1960 yılında New York, Queens’de doğsu Rammellzee. Bilinen grafiti sanatının yaratıcılarından sayılır. Metro vagonlarına yazardı, çizerdi, sprey boya ile 70’lerin sonuna dek metroları sanatıyla bezedi. Daha sonra harflerin sembolizmine kafayı taktı.

80’lerin ortasından itibaren, yanındaki birkaç sanatçıyla, Orta Çağ metinlerinin gotik karakterlerinden alıntıları grafitiye kazandırdı. Bu yarı hip-hop yarı Orta Çağ tarzı, işlerinin“Gotik futurizm” diye adlandırılmasına neden oldu. Tarzı graffitide giderek yayıldı.

Çeşitli hip-hop belgesellerinde yer aldı. Kendine has tarzına “Gotik futurizm” ismini verdi. Harfleri Orta Çağ yazmalarındaki Gotik karakterleri kullanarak duvarlara nakşediyordu. Kendi açıklamasına göre gotik futurizm, “harflerle alfabe kurallarının muştuladığı tandartlara karşı sembolik savaşı” niteliyordu.

Graffiti dünyasında Rammellzee stili yaygınlaşınca, kendisi de tarzında değişikliğe gitti ve “Ikonoclast Panzerism” ismini verdiği türe yöneldi ve militarist göndermeleri güçlü plastik heykeller, kozmik görüntülü grafitiler, el yapımı samuray kıyafetleri ve müzik derken, çok yönlü bir yaratıcılık çılgınlığına girdi. Tek kalem bir sanat akımı gibi hareket eden Rammellzee, 2010 yılında henüz 49 yaşındayken dünya değiştirdi.

Rap’lerindeki dizelerinde sermaye ve otorite genel eleştiri konularıydı. Dünyaya saldırırken teknolojik değil, Orta Çağ’dan kalan savaş sanatlarına inancıyla, sürekli monolog bir dünyaya göndermeler yapıyordu.

Banksy özelinde sokak sanatının sergilerde yer almasının hâlâ tartışıldığı 2012 yılından çok önce, 70’lerin sonunda trenleri boyamayı bırakıp sanat galerilerine, yerleştirmelere geçmiş ancak sokaktan da hiç kopmamış bir sanatçıydı.

Jean-Michel Basquiat ile dostluğu ve ortak çalışmalarıyla paralel olarak sayısız projede ve DVD’de yer aldı.

Genelde, grafitilerini yaparken yanında kimseler olmayan Rammellzee, samuray zırhı üzerinde,  yazılı olarak çeşitli mecralarda sunduğu gotik futurizm anlayışına uygun el yapımı eklentileriyle mekanize bir toplum karşıtı sanat ordusu neferi gibi hareket ediyordu.

İsmi de gotik futurizm’e göndermeydi: Rammellzee.

Ramm – Ell ve Zee isimli üç tanrı. Farklı zamanlardan çıka gelmişler. Gotik futurist tanrılar, korkuları yansıtıyor. Korkular, gezegenleri yönetiyor. İlginç takıntıları ve inançları var Rammellzee’nin. Düşüncesine göre, ABD’de anadili ingilizce olanlar başta Roma Katolik Kilisesi olmak üzere, bijolojik olarak hastalanmış, bozulmuş bir insanlığın türevleri. Trenlere yağtığı grafitilerde bu yanlışlığı düzeltme çabası da ondan, Almanların II: Dünya Savaşı’nda trenleri ölüm makineleri olarak kullandıkları gerçeğine göndermeyle panzerizm’e odaklanması da aynı sebepten.

Rammellzee’ye göre alfabede kodlanmış olan, matematiksel bir yapıya sahip olan bilgi insanoğlunu bu gezegenden götürmek için yerleştirilmiş. Hem dini yapılanmaların hem de insanın bitmek tükenmez üretim/tüketim sarmalından bir özgürleşme yolu, harflerde gizli. Açık ya da kapalı biçimde Kabala esintili bu inanışla sanatçı, bilim, din ve biokimya’nın birbirinin alanına kışt demeden böyle takıldıkları sürece, insanlığın herhangi bir kurtuluş yolu olmadığı düşüncesinde. İnsanlığın gerçek yurdunun dünya değili yıldızlar olduğuna dair güçlü bir inancı var.

Sadece alfabe değili rakamlar da insanlık tarafından bozulmuş durumda. “Rakamları Hindistan’dan araklayıp Araplara verdiler onlar da bir güzel bozdu. Sıfır bile Maya takviminden yürütüldü.  Hükümet mevcut alfabe dışına çıkmadan hapis kalmamızı istiyor ama bunlara izin vermeyeceğim. Belki de ilk ultrasonik ses savaşını başlatan olacağım. Şu anda ultrasonik ses dalgaları atan bir tank projesi üzerinde çalışıyorum.”

Görüşleri her ne kadar, ortalama bir yurttaş için Mustafa Topaloğlu minvalinde tınlasa da, çok yönlü sanatçının düşündüğü silahın HAARP tarafından prorotip olarak üretildiği söylentilerinin zun zaman ABD’de tartışıldığını da hatırlatmak gerekir. Peki ya insanlığın kurtuluşu nedir?

Bu soruyu şöyle cevaplıyor Rammellzee:

“Evet, bilim ve teknoloji anlamında çok geliştik. Ancak toplumun davranış şekli hâlâ Gotik. Hâlâ ne yapacağımızı, hangi yöne gideceğimizi bilmiyoruz. Hâlâ bu gezegeni nasıl terk edeceğimiz konusunda bir fikrimiz yok.  Uzaya din göndereceğiz ve bu tabii ki durdurulacak. Çünkü 1400’lerde din denen kelime bir ordunun kapsamnıdaydı.

İnsan doğası için dört aternatif var:

1-      Soykırım

2-      Arılar ve karıncalardaki gibi basit ve temel, antik bir sosyalizm”

3-      Aşk ve diktatörlük, ki şu anda sahip olduğumuz düzen budur.

Ya da herkesin ço üst düzey, mega inşa edilmiş bilgi seviyesinde olup, arılardaki gibi devlet düzenindeki sosyalizmle değil ama megayapılarda yönetilen militan bir devlet anlayışı. Bana kalırsa olması gereken budur. Kitlesel düşünce, tek bir beyin gibi düşünen kitlesel bir beyin gücü.”

http://www.youtube.com/watch?v=PPnmyLaNvvw