Bir film için yapılabilecek gelmiş geçmiş en güzel giriş cümlesini bulmuştum fakat uzun zamandır yazmadığım için aklımdan uçup gitti. Onun yerine, gelmiş geçmiş en ezik giriş cümlesiyle başlıyorum yazıya. Ki başladım, geçmiş olsun.

Uzak Doğulular western yapınca ne olur? Mesela kirli sakallı pis kovboylar gider, yerlerine köse ve lavanta kokulu kovboylar gelir. Uzak Doğu’nun hafif batısına, biraz da aşağısına doğru gidersek -yani Tayland’a- durum iyice garip hal almaya başlar ve onların korkunç kişiler olmadığını vurgulamak istermişlercesine karşımıza pembe rujlu ve bol fondotenli kovboylar çıkar.

Filmimiz Tears of the Black Tiger. Hikaye, Türk filmlerinden gayet alışık olduğumuz fakir oğlan/zengin kız aşkı üzerine kurulu. Red Kit’ten bile daha hızlı silah çekebilen, doğuştan yetenekli Dum ile zengin kızı Rumpoey birbilerine ilk görüşte aşık olurlar. Ama biri ağanın kızı, diğeri de kahyanın oğludur. Yani birlikte olmaları imkansızdır. Bir gün, Dum’un babası kasabanın ileri gelenleri tarafından öldürülünce katliam başlar. Dum, intikamını alır ve Black Tiger lakaplı bir kanunsuza dönüşür. Ama aralarındaki aşk hiç bitmez. Ve birgün Rumpoey zorla kasabanın polis şefi ile evlendirilir… Dedim ya, konu olarak Türk filmlerinde farklı değil. O yüzden anlatmaya pek gerek yok. Yaratılan retro hava ve üzerine eklenen huzur dolu Tayland müzikleri konunun önüne geçiyor nasıl olsa.

Filmde John Woo’dan, Sergio Leone’den ve hatta Romero’dan (bir ara korku ve gerilim dolu dakikalar yaşıyoruz) alışık olduğumuz bir çok klişe var. Ama hemen her uzak doğu filminde olduğu gibi hiç bir detay atlanmamış ve düello sırasında mermilerin havada çarpışması, ufak bir yaradan akan kanla bütün nehrin kıpkırmızı olması gibi klasik abartılara yer verilmiş. Tabi bunların yanı sıra, çok az B-movie’de görebileceğimiz kadar muhteşem bir kötü oyunculuk sergilenmiş. Kötü adamların yapay kahkahaları kulaklarınızda çınlıyor, artık yeter diyorsunuz ama durmuyorlar, beyninize beyninize vuruyorlar, vurdukları yerlere tuz basıp limon sıkıyorlar. Kesinlikle müthiş.

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page