Hayatın içinde kimi zaman kazaların yeri apayrıdır. Beklenilen bir buluş yerine kazayla farklı şeylerin bulunması özellikle de ilaç sektöründe bilinen bir durumdur. Tıpkı kalp için aranan ama başka işlere yaradığı da anlaşılan Viagra gibi. Halen kalp ve kırmızı kan hücrelerinde bir anormallik olduğunda doktorlar Viagra öneriyor.

Bir başka ilginç keşif ise bundan yaklaşık 70 yıl önce İsviçreli kimyager Albert Hofman tarafından yapılmıştı. Hofman Basel’deki Sandoz Laboratuarları’nda çavdar mahmuzu olarak bilinen ve zehirleyici etkileri olan bir mantar türü üzerinde araştırma yapıyordu. Eski çağlarda çeşitli hastalıklara ilaç olarak kullanılan, kimi zaman da insanların halüsinasyonlar görmesine neden olan bu mantarı inceleyen Hofman çeşitli kimyasal sentezlerden sonra onu asit haline getirmeyi başardı. Sanki ateşle oynanan bir deneydi. Çavdar mahmuzu yüzünden Ortaçağ’da kimi kadınlar cadılık yaptıkları gerekçesiyle öldürülmüştü.

Hepimiz beyaz tavşanız
Hofman 19 Nisan 1943’te, yani asidi ilk bulduğundan yaklaşık dört buçuk yıl sonra kendisi üzerinde denedi ve bisikletiyle eve giderken asistanından kendisini izlemesi ricasında bulundu. Hofman yolda etrafındaki yapıların şekillerinin bozulduğunu ve sallandıklarını sanmaya başladı. Kendi deyimiyle dünyaya sanki eğri bir aynadan bakıyordu. Ayrıca hareketleri de sanki kıpırdanırcasına yavaştı. Ne var ki asistanı Hofman’ın çok hızlı gittiğini anlattı kendisine sonradan. Eve sağ salim vardığında bir doktor çağırılmasını ve komşulardan süt bulmasını istedi. Sütün kendisini biraz düzelteceğine inanan Hofman zehirlendiği inancındaydı. Doktor genişleyen kan damarları dışında bir şeyi olmadığını söyledi. Daha sonraki saatlerde ise Hofman ruhunun şeytan tarafından ele geçirildiğini düşünmeye başladı. Komşusu bir iblisti ve kendisini öldürmek istiyordu. Kara kapılar ve duvarlar üzerine gelmeye başlamıştı. Cehennem evinin ortasında açılmış, kendisini ruhları bilen yakan ateşlerin arasına alma isteğindeydi. Yatağın içinde tir tir titreyen Hofman ardından her şeyi daha renkli görmeye başladı. Duvarlar rengârenkti. Kendisi yatakta yatmasına rağmen gözleri ona yukardan bakıyor gibiydi. Masmavi gökyüzüne yükselmesine kimse mani olamazdı. Bu duygularla gülümseyen Hofman uyudu. Sabah kalktığında yenilenmişti, tek hissettiği fiziksel yorgunluktu. Daha sonra yaşadığı tüm duyguları ve hisleri notlarına yazdı.

Bu ilacı kendi yararına kullanıp kullanamayacağını anlamak isteyen CIA ilk zamanlar satışını yasaklamadı ve hayat kadınlarına kullandırıp etkilerini inceledi.

Sandoz, 1948 yılında Hofman’ın LSD adını verdiği (Lysergic Acid Diethylamide) ilacı ABD’de piyasa sürdü. Sandoz ilacın her türlü psikolojik rahatsızlığı tedavi edeceğini iddia ediyordu. LSD 1950 ve 60’larda tamamen bir fenomene dönüştü. Neredeyse tüm psikolojik hastalığı ve bağımlılığı olanlara öneriliyor, üstüne kitaplar, tezler, araştırma notları yazılıyordu.

Bu ilacı kendi yararına kullanıp kullanamayacağını anlamak isteyen CIA ilk zamanlar satışını yasaklamadı ve hayat kadınlarına kullandırıp etkilerini inceledi. Daha sonra satışın yasaklanması geldi gündeme. Her isteyen açıkça LSD kullanmamalıydı.

Tabii bu yeni buluştan sanat dünyası da yararlandı. İlk uyuşturuculardan birini Aldous Huxley’ye 1953 Mayıs’ında Doktor Humpry Osmond vermişti. Uyuşturucuyu deneyen Huxley, tüm yaşadıklarını anlattığı “Algı Kapıları” (The Doors of Perception) kitabını yazdı. Bu kitap aynı zamanda ünlü rock grubu The Doors’un isimleri için esinlendikleri kitaptı.

Albert Hofman problemli çocuğu olarak tanımladığı LSD ve diğer araştırmaları üzerinde çalışmaya devam etti.

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page