Katı olan her şey buharlaşıyor, kutsal olan her şey dünyevileşiyor ve en sonunda insanlar yaşamın gerçek koşullarıyla ve diğer insanlarla ilişkileriyle yüzleşmeye zorlanıyor. Modern burjuva toplumu, böylesine kudretli üretim ve mübadele araçlarının bir araya getirmiş olan bu toplum, yer altı güçlerini kontrol edemez bir büyücüye benziyor.

Karl Marx

ekoloji-tartismalar

[dropcap size=big]M[/dropcap]arksistler de, her zaman tam anlamıyla olmasa da, ekolojik sorunları analizlerine eklemek ve genel bir materyalist ve diyalektik doğa kavramı geliştirmek suretiyle aynı yolu izlemişlerdir. William Morris, August Bebel, Karl Kautsky, Rosa Luxemburg ve Nikolai Bukharin Marx’ın ekolojik görüşlerinden faydalanmışlardır. Ukraynalı sosyalist Sergei Podolinsky’nin ekolojik bir iktisat geliştirme girişimi büyük oranda Marx ile Engels’in çalışmasından esinlenmiştir.(1)

Lenin, toprak besleyicilerinin geri dönüşümünü vurgulamış ve toplum ekolojisi alanında deneyler yapılmasını (nüfusların belli bir doğal çevrede karşılıklı çalışması) ve koruma konusunu desteklemiştir. Bu, Sovyetler Birliği’nde 1920′lerde ve 1930′ların başlarında o dönemin dünyasında belki de en ileri ekolojik enerjetik ya da besinsel dinamik kavramının (modern ekosistem analizinin temeli) geliştirilmesini sağlamıştır. (2)

Marx’ınki gibi Yeşillerin materyalizmi de aslında, halihazırda varolan bir alternatifin kutlanması veya yeni bir şeyin yüceltilmesinden ziyade varolan düzensizliğin bir eleştirisidir. Tıpkı Marksistlerin gerçekte varolan ekonomi politiğin yıkılışını garanti etmek için eleştirisine dayanması gibi ekolojistler de insanlık ile çevre arasındaki gerçekte varolan dinamik ilişkiyi, sürdürülemezliğini vurgulamak için ifşa eder. Her iki grup için de aslında tarihsel öykünün biçimi aynıdır: gerçek yapıların gerçek toplumsal hareketler –tam da savaştıkları yapılar tarafından vücuda getirilen hareketler– tarafından eleştirisinin yolunu açar. Paylaştıkları tematik eğilim, bütünlük ve karşılıklı ilişki temalarına yaptıkları vurgu, Marksistlerle yeşiller arasında çok daha temel bir benzerlik inşa eder. Toplum-doğa bütünlüğü, görece özerk örnekler ve unsurları kapsayan, ve fakat her unsurun diğeri ile ilişki içinde olduğu bir sistem olarak kavranır. (3)

[dropcap size=small]1[/dropcap]8. yüzyılın sonlarında Smith, Ricardo ve Malthus gibi iktisatçıların verimli toprak kısıtları ve nüfus artışı eksenin çevreye gündemlerine aldıkları bilinir. Daha o günlerde alternatif enerji kaynakları bulunmazsa ekonomik büyümenin gerçekleşemeyeceği fikri Jevons tarafından dile getirilse de, Marx’ın ekolojisinde daha farklı bir algı söz konusu olmuştur. Klasik Marksizm perspektifinde kapitalizm olgusuna yapılan vurgu, ekolojik kaygıların ekseninde ve toplumsal yapının doğayla ilişkisindeki çatlaklıklarla kendine daha fazla yer bulmuştur. “Sürdürülebilir Yaşam ve Enerji Söyleşileri” bu anlamda ilginç bir kitap olma özelliği taşıyor. Görünenin arkasında standart düzeni değiştirmenin yollarını arayan, ekolojinin işçi hareketine karşı olduğunu düşünenlerin aksine farklı bir çizgiyle ve Gezi Olaylarından tek bir kelime ile bahsetmeyerek arkasındaki ideolojiyle beslenmiş bir çalışma… Genel olarak kitabın temel düşüncesi; sistemde piyasa aksaklıklarının ve dışsallıklarının kabulünden hareket ediliyor. Sorunların üstesinden gelebilmek adına yapılabilecekler, yine büyük ölçüde neoklasik iktisadın geliştirdiği araçlar ekseninde tutulduğunun da ana temasını oluşturuyor.

Liu Sihua’ya göre bugün herhangi bir hakiki sosyalist gelişme pratiği adına layık olabilmeyi ancak ve ancak ekoloji ve sürdürebilir gelişme alanındaki pratiği ile diğer deyişle bir yandan insan ile doğa, diğer yandan ekonomi ile ekoloji arasındaki eşgüdümlü gelişmeyi sağlayabilmesi ile kanıtlayabilecektir. (4) Genç ekoloji yazarı Rahmi Aydemir de, bu görüşü farklı bir bakış açısıyla destekliyor. Özellikle konusunda uzman kişilerin ve Sivil Toplum Kuruluşlarının görüş bildirdiği kitabında, biraz felsefe biraz politika biraz da sürdürülebilir toplum vizyonunu harmanlayarak bize sunuyor.

Doğayı sevmek ve onunla bütünleşmek romantik bir kır düşü değil, insanoğlunun varoluşundan itibaren anımsamaya çalıştığı bir sahiplenme içgüdüsüdür.

  1. Marx, Capital, vol. 3, 911.
  2.  Foster, Marx’s Ecology, 236-54. Douglas R. Weiner, Models of Nature (Bloomington: Indiana University Press, 1988). John Bellamy Foster and Paul Burkett, “Ecological Economics and Classical Marxism,”Organization & Environment 17, no. 1 (March 2004): 32-60. http://www.sendika.org/2010/02/ekoloji-ve-kapitalizmden-sosyalizme-gecis-john-bellamy-foster/
  3. http://www.teorivepolitika.net/index.php/okunabilir-yazilar/item/348-politik-ekoloji-ve-marksizmin-gelecegi
  4. Shiua, Marx’ın Ekolojik-İktisat ve Doğa Üzerine Düşünceleri, Sosyalist ve Ekolojik Uygarlık İçin Tezler, Cilt-1, Canut
Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page