Pier Paolo Pasolini: 120 ve futbol

Pier Paolo Pasolini, Bologna FC 1909 taraftarı. Şunu söylemiştir, izansız ve katıksız: “Spor, uygarlığa dair o kadar önemli bir olgudur ki, ne yönetici sınıf ne entelektüeller tarafından görmezden gelinemez, göz ardı edilemez.” Ve, hem, futbolu kelimelere dönüştürüp çevirmeye hiç ihtiyaç yoktur. Futbolun kendisi, eylemi, gerçek anlamda bir sınıf çatışmasıdır, sergilendiği arenada, stadyumda beliren çatışma ortamıdır, yerleşik, kuralları belirlenmiş, bileğine göre savaşacağın bir sınıf mücadelesidir. (O zamanlardan bahsediyoruz, bu zamanlardan değil.)

En güzel fotoğrafları sokakta top teperken. San Lorenzo sokaklarında beraber duvarda paslaştıkları arkadaşlarını ziyaret eden Fütüristika alt birimleri mevcut. Bir lokantanın köşesinde, Pasolini’nin futbol oynarken gülümsemesini tasvir eden yaşlı adamların torunlarının tercümesinden, coşkulu pası almışlardır. Gran tuvalet giyinmiş Pasolini, deri ayakkabıları, kolalı gömleğiyle topun ardından koşar,  kıravatı ve ceketinin altından gözüken yeleğiyle, topu kontrol eder, sahaya nasıl ayak basacağını bilir, yumrukları sıkılı, kollarını koşarken açar, dengesini bulmaya çalışan bir kuşun kanatlarını açması gibi, topu alır, gözleri pas atacak arkadaşlarını aramaktadır, bunca fotoğrafına bakınca, en çok odaklandığı ve kendisini verdiği an, futbol oynadığı andır.


“Prati di Caprara’da futbol oynadığım o ikindi vakitlerinde, hep sağ kanattaydım, hiç kuşkusuz hayatımın en güzel günleriydi. Bologna, ah Bologna o dönem tarihinin en güçlü dönemini yaşıyordu.Futbol işaretler oyunu, dili bu. Yazılı dil ile karşılaştırılacak olursa dahi, mükemmelliğe en yakın dil denebilecek özellikleri var. İşin aslı, futbolun dilini oluşturan ‘kelimeler’, yazılı dilin kelimeleri gibi yapılanıdırılmıştır. Yazılı dil, sesbirimlerinin sonsuz kombinasyonlarından oluşur, İtalyanca’da mesela, alfabedeki 21 harfin çeşitlemeleri gibi. O zaman, yazılan ya da konuşulan dilin en küçük parçası sesbirim ise, futbolun dilinin temel biriminin keyfini yaşamak istemiyor muyuz? Topa “vurmak için ayağını kullandığı” birisi de bu durumda futbolun sesbirimidir, keyfini çıkaracaksak.  Böylece, sesbirimlerin sonsuz kombinasyonu “futbol kelimelerini”  ve gerçek sözdizimsel kurallarla yapılandırılmış futbol kelimeleri ise konuşmayı oluşturuyor. Futbolun sesbirimleri yirmi iki adet, futbol kelimeleri ise sonsuz, çünkü bu birimlerin sonsuz kombinasyonu var (mesela, antrenmanda iki oyuncu arasındaki pas varyasyonları), sözdizimi “oyunda” belirleniyor, ki kendisi hakiki bir konuşma haline geliyor. Dilin anahtarı oyuncular, bizler, tribünlerde, şifre çözücüleriz: Kodları paylaşıyoruz. Futbolun kodunu bilmeyen biri, onun kelimelerini de (koşuyu), konuşulan dilin (koşular dizisi) anlamını yakalayamaz.

Ben Roland Barthes ya da Greimas değilim, bir amatörüm. İsteseydim, bu basit metinden öteye, futbolun diline dair bir deneme yazabilirdim. Ama yine de, sizlerin futbola dair iyi bir şeyler yazabileceğinizi düşünüyorum, çünkü her dilde olduğu gibi, futbolun da tümüyle “aktarımsal” bir yanı vardır ve koduyla şekillenmiş bir yapısı, aktarımı mevcuttur. Her dilin oluşturduklarının alt dilleri olduğunu söyledim, her birinin kendi alt kodu bulunur. O zaman futbolun dilinde de şu türden ayrımlara gidebiliriz: Futbolu da alt kodaları vardır, tamamen araç olduğu andan itibaren de, aktarıcıdır. Topa bir vuruş bütünüyle bir metin olabilir ya da bir dil olarak başka bir vuruş tümüyle şiirsel de olabilir. Şöyle açıklayayım: Bulgarelli bir düzyazı vuruşçusuydu, o tamamen gerçekçi bir düzyazı yazarıydı”. Riva ise şiir gibi vururdu topa, “gerçekçi şairdi”. Burada şiir ve düzyazı arasındaki fark anlama dair değildir, lütfen, tamamen teknik bir ayrımdır.”


İTALYAN DERBİSİ: Pasolini ve Bertolucci

Bertolucci, Pasolini ile kupasını alırken
Bertolucci, Pasolini ile kupasını alırken

1975 yılında Pasolini ekibiyle birlikte Salo ya da Sodom’un 120 Günü çekimleri için Parma yakınlarına konumlanır. Bertolucci de kendi ekibiyle yakınlardadır. 16 Mart tarihinde doğumgünü şerefine iki ekip futbol oynamak üzere çayıra çıkar. (Bu çayır, sonradani Parma kulübünün anternman tesisleri olur, Chiesa’lı, D. Baggio’lu, Zola ve Inzaghi’li efsane Parmalılar aynı sahada koşar. Pasolini’nin takımı, kaptanları eşliğinde Bologna renkleri taşıyan mavi-kırmızı ağırlıklı üst ve şortlarıyla sahadadır, Pasolini sağ kanatta yerini almıştır. Bertolucci ise, futbol topuna nasık yaklaşması gerektiğine dair kararsızlığıyla olsa, kenarda yer alır. Bertolucci’nin takımının adı 900, Pasolini’nin takımının adı ise, filme göndermeyle 120’dir. Bertolucci’nin ekibi, formasızlıktan yarı çıplak ya da kimileri sadece donuyla oynayacak oyuncularıyla, bazılarında üstlerinde rengarenk kazaklarıyla sahaya çıkar, filmin kostümcüsü, sarı çizgilerle kağıtlardan 900 rakamını oyuncuların giysilerine iliştirmiştir. Parma gazetesi daha sonra maçta giyilen “saykodelik çorapların”, Bertolucci’nin takımının rengarenk kıyafetlerinin karşı takımın paslaşma esnasında nasıl kafasını karıştırdığını yazar. Maçı izleyenlerin söylediğine göre, Bertolucci’nin ekibi maçı 5-2 kazanır. Golün oluşumunun gerçekliğine dair kafa karışıklığıdan olsa, yönetmen maçın 19-13 bittiğini iddia eder. Pasolini ise, maça kendilerini yeterince vermediğini düşünen takım arkadaşlarına kızdığından devre arasında maçı terk etmiştir. Maç boyunca şakalar komiklikler yapsa da, oyuna saygısı daha fazladır.

B. ve P.
B. ve P.
Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page