[three_fourth]

Kasriş Ormanının kitabı bugün kayboldu. Mahallenin intihara meyilli müezzini ezanı yarıda bıraktı. Üstüne üstlük şehrin bütün ambulansları peşimde.

Bir çıkar yolum yok. Yardım edecek biri de. En yakın arkadaşlarım artık çok uzakta. İhsan inemeyeceği bir ağaca tırmanmış gelemez, Ahmet dul kadınlarla ilgili bir derneğinin olağanüstü kongresinde, Orhan’da çekirdek çitleyip çekirdeğin içini avucunda biriktiriyor.

Ambulanslardan daha ne kadar kaçabilirim bilmiyorum. İnsanlığa son şiirim şu;

Çoğalıyorlar,

Maceraları var,

Daha fazla dayanamam,

Kaçmak mümkün değil,

S.O.S

Dedem altmış yaşında delirmiş. Ben daha yirmi beş yaşındayım. Bir yerde büyük bir hata var. Ayaklarım toplumun ayaklarına uymuyor. Tatillerimi çöp toplayarak geçiremiyorum. Hiç olmazsa mış gibi yapsaydım. Mış,mış. Dı Dı. Dedem paramnezi idi ben ise zavallı bir hebennekayım.

Şu iyi giyinmiş adama sorayım.

– Nöbetçi camii nerde?

– Eczane mi?

– Hasta değilim iyi giyinmiş adam. Sağol.

Hızlı adımlarla yürüyen kadına sorayım.

– Terkedilmiş camii nerde?

– Söyleyecek çok şeyim var benim.

– Anladım. Ama ben erkek değilim. İnsanım. İnanın bir gün anlatmayacağınız şeyleri de anlayacak erkek gelecek dünyaya.

Evimden çok uzaklaştım. Numune Laos Halk Cumhuriyeti Hastanesindeki güzel odam binlerce mil uzakta artık. 115 nolu odam, içinde insanların öldüğü güzel odam, … Hasta oda arkadaşlarım, ölü oda arkadaşlarım, iyileşip giden oda arkadaşlarım. Çok özledim sizi.

Doktorlar beni pek sevmezdi. Çünkü hasta değildim. Gardiyanlarda beni hiç sevmezdi. İlginçtir öğrencilerde.

Sahafçılar sürüyor peşimdeki ambulansları. Neyin intikamını alıyorlar!

Ben kaçarken postacı arabamın içine telgraf attı. Şükürler olsun postacılar hala yaşıyor.

Telgrafta şöyle yazıyor: – Meksika sınırındayım.

Dünya üzerinde yıllardır aradığım ruh ikizim, hayatımın kadını şuan Meksika sınırında. Hemen ivedi bir mesaj hazırladım.

– Artık aşk şiirleri yazamıyorum.

Uzun bir kovalamacadan sonra – yeniçerilerin, şövalyelerin, samurayların ve zabıtaların katıldığı ortak bir operasyonla sahafların ellerinden kurtuldum. Mahalleye geri döndüm. Ama iki akciğerimin huzur bulmasını kimse istemiyor. Müezzinin yarım bıraktığı ezanı okumam gerekiyormuş. Şerefeye çıkıp içimden okudum. Ezanı bitirdiğim an sirenler yeniden çalmaya başladı.

Dedem darülfünunun ikinci senesinde bir cinsilatife muhabbet beslemiş. O sene siren sesleri kulağından hiç eksik olmamış, içi nar olmuş, mülemma şiirler yazmış, sahaflardan dayak yemiş.

Hasılıkelam o sınırı geçmesine izin vermemeliyim.

[/three_fourth]