı gelişmeler olacak.

Kenny Hickey ile kurulan yeni grup Seventh Void hakkında bize biraz bilgi verebilir misin? Seventh Void’un Type O Negative’den daha farklı bir sound’u olacağını umuyorum. Şarkıları nasıl yaptınız? Halloween turu nasıl geçti?

Seventh Void, Kenny ve benim birkaç yıl önce başlattığımız bir şey. Amacımız, Type O Negative’in hiçbir şey yapmadığı dönemde kendimizi meşgul etmekti.  Type O gibi bir sound’u olduğunu düşünmüyorum. Müziğinde Type O’nun sound’undan ödünç aldıkları olmuştur.  Biz daha çok, klasik rock sound’u olan bir şeyler yapmayı istedik. Hala ağır bir Black Sabbath etkisi var aslında. Şarkıları yazma sürecimiz Kenny ile benim Type O ile aşina olduğumuza benzer. Kenny parçanın ana fikriyle gelir ve grubun kalanı en iyi şekilde yapabilmek için beraberce çalışır. Tüm sözleri Kenny yazıyor. Type O’yu destekleyen Halloween turu bombaydı! Gecede iki set çalmak harikaydı. Seventh Void’un Type O seyircisi önünde çalarken çok iyi bir tepki aldığını düşünüyorum.

İlk albümünüz “Heaven is Gone” Vinnie Paul’ün şirketi Big Vin Records’tan çıktı. Bir müzisyenin sahibi olduğu bağımsız bir şirket ile klasik büyük patronlu bir plak şirketi arasındaki fark nedir?

Küçük bir markanın hem avantajı hem de dezavantajı var. Her şeyi kendimizin yaptığı “ev işi” yaklaşım olması çok güzeldi. Vinnie albüm çıkışının olabildiğince başarılı olması için gerçekten çok çabaladı. Basınla çok haşır neşir olduk ve cd pek çok mağazada satışa sunuldu. Vinnie ile, albümün prodüksiyonundan tanıtımında kullanılan sanatsal işlere kadar her alanda beraber çalıştık. Albüm çıkartmanın her aşamasıyla ilgili iyi bir öğrenme süreci oldu. Daha büyük bir markayla, albüm çıkışını gerçekleştirebilmek için fikirlerini sunan daha fazla kişi olurdu belki ama ben olduğundan farklı bir şekilde olmasını da tercih etmezdim.

1994’ten beri Type O Negative’desin. 2002’de Danzig’le çalmaya başladın ve geçen sene Seventh Void’un ilk albümünü yayınladın. Sana göre, bu üç grup arasındaki en belirgin farklar neler? Müzikal açıdan en rahat ve özgür hissettiğin hangisi?

Müzikal açıdan hepsinin birbirinden farklı olduğunu düşünüyorum. Hangi grupla çalışırsam ilerleme hızımda iyi bir değişiklik oluyor. Güçlü düzenlemeler ve enstrümanlar açısından Type O Negative çok yoğun. Danzig ve Seventh Void daha çok rock tabanlı ve kesinlikle daha yalın ki bu, bu gruplar hakkında çok hayranlık duyduğum bir şey. Üç grupla da şarkı için yapabileceğimin en iyisini yapmaya çalışıyorum. Önceliğim, iyi bir şarkı elde etmek, kafayı uçuran davul soloları değil. Grupların hepsinde herkes de bunu yapmaya çalışıyor. Bir atmosfer yaratmak, bir parçayı davul solo için vitrin yapmaktan daha önemli benim için.

Type O hakkında konuşalım biraz. Peter’ın birkaç şarkı yazdığı hakkında haberler var. Yeni sound nasıl? Eskiye nazaran nasıl anlatılır?

Hala yeni markanın detayları gibi yeni albümün de ilerlemesi için lojistik planlamalarla uğraşıyoruz. Son zamanlarda Peter ne işler yapıyor duymadım. Onu göreli epey bir zaman oldu. Bazı fikirleri üzerine çalıştığını söylüyor ve yakında fikirlerimizi tekrar bir araya getirmeye başlayacağız.

10 yıl önce bir röportajında, içki ve uyuşturucuları tümüyle bıraktığını söylemiştin. Bir süredir kız arkadaşın ve yeni doğan kızınızlasın. Yani hayatın daha keyif verici. Type O Negative’den sonra, ne tür zorluklar çektin? Alkolün yaratıcılık üzerine etkileri hakkında ne düşünüyorsun?

Uyuşturucuların yaratıcılık üzerine etkilerini ilk elden gördüm. Öyle bir ortamın taraftarı olduğumu söyleyemem. Ben her zaman munis bir içici oldum ve hiçbir zaman uyuşturucu kullanmadım, gerçi sigarayı bırakmakta zorluk çekiyorum. Olanları ve durumları her zaman uzun uzun değerlendiririm. Herhangi birisiyle sorunum olabilir ama her zaman sahip olduklarımın değerini bilmeye çalışırım ve “içki içerek, uyuşturucu kullanarak sorunlardan kaçmak”la ilgilenmiyorum.

Type O Negative öncesini merak ediyorum; hangi gruplarla çalmıştın? Sadece davul çalma tarzında değil hayata karşı duruşunda da kimlerden etkilendin?

Her “yerel bir kulüpte çalan mahallenin çocuğu” gibi başladım. Birkaç ilişkiyi, düzgün bir eğitimi ve rock’n’roll müzikte istikrarlı bir kariyeri feda ettim. Black Sabbath, Led Zeppelin gibi grupların büyük hayranıydım ve sonra Judas Priest, Mötley Crüe ve Metallica gibi grupların. Ailem Rolling Stones ve The Beatles ile büyüttü beni.

Bilimkurgu ve korku sineması tutkunu olduğunu ifade etmiştin. Hiç bir filmin müziği yapma gibi bir eğilimin var mı? Hangi korku filmi, sana müziğini yapma hissi uyandırdı?

O türlerde filmler seviyorum ama tutkunu değilim, Kenny daha düşkündür. The Exorcist en favori filmlerimdendir. Daha bu sabah The Day of the Dead’i izliyordum. Aslında komedileri daha çok seviyorum. Airplane serisini bana ne zaman istersen seyrettirebilirsin.

Japon ve Kore korku filmleri hakkında ne düşünüyorsun?

Godzilla’nın her zaman hayranı oldum. Çocukken Monster Movie Week bizim evde hep bir eğlence unsuruydu.

Geçen sene Poe’nun 200. doğum yıldönümü idi. Poe, Lovecraft ve Hawthorne dışında hangi yazarları takip ediyorsun?

Aslında tam Kenny’lik bu soru, ben cevap vermeye yetkin hissetmiyorum ama her zaman için Charles Bukowski’den alıntılar beni heyecanlandırır.

Bir konser öncesi kendini nasıl motive ediyorsun? Ve konser sonrası dinginlik?

Sahne öncesi hep sakin olmaya çalışırım. Konser alanının dolmasını seyretmeyi severim. Biraz içip diğer gruplardan birkaç parça dinlerim. Sahneye çıkmadan önce AC/DC dinlemek başlangıç için her zaman iyidir. Bir konser sonrasında ise performanstan aldığım enerjiyi azaltmak hep zordur ve bir sonraki konsere kadar parti havasının devam etmesini isterim. Neyse ki, bir süre sonra vücudum iflas ediyor ve bir sonraki gecede ihtiyacım olacak enerji için dinlenebiliyorum.

Ben favorim birkaç heavy metal davulcularını söyleyeyim, sen de onların hakkında ne düşündüğünü söyle… 

Cozy Powell: Büyüleyici! Etkilendiğim birkaç isimden biri. En çok Rainbow ile yaptıklarına bayılıyorum.

Vinnie Appice: Büyük davulcu. Aslında hakkını vermiyorum ama benim çalışıma etkisi büyüktür. New York, Brooklyn’den olması da cabası!

Bill Ward: Bildiğim kadarıyla gelmiş geçmiş en iyi davulcu! Led Zeppelin’den o ve John Bonham’ın beni en çok etkileyenlerden olduklarını söyleyebilirim. Kimse Bill Ward gibi salınamaz. Bir dönem Black Sabbath ile çok alakalıydım. Şarkılarda yaptıklarını o kadar çok inceledim ki… Tek kelimeyle inanılmaz.

Lars Ulrich: Daha gençken üzerimde etkisi çok olmuştur. Double kick çalmamda rolü büyüktür. Metallica öyle bir çıkış yapmıştı ki, sahneye çıktıklarında, onlar gibi bir şey daha önce hiç olmamıştı… Hala Fight Fire With Fire’ı duyup çılgına döndüğümüzü hatırlarım.

Mcbrain (Iron Maiden): Ergenlik yıllarında Maiden’a hayrandım. Piece of Mind’ı çalışına gerçekten hayranım. Bence kendi çapında çok iyi bir davulcudur ama ben kesinlikle daha çok Clive Burr hayranıyımdır.

Bir grup kursaydın, artık aramızda olmayan hangi müzisyenlerle olurdu?

Led Zeppelin olurdu. Müzikal açıdan çok çeşitli işler yapabiliyorlardı ve hepsi inanılmazdı. Gelmiş geçmiş en ağır grup gibi durabiliyordu, gerçekten güzel şarkılar yazabiliyorlardı. Mutheşemdiler.