Porno

Porno

Porno hakkında yaygın olan genel kanı, pornonun limitleri yıktığı üzerine kuruludur. Bir nevi, porno tabuya yer bırakmaz. Çünkü ‘konu’ ne olursa olsun, görselliğin aynı banallığını herhangi bir estetik kaygıdan uzak olarak izleyiciye yansıtır. Yani, “normal” bir sevişme sahnesi ile, ‘tabu’ olarak varsayılabilecek, mesela, ayak fetişi arasındaki tek fark, içeriktir. Yapı, çekim, kalitesizlik gibi konularda, ikisi de aynıdır. O yüzden porno, bir yerde, halk arasında ‘normal’ kabul edilen cinsel davranış ile, ‘anormal’ ve ‘tabu’ olarak kabul edilen cinsel davranışı eşitler. İkisini de aynı şekilde, ‘tüm çıplaklığı’ ile gösterir.

Porno, izleyiciyi farklı fetişlere, tabulara, ve konulara izleyicinin kontrolü altında tabi tutar. Yani, pornoyu istediğimiz yerde durdurabiliriz, istediğimiz kadar izleyip, istediğimiz kadar izlemeyebiliriz. Bu kontrol hissi, cinsellik üzerinde kara bir bulut gibi duran tedirginlik, endişe, stres gibi duyguları yatıştırır. O yüzden insanın kendisini yeni fetişlere açması, yeni tabular keşfetmesi, yeni zevkler edinmesi, porno sayesinde kolaylaşır. Bu kontrol hissine internetin ve reklam parasının sunduğu kolay ve bedava erişim de eklenince, porno, cinsel tutuculuğa ve dar görüşlüğe karşı ciddi bir antidotmuş gibi gözükebilir.

Fakat gerçekten öyle olup olmadığı sorgulanmalıdır. Porno gerçekten de insanın tabularını yıkmakta mıdır? Cinselliği, çıplaklığı, farklı fetişleri ve hayat tarzlarını aynı şekilde göstererek insanların akıllarını özgürleştirmekte midir? Porno, gerçekten de farklı cinsel davranışlar etrafındaki sisi aralayıp, bir nevi farklılıklara dair hoşgörümüzün gelişmesine yardımcı olmak gibi bir sonuca hizmet edebilir mi?

Farkına varmamız gereken, pornonun bu ‘özgürleştirici’ kisvesinin altında yatan gayet tutucu bir gündeme sahip olduğudur. Çünkü porno endüstrisinin herkesi özgürleştirmek gibi bir derdi yoktur. Amaç, kar yapmaktır. Çoğu endüstride olduğu gibi, pornoda da kar etmek belli bir kesimin zararına, belli bir kesimin istismarına dayanmaktadır. Irkçılığın çok kültürlülük maskesi altında yeşermesi gibi, tutuculuğun da porno endüstrisinde kendisine güvenli bir yuva bulmuş olması, her ne kadar ilk başta çelişkili gözükse de, aslında şaşılacak birşey değildir. En nihayetinde, düzene isyan etmek isteyip de korku, tembellik, ya da diğer içselleştirilmiş zincirler sebebi ile güçlüye başkaldıramayanların bastırılmış cinsel öfkelerini gönül ve akıl rahatlığı ile —kelimenin her anlamında— boşaltabilecekleri bir alanmış gibi gözüken porno, aslında düzene olan ekonomik bağımlılığı sayesinde sömürü ilişkilerini devam ettirmekten başka bir işe yaramamaktadır. İçinde bulunduğu düzenin güçlü-güçsüz ilişkilerinden yararlananlar, ne kadar karşıt görüş beyan etseler de, o düzenin uslu bir neferi haline gelmektedirler.

[sws_blockquote align="" alignment="alignleft" cite="" quotestyles="style02"]Kadınların yüz ifadeleri ve tüm vücutları sık sık kareye girerken, aynı ‘ayrıcalık’ erkeklere sağlanmamaktadır. Bu kadraj farkı, toplumda erkeklere dair basmakalıp önyargılardan beslenmektedir. Mesela: erkekler duygusuz, çoğunlukla öküz, cinselliğe sadece kendi güçlerini kanıtlamak için girişen damızlık yaratıklardır.[/sws_blockquote]

İçinde bulunduğumuz neolibereal ve ataerkil düzenin türlü nimetlerinden bolca faydalanan porno endüstrisinin istismar ettiği birincil kısım, pornoda rol alan aktörler, özellikle heteroseksüel pornoda olan kadınlardır. Fakat, öncelikle, bir erkek olarak söylemek istediğim, pornoda erkeğin de kadın kadar nesnelleştirildiği ve istismar edildiğidir. Çoğu pornoda erkeğin sadece cinsel organı ile rol alması, ve neredeyse vücudunun başka hiç bir kısmının gözükmemesi gayet normal geliyor olabilir. Neticede pornonun tanımındaki cinsellik başka pek bir kadraj seçeneğine yer bırakmıyormuş gibi durabilir. Fakat kadınların nasıl görüntülendiği ile karşılaştırıldığında, durumdaki dengesizlik kendini göstermeye başlamaktadır. Kadınların yüz ifadeleri ve tüm vücutları sık sık kareye girerken, aynı ‘ayrıcalık’ erkeklere sağlanmamaktadır. Bu kadraj farkı, toplumda erkeklere dair basmakalıp önyargılardan beslenmektedir. Mesela: erkekler duygusuz, çoğunlukla öküz, cinselliğe sadece kendi güçlerini kanıtlamak için girişen damızlık yaratıklardır. Erkekler için cinsellikte amaç zevk paylaşmak değil, kadına üstün gelmek, ona haddini bildirmek, sahip olmak, ve onu cezalandırmaktır. Böyle bir kültürel “birikimin” pornoda ekrana yansıması, doğal olarak, herhangi bir zevki paylaşma yetisinden uzak, girişimci bir falliktir. “Denizin buz gibi soğuk sularından gelen”, Şahin K.’nın da gayet isabetli bir şekilde ortaya koyduğu gibi, bir cinsel organdır, bir insan ve cinsiyet değildir. Fakat pornonun erkeği nesnelleştirmesindeki amaç da tam olarak budur. Kendi başına zengin bir kültürel anlam ağına sahip olan “er” kökü, ve bu kökünü “erdem” ile paylaşan “erkek”, o gibi anlarda sadece hoyrat ve zevksiz bir alete dönüşmektedir.

Bunun tam karşısında, yine toplumsal basmakalıplardan nasibini alan kadınlar vardır. Erkekler nasıl “erkeklik” ve erkekliğin cinsel performansı etrafında dolaşan söylemden nasibini alıyor ve pornoda sadece bir organa indirgeniyorsa, kadın da benzer bir muameleye maruz kalmaktadır. Kadınların duygusal, erkeğe göre aşağı, güçsüz, ve itaatkar olarak algılanmaları pornoya belli şekillerde yansımaktadır. Mesela, kadınların tüm bedenleri gösterilmekte, sıklıkla yüz ifadeleri de cinsel organları ile aynı neselleştirilmeye tabi tutulmaktadır. Zaten basmakalıp bir algıdan beselenen kadının duygusallığı, bu noktada, objeleştirilmiş cinsel bir metaya dönüştürülmüştür. Kadınlar, buna ek olarak, anaakım pornoda erkeklerin kontrolüne biat etmektedirler. Erkeğin toplumdaki konumsal egemenliği, pornoya fiziksel egemenlik olarak yansımaktadır. Diğer bir değişle, kadınların toplumdaki konumsal edilgenliği, pornoya fiziksel edilgenlik olarak yansımaktadır.

Porno endüstrisinin ekrana yansıttığı cinsiyetleri kar objelerine dönüştürmesinin yanı sıra, izleyici de bu süreç içinde değişmekte, endüstrinin cüzdanı haline gelmektedir. Bununla beraber, porno izlemenin amacı bellidir—zevk almak. Doğal olarak izlenilen ile sürekli felsefi açmazlara girerek, sürekli derin eleştiriler yaparak zevk almak pek de mümkün değildir. Porno dışındaki filimleri eleştirmek, o filmlerden zevk almanızı engellemez. Fakat, pornodan alınan zevk ile Hollywood filimlerinden alınan zevk farklıdır. O yüzden porno endüstrisi, izleyicisinden birincil olarak itaat ister, hatta var sayar. Pornonun öne sürdüğü cinsiyetlerin nesnelleştirilmesini izleyici baştan kabul etmelidir. Aksi halde, porno ile izleyici arasındaki simbiyotik bağ kurulamaz, izleyici pornodan herhangi bir çıkar elde edemez. Sonuç olarak, bir pornoda nesneye indirgenen sadece oyuncular değildir. İzleyici de pornonun nimetlerinden faydalanma sözü ile bu sürece dahil edilmekte, hem pornonun sunduğu nesnelleştirmeleri kabul etmek zorunda kalmakta, hem de kendisi de aynı şekilde nesnelleşmektedir.

Pornonun kültürden nasıl etkilenip cinsiyetleri ekrana nasıl yansıttığının yanı sıra, izleyiciden talep ettiği itaatkarlığın sonucu olarak kültürü de etkilemekte, porno tüketicisinin cinsiyet ve cinsellik anlayışlarını şekillendirmektedir. Bu noktanın altını çizmek için pornonun gerçeken ne olduğunu anlamamız gerekmektedir. Pornoda seyirciye yansıtılan fantazi, “gerçek dışı” değildir. Gerçekleşmesi muhtemel olandır [1. Porno ve fantazinin gelecek zaman ile ilişkisi için bkz: Judith Butler (1990). The Force of Fantasy: Feminism, Mapplethrope, and Discursive Excess . Journal of Feminist Studies 2:2. Pp. 105-25]. Diğer bir değişle, porno, bir nevi Yılmaz Erdoğan-vari “senin beni sevebilme ihtimalini sevdim” gibi şimdiki zamanda, gelecek zamanın olasılığına dolanan bir dünyanın ekrana yanısımasıdır. Gerçekten de porno tüketicileri arasında ekranda gördüklerini gerçek hayatla karıştırmak gibi bir huy mevcuttur.

Bunun üzerine yapılan araştırmalarda hem kızların, hem de erkeklerin beraber oldukları insanları etkilemek için pornoda gördüklerini yapmaya çalıştıkları belirlenmiştir. Porno “yıldızları” gibi insanlara özenenlerin hayal ve gerçek arasındaki farkı anlamalarını beklemek belki çok büyük bir talep olabilir. Fakat, o insanların kapasiteleri—veya kapasitesizlikleri—pornonun ve pornoda ortaya konulan fantazinin gerçek hayatın bir olasılığı olduğu fikrini değiştirmemektedir. İzleyiciler, ekranda gördükleri ve zevk almak için kabul ettikleri nesnelleştirmeyi geleceğin olası bir parçası olarak içselleştirerek kendi hayatlarına yansıtmakta, kendilerini ve eşlerini de benzer bir şekilde nesnelleştirmeye çalışmaktadırlar. Böylece cinselliğin ve cinsiyetin nesnelleştirilmesi günlük hayatta uygulanmakta ve kültürel huylar arasında yerini almaktadır.

Cinsiyetin ve cinselliğin nesnelleştirilmesi sonucunda pornonun aslında tutucu bir gündemi olduğunu söyleyebiliriz. Cinsellik ve cinsiyet söz konusu olunca, anaakım muhafazakar görüş ile, pornonun görüşlerinin uyuştuğunu, her iki bakışın da ataerkil-kapitalist bir toplumsal yapının müdavimleri olduklarını, cinsiyetler arası dengesizliği ve cinselliğin bir metaya dönüştürülmesini savunduklarını, ve ikisinin de bunu tam karşıt bir retoriğin maskesi altında yaptıklarını görüyoruz.

[sws_blockquote align="" alignment="alignright" cite="" quotestyles="style02"]Boşanma yüzdeleri artışta oladursun, tek eşli ebedi aşk mitinin her tatilde pazarlanıyor, her masalda öğretiliyor, her çizgi filmde altının çiziliyor olması dikkat çekici bir noktadır. Bununla beraber, özellikle erkekler için, evli olmak bir statü sembolüdür.[/sws_blockquote]Muhafazakar ataerkil bakışın cinselliğe bir meta olarak görmesi, kapitalist sistem için gereken işgücünü sağlama endişesinden gelmektedir. Mesela, tarih boyunca muhafazakarların eşcinselliğe yaptığı en büyük iki eleştiriden biri, eşcinsellerin üretken olmadıkları ve insanlığın devamına katkı yapmadıkları üzerine kuruludur. Endüstri devrimi sonrası, bu gayet gerçek dışı atıf kendisini psikolojik ve yasal temelde destek bulmuştur. Eşcinsellik, “yeni nesil üretememe” ve aslında ekonomik düzeni tehdit etme paranoyası altında “hastalık” veya “yasa dışı” ilan edilirken, muhafazakar gücün türlü aygıtları ile şeytanlaştırılarak yok edilmeye çalışılmıştır—halen de çalışılmaktadır. Tabii, muhafazakarlığın eşcinselliğe dair böyle bir bakışı, madalyonun öteki yüzünde, muhafazkar gücün heteronormal bir ilişkiyi ve aile kurumunu sadece işgücü üretme fabrikası olarak gördüğüne dair önemli bir kanıttır. Boşanma yüzdeleri artışta oladursun, tek eşli ebedi aşk mitinin her tatilde pazarlanıyor, her masalda öğretiliyor, her çizgi filmde altının çiziliyor olması dikkat çekici bir noktadır. Bununla beraber, özellikle erkekler için, evli olmak bir statü sembolüdür. Evli olmayan erkeklere toplum nazarında çok “iyi” bakılmadığı gibi, askerlik misali, toplumsal merdivende tırmanmaları ve evli akranları kadar kazanmaları çok da gerçekçi değildir. Muhafazakar güç, böylece, işgücü üretimini türlü yollarla bireylere bastırmaktadır. İşgücü üretmeyenler cezalandırılmakta, üretenler ise toplumsal basamakları daha rahat tırmanmaktadır. Bu şekilde, muhafazakarlığın belirlediği sınırlar dışında kalanlar bir nevi “liberal vergisine” tabi tutulmaktadır. Sonuç olarak, muhafazakar bakış, kadını, erkeği, sevgiyi, aileyi, ve çocuğu nesnelleştirmekte, yönettiği ekonomik gücün devamı için bu tür kavramları propaganda aracı olarak kullanmakta tereddüt etmemektedir.

Şahin K

Muhafazakar bakış nasıl cinsiyeti, cinselliği, aileyi, ve üretkenliği ekonomik çıkarı için nesnelleştiriyorsa, porno da, aynı şekilde, yukarıda anlattığımız gibi, cinsiyeti, ve cinselliği ekonomik çıkarı adına nesnelleştirerek kullanmaktadır.

Yukarıda değindiğimiz ama üzerinde şimdi duracağımız başka bir nokta ise, porno endüstrisinde erkeğin kadına göre üstün bir şekilde konumlandırılmasıdır. Belli fetişler dışında, “normal” olarak gösterilen ve pazarlanan, erkeğin baskın konumda olması, ilişkinin ve cinselliğin şartlarını belirliyor olmasıdır. Erkek agresif, dominant, sert, ve neredeyse duygusuz olarak gösterilir. Bunun karşısında kadın ise duygusal, edilgen, pasif, ve erkeğin dediğini yapan olarak gösterilir. Cinsellik etrafında dolaşan kaba söylem, kadının, erkeğe “hizmet” ettiği, veya, “muamele” çektiğidir. Bu tür bir söylemde erkek üstün olarak konumlandırılır, hizmetkar olan kadın, erkeğin isteklerini yerine getirmekle görevlidir. Erkeğin kadını aşağılaması, kadının da o aşağılamayı kabul etmesi—hatta o aşağılamadan hoşlanması—beklenti haline dönüşmüştür.

Muhafazakar güç de kadına dair benzer bir tavır içerisindedir. Kadınının rolü, kürtaj ve çocuk sayısı gibi muhabbetlerle sınırlandırılmakta, kadınlar toplumsal kanaat liderliğinden ve karar mekanizmalarından uzaklaştırılmakta, ve erkeklerin sözünü dinleyen bir güruh olarak özneleştirilmektedir. Muhafazakar gücün söyleminde kadının iradesi veya karar alma yetisi olabildiği kadar sınırlanmalıdır. “Aile babası” ve “devlet baba” arasındaki seviye farkının erkek-egemenliği ile bulandırılmasının ardında yatan muhafazakar güç, böylece, aynen porno endüstrisinin yaptığı gibi kadına dair ön yargıları ve varsayımları kadını aşağılamak, karar verici konumdan uzaklaştırmak—en nihayetinde erkekten düşük bir noktaya çekmek için kullanmaktadır.

Hem porno endüstrisi, hem de muhafazakar güç, cinsiyeti ve cinselliği nesnelleştirmelerini, kadını aşağı bir özne konumuna koymalarını, bütün bu yaptıklarına karşıtmış gibi gözüken bir hitabetle yapmaktadır. Bu yazının başında pornonun algılandığı ve propagandasını yaptığı sözüm ona özgürleştirici konumdan bahsettik. Muhafazkar gücün söylemi de, aile kurumunu korumak, cinsiyetlerin kutsallığını yüceltmek, üretkenliğin kutsiyetini önemsemek gibi söylemlerin arkasına saklanarak kendi gücünü korumakta, güç dengesizliğine katkı yapmakta, ve nesnelleştirme uygulamasına devam etmektedir.

Bu yukarıda bahsettiğimiz sebeplere dayanarak söyleyebiliriz ki, pornonun amacı özgürleştirmek, bireyin cinselliğe dair sahip olduğu zincirleri kırmak, veya insanlara yeni zevkler veya tadlar tanıştırmak değildir. Pornonun amacı—gayet açık olan kar etmektir, evet, ama kar ederken diğer taraftan da—cinsiyete ve cinselliğe dair toplumda var olan muhafazakar ön yargıları, varsayımları, ve güç dengesizliğini sürdüren uygulamaları devam ettirmektir. Porno, muhafazakardır. Porno, bu yüzden, muhafazakar gücün cinsiyete, cinselliğe, ve kadına dair uyguladığı toplumsal, yapısal, ve kültürel şiddeti devam ettiğrdiği için şiddettir.

Porno şiddettir, ama pornoya verilebilecek iyi tepki gerçekten sansür müdür? Türkiye tarihi boyunca yaşanılan iktidar mücadelesinin öğrettiği bir şey varsa, o da kapatmaların ve sansürlemelerin ters teptiğidir. Özellikle porno ve cinsellik gibi, mütevazi bir tabir ile, ‘yoğun ilgi’ gören konuların sansüre tabi kalması, ona olan ilginin artmasını sağlamaktan başka pek bir işe yarayacağını düşünmek çok gerçekçi değildir. Porno her kadar şiddet olsa da, cinselliğe ve cinsiyete dair varsayımları sürdürse de, bireyleri ve tüketicileri nesnelleştirse de, kendini ifade etme hakkı en uç durumlarda dair savunulması, kutsanması, ve çiğnenilmemesi gereken bir haktır. Çünkü kendini ifade özgürlüğünün sınırlarının belirlenmesi, hiç bir koşul altında, ideolojik önyargılardan bağımsız değildir. Sınırlar, bu sebeple, her zaman bir kesimin diğerleri üzerine dayatması anlamına gelmektedir. Pornonun şiddetine verilebilecek en sert tepki, eğitimle araksındaki gerçeği göstermekten geçer—onu yasaklarla daha çekici yapmak ise bir yere varamaz.

0 Comments

Leave a reply

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Design Style Switcher