Reinhard Scheibner: Aşık olunca insanların suratlarında beliren o koyunsu ifade

1953 Bamberg, Almanya doğumlu.
Berlin’de yaşıyor ve çalışıyor.

Söyleşi: Erman Akçay
Almanca’dan çeviren: Erden Kosova

Sanatınla söylemek istediğin bir şeyler var mı? Yoksa tek derdin cinsel fantezilerini dışa vurmak mı?

Sonuçta her sanat yapıtı düşlemin, fantezinin bir ürünüdür. Ama basit fanteziler de değildir bunlar; zira gözlemler, içeriğe, biçime ilişkin düşünümler, sezgiler, bedenselliği de içeren duyular taşırlar içlerinde. Çoğu zaman sağ elimi kullanarak çizim yaparım ama sol elimi kullandığım, ayaklarımı kullandığım ya da gözlerim kapalı çizdiğim durumlar da olur. Gravür serilerimde olduğu gibi yakın geçmişimizin karanlık sayfalarını araştırdığım olur.

Zaman içinde son derece farklı süjeleri, farklı konuları resmettim, çeşitli türlerde farklı yöntemler izleyen çalışmalarım oldu. Bunlardan kimisi saf biçimde fantezi ürünleriydi; çoğu ise bir şekilde gerçeklikle ilişkileniyordu. En nihayetinde fantezilerimiz de gerçektir, gerçekliğe dönüştürme itkisini taşır. Bunun yanında neyi nasıl resmedeceğime dair berrak bir zihinle işe başladığım durumlar oldukça seyrektir. Heyecan verici bir şey de olmazdı zaten bu; imge herkesten önce beni şaşırtmalı; öyle olmuyorsa yanlış giden bir şeyler var demektir. Bahsettiğim ilişkileri sadece tekil resimlerde çözüp ortaya serebilirim, aksi halde her şey yüzeyde kalır.

Tuhaf resimler yapıyorsun. Bilhassa kadınlara yerleştirdiğin şu penisleri anlamıyorum. Bunları kadınlara iliştirdiğin iktidar uzuvları olarak mı resmediyorsun yoksa kişisel fantezilerinin bir ürünü mü?

Hayır bunun cinsiyetler arası eşitlenmeyi sağlama çabasıyla ya da Freud’un tanımladığı biçimiyle penis kıskançlığının sonradan telafi edilmesiyle bir alakası yok. Hermafrodit figürü mitoloji içinde çok uzun bir süredir yer almakta; aynı şeyi sanat için de söylemek mümkün. Bugünlerde internette de aynı düşüncenin günümüze yansıyan varyantı olarak bolca ‘she-male’ ve ‘ladyboy’ filmi ve imgesi bulmak mümkün.

Bunun yanında bir kadının penise sahip olmayı çok arzuladığını bana itiraf ettiğini hatırlıyorum. Bu nedenle onu öyle resmetmiştim. Sonra da devam ettim buna. Ellili yaşların ortasına geldiğimde kendi aynılığımdan sıkılmış bir durumdayken dönüşüm yıllarını kullanmaya ve bir kız olarak ikinci bir yaşam sürmeye karar verdim. Bu süreçte en değerli parçamdan vazgeçemedim yine de. Sadece kendimi eğlendirmek için bu ikinci benliğe ait fotoğraflar ve videolar üretmeye giriştim, gayet basit ve salaş bir biçimde. Bu ‘ikinci yaşam’ı internette de var edebilmek amacıyla kırık bir İngilizceyle kıza dair bir biyografi kaleme aldım. 2011 yılında Zürih’teki Sanatta Porno Müzesi’nden kişisel sergi için davet aldığımda bu iki yaşama dair hikayeleri tuşe desenleriyle oluşturduğum bir seride resmettim. Benden farklı olarak kızın bir felsefesi de vardı, burada alıntıladığım gibi:

“Küçük Gina kaç yaşında diye merak ediyorsunuzdur. Söylemem gerekir ki, kimse kesin bir yanıta sahip değil bu konuda; kimsenin bu bilgiye ihtiyacı da yok, çünkü daima onüç ile onbeş yaşları arasında olacağım ve her seferinde cinselliği en baştan keşfedeceğim. Peter Pan gibi büyümeyeceğim hiç; hatta beni onun ablası olarak bile görebilirsiniz. Büyümek istemiyorum; sizin olgun dünyanız, erişkin ilişkileriniz ve siyasetleriniz, para hırsınız beni hiç ilgilendirmiyor. Erişkin insanlarla sadece ve sadece sikişmek istiyorum. Bunun yanında erişkin insanlar başka erişkinlerin Gina’yı sikmesine izin vermemeye çalışıyorlar. Ama bu sizin bir diğer ahmaklığınız sadece. Benim korunmaya ihtiyacım yok. Tersine, belki de sizin bana karşı korunmaya ihtiyacınız var. Yoo, doğru değil, ben şeytansı bir yaratık değilim; çok tatlı ve naziğim. Kendi yasalarınızdan ve arzularınızdan korunmaya ihtiyacınız var; küçük Gina’dan değil; benle güzel vakit geçirmenizi istiyorum ve daha önce söylediğim gibi, nasıl göründüğünüz, kaç yaşında olduğunuz beni ilgilendirmiyor. Ben ışıldayan, herkesi seven, insanlara gerçek zevk veren bir tipim; benim yanımdayken herkesin mutlu olmasını istiyorum. İnsanların ve çoğunlukla kadınların kullandığı anlamıyla sevmek değil kastım. Beni seviyor musun, beni hep sevecek misin, beni artık neden sevmiyorsun… Bu duygusal, sahiplenici, kıskanç sevgi türüyle bir alakam yok benim. Hastalıklı geliyor bu duygusallık bana. Ben kabul edilmekten, olumlamadan bahsediyorum; kimsenin üzerine yapışmıyorum; bir insandan diğerine, gencinden yaşlısına sıçrıyorum. Evet küçük Gina için hepsi bir; şeylere ya da insanlara el koymuyorum. Benim kız-sikimle oynamanız hoşuma gidiyor ve küçük bir sivrisineğin sikimin başının üzerine oturması ve kız-sikimden kan emmesi bana heyecan veriyor. Hiç aşık olmadım ve hiç bir zaman olmamayı da umut ediyorum. Senin ya da başkasının da bana aşık olmasını istemiyorum. Aşık olunca insanların suratlarında beliren o koyunsu ifade bana itici geliyor. İhtiyacım olan ve istediğim sadece iyi bir sikiş.”

2011 yılının sonunda ‘Horny’ isimli kitabım üzerine çalışmaya başladım ve bu nedenle matmazeli Berlin’in çıplak/ gece yaşamının [Nacht/Nackt kelimeleri arasında bir kelime oyunu, ç.n.] içine yolladım araştırmalar yapsın diye.

Ne kadar girerse gerçekliğin içine o kadar iyiydi. Tarafsız bir gözlemci olarak dursun diye değil, bir şeyler yaşantılasın ve ben de onları aktarayım diye gönderdim onu.


Kievernagel’den bahsetmek ister misin? Kendisiyle yakın arkadaş mıydınız? Yoksa belli projeler için mi bir araya gelmiştiniz?

Yaşamının son yılında kanser yüzünden evinden çıkamıyordu ya da çıkmak istemiyordu; o dönemde sıkça ziyaret ettim onu, ve bir ölçüde bakımında da bulundum. Kendisine bakan kız kardeşi dışında yakını yoktu hiç. Bana yazmış olduğu mektuplar fazla kişisel, hatta mahrem tınlıyor olabilir ama doğrusu bu tür mektupları ilgili ilgisiz herkese yazardı. Şimdi hayatta olsa yine benzer şeyler kaleme alırdı. Mektupları benim görüşüme göre sanatının bir parçasıydı; öyle olduğunu düşünmesem ortaya çıkarmazdım zaten.

Belki de bugün yaşıyor olsa yazmayı bırakırdı çünkü ara süreçte bazı şeyler değişti. Engelbert’in döneminde ormanda çıplak gezinmeye çıkmış olsa atlı polisler tarafından avlanırdı herhalde. Ama bugünlerde herkes Berlin’in ortasında çıplak bir şekilde güneşlenebiliyor ve neredeyse kimse gıcıklık çıkarmıyor. Yeniden Birleşme’nin iyi taraflarından biri de bu oldu herhalde. Gayet sıkı materyalistler olarak yetiştirilmiş Doğu Almanların kamusal alanda elbiselerini çıkarmaya dair dinsel çekinceleri yoktu hiç bir şekilde. Ortam da bugünlerde iyice örgütlenmiş vaziyette; benzer fantezilere sahip insanlarla şehrin bir köşesinde buluşup yiyemeyeceğiniz bir halt kalmadı geriye, doğrusunu söylemek gerekirse.

Bizlere Berlin’i anlatmanı istesek neler söylersin?

Güzel kelimesini kullanmazdım doğrusu; Berlin’i tanımlamak için hangi sıfatı kullanmam gerektiğini kestiremiyorum. Uzun kış aylarının ıslaklığında ve soğukluğunda pek güzel olduğunu zannetmiyorum. Yaz aylarında bile pek ılınıyor, kuruyor sayılmaz. Ama o kadar çok Berlin var ki, belki daha spesifik biçimde sorman gerekiyordu soruyu.

Eve kapanıp resim yapmanın dışında neler yaparsın?

Yazları, eğer çıkarsa, güneşte pinekliyorum; Berlin içinde ve çevresinde yüzüyorum. Okuyorum, çiziktiriyorum, fotoğraf çekiyorum. Ve geceleri çıkıyorum arada sırada ve içip sızıyorum bir köşede çoğunlukla.

Entelektüel bir yalnızlık içinde misin yoksa sosyal misindir?

Evet, bazen öyle bir his geliyor. Daha çok kendimi izole etmeye meylediyorum. Bir Balzac karakteri gibi sanatlarıyla dünyayı fethetmeye çalışanların ortamlarından uzak tutuyorum kendimi.

Mektubunda Klaus Theuerkauf ve seksenlerdeki sanat kollektifinden bahsetmişsin. Mollusk’ün ikinci sayısındaki “Food Exhibition Endart” başlıklı makaleyi dilimize çevirmiştim ve bu hareketten haberim vardı fakat aynı isimli bir galerinin olduğunu bilmiyordum. Bizlere biraz seksenlerdeki bu sanat kollektifinden ve endart galeriden bahsedebilir misin?

Sanatçı kolektifi sanırım 1980 ya da 1981’de kuruldu. Kreuzberg’de bir dükkan kiralanmıştı. Arka odalarda çalışılmaktaydı, ön tarafta ise üretimler sergileniyordu. Başarı da çabuk geldi ve ünü Berlin’in dışına taştı. 1988’de ise dağıldılar tekrardan. Kimisi sanat yapmaya devam etti; kimisi başka mesleklere kaydı. Tanıyordum onları ve işlerini de beğeniyordum ama bir üyesi olmadım grubun. Zaten 90’ların başında tanışmıştım. O yıllarda Klaus arkadaşlarının ya da beğendiği sanatçıların işlerini de sergilemeye başlamıştı. 1994 ve 2005 arasında bir dizi grup sergisinde yer aldım ve orada bir kaç kişisel sergim de oldu. Hiç bir zaman bilindik galerilerden biri olmamıştı orası. Bir galerici olmak için fazla sanatçı ve anarşisti Klaus. Maalesef pek iyi bir işletmeci olamadı; olsaydı bize de biraz hayrı dokunurdu belki. Ama benzer yönde çalışan başka sanatçılarla tanışmak için çok iyi bir mekan oldu. Dükkan bugünlerde genelde kapalı duruyor, arada bir iş gösteriyorlar. Cumartesi öğleden sonraları Yukarı Kreuzberg Burun Flütü Orkestrası, Grindchor dükkanda prova yapıyor. Ve bira su gibi akıyor.


Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page