Sevgili Ursula,

Bu 80 yaşında bir kadına yazdığım ilk aşk mektubu. Âşık olduğum ya da şehvet duyduğum insanların çoğu erkekti. Ve şimdiye kadar, hepsi senden en az 30 yaş daha gençti. Yaşça ve cinsiyetçe sana daha yakın olan büyükannelerime hissettiğim sevgi gibi değil. Çoğu yönden sana yakın hissediyorum. Onlar kendi hikâyelerinde bu kadar açık sözlü olmadılar. Sanırım onlar yaşlı kadınları göz ardı eden bir kültürde olmamayı öğrenmişlerdi. Ne onların benimle çok konuşma şansları oldu, ne de benim dinleyecek şansım. İnsan tarihindekilerin çoğunun aksine, benim kültürüm dikkatlice yaş tarafından bölündü. Sen kendi anarşist antropoloji kırıntılarınla bana bu garipliği hatırlattın.

Hayır, senin yazınınla benim ilişkim farklı. Bu sevgi queerce erotik. Jenital veya cinsel zevk manasında dar bir şekilde düpedüz erotik değil. Audrey Lorde, Shulamith Firestone, Chaia Heller veya senin gibi feministlerin kullandığı manada erotik: hayatta olmanın farkındalığının derinlemesine bir neşeli farkındalığı. Acıttığı zamanlarda bile. Zevk ve güç: dağınık ve âdemi merkeziyetçi. Senin yazılarını okumak bu farkındalıkla bağ kurmama yardımcı oluyor. Bundan ötürü, sana derin bir şekilde minnettarım.

Ben de bunu yapmandaki queerce başarından ilham aldım. Burada kelimenin Germen orijinini düşünüyorum – quer: karşıya geçmek, öbür tarafa / tarafına geçmek – ve bunun aktivistlerce ve bilim insanlarınca (ve aktivist bilim insanlarınca) sadece hetero ve homo seksüaliteler arasında kalmayan sözde sınırları geçen, bulandıran, zayıflatan veya dışına taşıran bir anlama taşınmasını. Toplumsal cinsiyet değişkenli bir aşk hikâyesiyle (The Left Hand Of Darkness / Karanlığın Sol Eli), biseksüel bir çok aşklı kültürde aşk ve direniş hikâyeleriyle (The Birthday of the World and Other Stories / Dünyanın Doğum Günü ve Diğer Öyküler), ya da amip seksinin cinsiyetten arınmış erotik imgelemi, tende güneş ışığı, dansçının ayaklarıyla (The Wave in the Mind) ve diğer hayvanların vücutlarıyla (örneğin “She Unnames Them”) sen toplumsal cinsiyet, seksüalite, türler ve erotizmin öbür tarafına geçtin (queered). Ne hediyeler ama!

Siyasetin de öbür tarafına geçtin. Senin anarşizmin ne apaçık, ne de düz (straight). Kıvrılıyor ve akıyor, sarmal yapıyor ve fırıl fırıl dönüyor. Aşkın ve devrimin, siyasetin ve maneviyatın, dinlemenin ve anlatmanın taşan ayrımları, senin davet ettiğin ihtimaller tekil anlaşılmayla herhangi bir sınır tarafından kapsanamaz. Sen de reddettin iyi anarşist ve kötü anarşist arasındaki ahlaki sınırı.

Yakın zamandaki röportajlarda, orta sınıf olduğun ya da yaptığının aktivizm olmadığı için anarşist etiketi için yeterli olmadığını belirttin. Seni tekrar düşünmeye davet ediyorum. Sende wu wei (Ç.N. Taoizm’de hareketsizlik ilkesi) varken aktivizme kimin ihtiyacı var? Ve neden bir orta sınıf anarşist olmayasın ki? Bu benim kitabımda bir tezat değil – ve senin kendi kitapların asla hayatın bariz tezatlarından imtina etmedi. Onlar benimsendi, öbür tarafa geçirildi.

Yazdığın hikâyeler, makaleler ve şiirler çokça ihtiyaç duyulan rehberler olarak hizmet ettiler, benim kendi hayatımı düşlememi öğrenmeme yardım ettiler. Bu yardımla ve diğerlerinin yardımıyla, kendime daha iyi bir rehber olabilmek için daha iyi hareket eder oldum: diğerlerinin düşlemesinde yardımcı olacak şekillerde yazmak ve konuşmak, dinlemek ve hareket etmek. Sen kendini anarşist olarak tanımlasan da, tanımlamasan da sen benim “bir anarşist ne olabilir, ne yapabilir” kavrayışımı derinleştirmeme yardım ettin. Benim ne yapabileceğime. Benim kim olabileceğime.

Bunun için, en baki sevgiyi hissediyorum.

Jamie Heckert


 

Çeviren: Sezgin Tozluparmak. İlk olarak Fifth Estate’in Bahar 2010 sayısında basılmıştır, sayfa 31. 

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page