Jacques Guérin, Parisli esans ustası ve parfümeri fabrikası sahibidir. İşçileri kazanlarda kimyasal karışımlarla ilgilenip, işin ehli hassas burunlar gözetiminde simyagerleri andırır biçimde ezoterik bir edayla kokular yaratırken, kendisi Marcel Proust takınıtısı peşinde yazarın izini sürer. Mobilyalar, yazmalar, elde ciltlenmiş ilk basımlar, notlar, yırtılmış sayfalar, hatıralar, özellikle hatıralar ve yazarın üst üste kazaklar giyip, yakasından pamukların fırladığı kıyafetini tamamlayan, ölümün yaklaşmasına karşı hızlanarak yapıtını titreyerek tamamladığı buz gibi odada battaniye niyetine kullanıp üzerinde yattığı paltosunun peşinde gezer. Proust’un Paltosu, ilk bakışta yazınsal hayranlığın zirvelerinden bir durumu, Proust’u ya da yapıtlarını anlatıyor gibi görünse de, aslında bu sıradışı bibliyofilin keyifli, şaşkınlık verici ve zaman zaman okuyanı heveslendiren, kıskandıran öyküsünü anlatıyor.

Kıskandırıyor çünkü en sevdiği yazara sirayet etmek şansına sahip olan biri var kitapta. (Modern zamanlar, yazar ile okurun teması sonrasında çoklukla okur tarafının derin pişmanlıklarının hikayelerini barındırıyor.) Bütün hikayeyi anlatan İtalyan gazeteci Lorenza Foschini, Proust’u, dönemin modasına uygun biçimde dandy şeklinde tanımlıyor. Kıyafetlerinde alacalık ve şaşanın yanı sıra en sıcak havalarda bile üzerinden çıkarmadığı ağır, kürk paltonun önemi, yazarın hayatını paylaşmış olmasında yatıyor. Parasal kaynak sıkıntısından yarıda kalan Kayıp Zamanın İzinde film projesinde Laurence Olivier, Marlon Brando, Dustin Hoffman, hatta Greta Garbo’nun isimleri geçiyordu. Filmin olası kostüm tasarımcısı Piero Tosi’nin Lorenza Foschini’ye anlattığı Jacques Guérin’in hikayesidir. Tıpkı Proust gibi eşcinsel olan Jacques Guérin’in, yazarın en yakınları tarafından etrafında görünmez bir duvarın inşa edilip, yazarın gerçekliğini çarpıtmasına isyan eden bir yazın şövalyesi gibi, notlar, metinler, kağıtlar, kitaplar ve harflerin ötesinde Proust’un eşyalarının, mobilyalarının kurtarılması için harcadığı çaba, yazarın dünyadan silinmesine karşı direnişini tek başına gerçekleştirmesinin yanında, edebiyatın nitelikli okurların hayatları üzerindeki etkisini gösteriyor.

(…) çünkü mobilyalar sanki yaşıyormuş, bana yalvarıyorlarmış gibi görünüyorlardı gözüme; bir İran masalındaki görünürde cansız ama içlerine işkence çeken ve kurtarılmak için yalvaran hapsolduğu eşyalar gibi.(…) 1

Walter Benjamin’e göre Proust’un yatağını, paltosundan fazla önemsemeliyiz. Benjamin, on altı yaşındayken sahip olduğu yatağında, başyapıtını üzerinde paltosuyla tamamlayıp aynı yatakta 18 Kasım 1922’de ölmüş Proust’un yatağındaki görüntüsüne Michelangelo’nun Sistine Şapeli’nin tavanına yaradılışı resmetmesi gibi yaklaşır. “Tarihte ikinci kez bir iskele kuruluyordu; birincisinde Michelangelo başını geriye atarak Sistine Şapeli’nin tavanına Yaradılış sahnesini resmetmişti; ikincisinde ise hasta Proust yatağına uzanmış olarak kendini özel mikrokozmosunu yaratmaya adamış ve sayısız sayfayı elyazısıyla doldurmuştu.” Her iki anda ve konumlanmada her iki sanatçı kendi mikrokozmik dünyalarını yaratmışlardır. Palto ve hatta yatak, Proust’un astımının ve alerjilerinin kendisini savunmasız bırakmasına karşı dünyasının mahremiyetini sağlayan eşyalar. Proust’un kitaplarında yer yer beliren ve Jacques Guérin’in alevler içinden kurtardığı notlar, romanından parçalar ve anlatılarını barındıran paragrafların kaynağı olan hafızasını oluşturduklarından, yardımcı birer eşyadan çok sığınılan, mahremiyeti artan mekanlara dönüyorlar. Proust bu mekanlarda yaşıyor, zamanından önce ölmeden yapıtını bitirmek için hırsla, hızla yazıyor, endişeleniyor ve hafızasını diri tutmaya çalışıyordu. Jacques Guérin’in Proust’un ardında bıraktıklarının peşine düşmesini anlatan hikayede sıradan bir bibliyofil takibinden fazlasının yaşanmasının nedeni, eşyaların geçirdiği bu dönüşüm. Proust’un eşcinselliği etrafında aşılamaz, elle tutulamayan fakat varlığı hissedilen bir duvar örmüştü. Ailesi Proust’un dehasına mesafeli yaklaşırken, sessizliği tercih eden yaklaşımı benimsemişlerdi. Proust’un ardından eşyalarını yakıp, kitap sayfalarını yırtmaları, çocukluğundan beri giyimine özen gösteren Proust’un kendine has tarzı, ‘dandy’ şıklığı ile yaşlı Ortaçağ bilgesi karışımı görüntüsü, mayıs ayında bile üzerinden asla çıkarmadığı kürklü paltosu, yatağına uzanıp, seneler boyu yorgan niyetine bu paltoya sarınarak ‘Kayıp Zamanın İzinde’yi yazması, Proust’un etrafına örülen mahremiyet duvarının zamanımıza sızmasına engel olamadı.

Proust’un Paltosu

proust2
proust1

Proust’un Paltosu
Lorenza Foschini
Çev. Eren Yücesan Cendey
Kırmızı Kedi Yayınevi, İstanbul, 2012

  1. Marcel Proust, Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde, çev. Roza Hakmen, YKY, İstanbul, Temmuz 2010
Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page